İstanbul’u alma savaşı...

Haberin Devamı

Gezi Parkı olaylarının çıkışı, polisin “parka ve ağaçların yıkımına karşı çıkan vatandaşlara” şiddet uygulamasıyla oldu...

Devam etmesi bu olaya duyulan vatandaş tepkisinin, genel hoşnutsuzlukla birleşmesinden kaynaklandı...

Şimdi sürmesinin nedeni ise “İstanbul’u alma kavgasıdır...”

Önümüzdeki yıldan itibaren yapılması düşünülen, Yerel Seçim, Anayasa Referandumu, Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Genel Seçimlerin hepsinin şifresi “bir yerdeki seçimde yatıyor...”

Bu yer İstanbul’dur...

İstanbul en yüksek seçmeni barındıran şeçim merkezi... Türkiye’nin en büyük ili olmanın ötesinde, bütün bu seçimlerin kaderini belirleyecek en önemli psikolojik merkez...

İstanbul’u alan, yarışa 2-0 önde başlar...

***


AKP’ye karşı oluşan ‘operasyonel muhalefet’, İstanbul’u almanın, AKP’yi psikolojik olarak sürklase etmenin ilk ve en önemli kilometre taşı olduğunu düşünüyor...

Aklınızdan şu anda “kim bu operasyonel muhalefet” sorusu geçiyor...

Operasyonel muhalefetin ne olduğunu söylemeden önce, ne olmadığını söyleyeyim...

Operasyonel muhalefet CHP değil...

En azından sadece CHP değil, belki CHP’nin içinden bir kesim...

Operasyonel muhalefet MHP hiç değil...

Keza operasyonel muhalefetin BDP olması da şu anda mümkün değil...

***


O zaman kim bu ‘operasyonel muhalefet?..’

İlk gençlik yıllarında “hakim sınıflar” diye klişe bir ifade kullanırdık...

Yıllar içinde gazetecilikte siyasetin grift ilişkilerine daldıkça, “Hay Allah” demiştim içimden,

- “Üniversitede hakim sınıflar deyip durduk... Ne hakim sınıfı?.. Bunların hepsi birbirini boğazlıyor...”

Oysa ilk gençlik yıllarımdaki ‘hakim sınıflar’ klişesinin ne kadar doğru bir kavram olduğunu çok uzun yıllar geçtikten sonra anlayabildim...

Hakim sınıflar, “toplumun en üst sermaye kesimi”ni ve onların “siyasi, askeri, sivil bürokratik ayaklarını temsil eden” somut ve net bir kavramdı...

Hayatın doğasıydı...

***


‘Operasyonel muhalefet’e gelince...

Toplumun üst sermaye grubu ile onun siyasette destek verdiği unsurlar ve operasyon yaptığı ilişkiler ağını kapsayan bir terim...

Hakim sınıflar olarak bilinen lobi, halihazırda değişen devlet sistemi içinde, bugün Cumhuriyetçi operasyonel muhalefet halini alabiliyor bir anda...

Toplumun en üst sermaye kesimi ve onunla yakın ilişki içindeki politikacı profili...

Uzattım konuyu...

İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına öncelikle, sonra da gelişmelere göre CHP’nin başına Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül hazırlanıyor...

Şu anda ana strateji, İstanbul Belediye Başkanlığı’na Mustafa Sarıgül’ün seçilmesidir...

İstanbul’da yüzde 3 ila 5’lik bir oyun AKP’den CHP’ye kayması halinde Mustafa Sarıgül’ün kazanacağı hesaplanıyor...

Sarıgül’ün muhazakar bir seçmen ayağı da olacak bu seçimlerde...

Bu ayak, İstanbul Belediye Başkanlığı ibresinde CHP’ye avantaj sağlıyor...

İstanbul’daki gösterilerin devamı, yerel seçimlerde AKP’den oy çalar...

Onun için devam edecek bu gösteriler...

Elbette Tayyip Erdoğan’ın karşı hamlesini ise henüz kimse bilmiyor...

TAYYİP ERDOĞAN YA HEMEN SEÇİM DERSE...

Son olaylarla Türkiye seçim atmosferine bir yıl öncesinden girdi...

Bu hava, protestolarla devam ederse AKP’nin aleyhine seyredebilir...

Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını kimse bilmiyor...

Bizce Tayyip Erdoğan’ın şöyle bir açıklaması hiç sürpriz olmaz...

- “Bu Meclis yeni Anayasa’yı yapacaktı... Fakat muhalefet partileri Anayasa konusunda uzlaşmıyorlar... Öyleyse Meclis görev süresini fiili olarak bitirdi... Genel seçimleri öne alıp, yeni Meclis’le taze bir başlangıç yapalım...”

***


Bu önerinin elbette sakıncaları var...

Fakat seçim kararı alan ve seçim atmosferini meydanlara taşıyan Tayyip Erdoğan, son günlerde iktidarına yönelik esen olumsuz havayı tersyüz edebilir...

Tayyip Erdoğan’dan sürpriz bir çıkış beklemek anlamsız değil...

Beklenmeli...

Bu havayı uzun süre devam ettirmez...

Buna karşın muhalefet ve operasyonel muhalefet ittifaklarını sağlam tutmuş gözüküyor...



SADECE “TAYYİP ERDOĞAN’A YÖNELİK” BİR MUHALEFET!..

Son olayların arkasından sürdürülen kampanyada bir şey dikkatimden kaçmıyor...

Göstericilerin tepkisi, esas olarak bir kişinin üzerine, “yoğunlaştırılıyor...”

Doğal olarak o kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan...

İlk bakışta “Ne olacaktı yani?..” diyebilirsiniz...

- “Tayyip Erdoğan’a değil de bize mi yönelecekti tepki” diye söylenebilirsiniz...

Elbette haklısınız...

Erdoğan AKP’nin Genel Başkanı...

Üstelik Başbakan...

Ve her konuda kamuoyunun karşısına çıkan ilk ve tek isim...

Böyle olması doğal...

***


Doğal ama, yine de ben bu işte bir bit yeniği seziyorum...

Muhalefet esasen parti olarak AKP’yi değil, şahıs olarak Tayyip Erdoğan’ı hedefliyor...

Muhalefet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşüyor, durumu ona şikayet ediyor, görevini yapmasını istiyor...

Basının önemli bir bölümünde, “Abdullah Gül ve bazı bakanlar kurtarıcı isim olarak” lanse ediliyor...

Bunların olması çok doğal...

Yine de, bütün bir tepkinin AKP’ye değil, tek bir adama yönelik yoğunlaşması bazı hatıraları aklıma getiriyor...

Mesela ANAP’a karşı da mücadele ederken, partiyi değil Turgut Özal’ı hedef almıştı muhalefet ve derin siyaset...

Çok ince bir politikayla ANAP’la Turgut Özal arasına ince bir çizgi çekmişti...

Özal’ı “Çankaya’nın Şişmanı” diye suçlarken, Mesut Yılmaz‘lı ANAP’ı ayrı tutmuş ve korumuştu siyaset ve büyük sermayeden oluşan muhalefet...

Acaba diyorum aynı stratejik muhalefet anlayışı mıdır bu?..

Ne mi olmuştu o zaman?..

Özal’la, Mesut Yılmaz ve ANAP arasında derin bir çizgi oluşup, bağlar birbirinden koptuktan sonra, önce Özal Cumhurbaşkanlığı’nda tek kaldı ve gitti...

Sonra da ANAP eridi ve bitti...

DİĞER YENİ YAZILAR