Dokuz ay sonra, Mart 2014’te yerel seçimler yapılıyor Türkiye’de...
Günlerdir devam eden krizin getirdiği olaylar neydi?..
“Gezi Parkı kalkacak mı?..
Topçu Kışlası yapılacak mı?..
Atatürk Kültür Merkezi yıkılıp yerine daha büyük bir merkez mi yapılacak?..
Taksim Meydanı araçlara kapalı bir çeşit kongre merkezi mi olacak?..”
Türkiye, bütün tepkilerin bir sepette toplandığı muhalif kitleyle, iktidar ve arkasındaki oy oranı arasında sıkıştı kaldı...
Kriz Gezi Parkı olayının ötesine taştı, Taksim’i içine alarak adım adım ülkeye yayıldı...
12 Eylül bir darbedir...
Ancak Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit, aylarca Cumhurbaşkanı’nı seçebilselerdi, darbeyi o kadar kolay yapamazdı askerler...
Genel seçimlere gidebilseydiler yine o kadar kolay yapamazdı darbeyi askerler...
Türkiye’de bir darbenin şartları yok...
Ancak seçimler, darbeleri engellemekle kalmazlar, krizleri aşarlar, kilitleri açarlar, düğümleri çözerler, hayatı yenilerler, tıkanıklıkları giderirler, demokrasiyi ve özgürlükleri katlarlar...
Bu kriz şehircilik merkezli bir krizdir...
Krize destek verenler; yerel seçimleri de planlıyorlar mı bilmiyoruz, ancak çözümü 9 ay sonra gidilecek yer sandıktır...
İstanbul hem bu seçimlerin, hem de arkasından yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin “tarihi kavşağıdır...”
İstanbul’u kazanan, rakibine karşı büyük bir psikolojik üstünlük ele geçirecektir...
İktidar vakit geçirmeden; oluşmuş kriz ortamını,demokrasi rüzgarlarının estiği yerel seçim atmosferine sokmalı, Türkiye’yi bölen krizi, seçimlerin şarkılı, türkülü, halaylı, bayraklı, özgür havasıyla berraklaştırmalıdır...
Seçim karnavalı; kavgaları önler, özgür seçimlerin doğal rekabetinde havayı yumuşatır demokrasiyi rendeletmez...
Elbette AKP; Topçu Kışlası’nı daha önceden yapacağını söylemiş, zamanında ona göre oy istenmişti...
Fakat şimdi bunu tartışmaya gerek yok... Madem ki bu kadar kriz bu konudan çıktı veya çıkartıldı...
Madem ki 9 ay sonra seçim var...
Madem ki seçim tam da İstanbul’u yönetecek kişiyi belirleyecek...
Taksim’le ilgili karar, demokratik anlayış ve uzlaşının sembolü olarak “seçim sonrasına bırakılmalıdır...”
AKP’nin adayı seçimleri kazanırsa; “Kimsenin sokaklarda bile itiraz edecek gücü kalmayacaktır...”
AKP kazanamazsa, demokrasi tecelli etmiş olacak ve yeni gelen zaten muhtemelen bu projeyi yapmayacaktır... Demokrasi karşındakiyle rekabete girerken, karşındakinin fikrine de saygı duymaktır... Kazanan projesini yapar İstanbul’a...
Kazanamayan bir dahaki seçime kadar rafa kaldırır...
Özgürlükler kazanır, seçim kazanır, demokrasi kazanır...
Türkiye rahatlar, ferahlar...
İstanbul Belediye Başkanlığı üç seçimin “kavşak seçim”i haline geliyor...
Türkiye’nin kaderini belirleyecek yollar kavşak ortaya çıktıktan sonra; belirginleşecek...
Lamı cimi yok, herkes İstanbul seçiminin sonucuna saygı gösterecek ama...
MUSTAFA SARIGÜL’ÜN KARŞISINA TAYYİP ERDOĞAN’IN SİLÜETİ ÇIKMASIN AMA...
Başından beri söylüyorum...
İstanbul seçimleri Türkiye’nin kaderini belirleyecek seçimlerden en önemli kavşak noktası...
Birkaç gün önce, Türkiye’nin etkili ve güçlü ailelerinin; yani bir nevi krem de la kreminin Mustafa Sarıgül isminden yana, ağırlık koyduğunu söylemiştim...
Mustafa Sarıgül geleneksel CHP oylarından daha fazla bir oy oranına hitap ediyor...
Muhafazakarlardan oy alabiliyor...
Pragmatik...
Popüler
Üstelik zaten geçmişten bu yana belediyeci...
Sarıgül’ün muhafazakar bir ayağı da olacak bu seçimlerde...
Muhalefet Sarıgül’ü aday gösterirse rahatlar...
Ancak İstanbul’da sorun iktidar partisindedir...
Kadir Topbaş, İstanbul’da iki kez seçim kazanıp; bunca icraat yaptığı halde, son Gezi Parkı olayında çok pasif kaldı...
İstanbul’da AKP, Mustafa Sarıgül’e karşı, Tayyip Erdoğan’ın silüeti ile seçim mücadelesine girmemeli...
AKP’nin İstanbul adayı Tayyip Erdoğan değil...
Onun İstanbul’a Belediye Başkanlığı yaptığı yıllar çok gerilerde kaldı...
AKP İstanbul adayı, bu kavşak seçimlerde halkın huzuruna çok iyi projelerle çıkmalı, en önemlisi seçilirse İstanbullu’da muhatabın, Tayyip Erdoğan değil kendisi olacağını hatırlatmalı...
Türkiye her olayda AKP adına Tayyip Erdoğan’la yüzleşmek zorunda değil...
İstanbul Belediye Başkanlığı sandığından Tayyip Erdoğan çıkmayacak...
Kim çıkıyorsa İstanbullu’nun muhatabı da o olmalı...
HUZURLU BİR YAŞAM İSTİYORSANIZ...
Karşılaştığınız olaylar veya içinde bulunduğunuz koşullar ne olursa olsun...
Karşılaştıklarınıza vereceğiniz her tür tepkinin, yani kızmanız, alınmanız, darılmanız, kıskanmanız, dövünmeniz, üzülmeniz, nefret etmeniz, suçlamanız, kınamanız, şikayet etmenizin yanında, “huzurlu olmak” her zaman diğer bir seçenek olarak içinizde sizi bekler...
İster bu tepkilerinizden birini yaşamayı seçin, isterseniz her zaman hazır, sizi bekleyen, “huzuru” yaşamayı!..
Eğer, yaşamınız huzur içinde geçsin istiyorsanız; neyle karşılaşırsanız karşılaşın, ne halde olursanız olun, o yaşadığınız halinizin yanında, “huzurlu olmanın” her zaman diğer bir seçenek olarak varlığınızın özünde mevcut olduğunu bilin!..
Seçimi yapacak olan sizsiniz ve bu seçiminizin “huzur”, olmasını engelleyebilecek, sizden başka hiç kimse veya hiçbir şey yok...
Yeter ki sizin tercihiniz, huzurlu yaşamak olsun!..
O, her zaman varlığınızın özünde mevcut!
Unutmayın ki, “huzurun” dışında hiç bir tercihinizle, huzuru bulmuş ve yaşamış olmayacaksınız!
Huzur yerine, hangi tepkiyi veya duyguyu yaşamayı seçerseniz seçin; bilin ki orada sizi yakan ateşi de siz kendi ellerinizle taşıyacaksınız!..
Ateşi seçiminizden dolayı asla kimseyi veya bir şeyi suçlamayın!..
Kendi içinizde yaşamayı seçtiğiniz şey için, dışınızda bir sebep bulmaya ve hele suçu ona yüklemeye hiç kalkışmayın!..
“Bugün huzuru seçersem, o zaman yarın başıma gelecek istemediğim durum karşısında ne yapacağım peki?..” diyebilirsiniz...
Yapacak şey çok basittir...
Yarın olduğunda yine “huzuru” seç!.. Her zaman huzuru seç!.. Zaten başka türlüsünü seçmenin sana ne faydası var ki?..
“Ama hep huzuru seçmek ‘pasiflik’ anlamına gelmez mi?”
Hayır gelmez! Tam aksine, huzursuzluk, pasifliktir, bloke olmaktır!.. Aktif ol, ama aktiviteni huzur içerisinde yürüt!
Yaşanmışı değiştiremezsiniz!..
Ama, huzuru seçtiğiniz zaman, göreceksiniz, beyniniz daha iyi çalışacak, görüşünüzün önündeki darlık kalkacak, daha geniş düşünecek ve gerçekleri daha net göreceksiniz...
Gelişiminiz daha hızlanacak, çevrenize daha faydalı olacak, dünyanız daha güzelleşecek!..
Kişinin, eşine, dostuna, yakınına, uzağına yapabileceği en büyük iyiliklerden biridir huzuru seçmesine yardımcı olmak, ona bu konuda yol göstermek!
Selamete çıkmanın yoludur bu! Nasibi olmayana, bir sözümüz yok elbet, “Allah selâmet versin!” demekten başka...
Allah, “huzursuzluğu feda edebilmeyi” ve “huzur içinde bir yaşam sürmeyi” kolaylaştırmış olsun bizlere!..
Ahmed Hulusi...

