İslam ülkelerinde demokrasi...

Haberin Devamı

Halkın oylarıyla iktidara gelen Cumhurbaşkanı Mursi’nin, Mısır’da askerler tarafından gözaltına alınması “acıklı” bir durum...

Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu ülkelerde, Avrupa Birliği ve Amerikan standartlarında demokrasiye bir türlü geçilemiyor olması, bu ülkelerde bazı kesimleri ve çevreleri gizli gizli sevindiriyor...

Bunu konuşurlarken, dillerini ve duygularını tutamamalarından anlıyorum...

Manşet atarken, “aklından geçeni dillerine yansıtmalarından” çıkarıyorum...

***


Oysa demokrasinin çok açık ve basit kuralları var...

Bu kuralların temelinde tek bir “duygunun disipline olması” esası bulunuyor...

- “Egonuzu disipline edecek, sınırlandıracak ve başka hayatları yok edici kimliğe bürünmesine müsaade etmeyeceksiniz...”

Birinci kuralı bu demokrasinin...

İktidara seçimle gelinecek, seçimle gidilecek...

İktidara her gelen bir “meşruiyet” sorunu yaşamayacak...

Sürekli sorgulanıp, her an beni nasıl iktidardan düşürecekler korkusu yaşamayacak...

Seçimle gelip, seçimle gideceğini, barışçı gelip, barışçı gideceğini bilecek, buna inanacak...

***


İktidarın barışçı yollarla değişmesini garanti altına aldıktan sonra, iktidarların her istediklerini yapamayacakları, azınlığın haklarına saygı gösterecekleri bir hukuk sisteminiz olacak...

Hukuk iktidarları devirmek için var olmayacak...

Hukuk iktidarların uygulamalarına destek çıkmak için bir araç vazifesi de görmeyecek...

Herkesin kendi işini yaptığı, muhaliflerin demokratik yolları kullanarak iktidarları yıprattığı, değiştirdiği, iktidarların darbeler yoluyla değil, sandıklar ve adil hesaplaşmalar yoluyla düşürüldükleri bir sistem olacak...

Demokrasi bu ve çok zor bir şey değil...

***


Zor olan insanların içindeki “başkalarını yönetme arzusu”nun disipline edilmesidir...

Kimseyi yargılamadan yaşayabilmek, insana büyük bir hafiflik hissi veriyor...

Batı dünyasının, medeniyetinin ve demokrasisinin temel noktası, başkalarının hayatlarına, tarzlarına, duygularına ve yaşamlarına karışmamak ve onlar üzerinden rant sağlamaya çalışmamaktır...

Sorun; içinde yaşadığımız Ortadoğu bölgesinde veya Arap dünyasında ya da Müslümanlıkla ilgili meselelerde değil...

Sorun bizzat içimizde...

İster koyu bir Kemalist ister mutaassıp bir Müslüman olarak addedin kendinizi...

- “Kendinizden başkalarının nasıl olması gerektiği üzerine çok kafa yoruyor musunuz?.. Öyle değil böyle olması gerektiği üzerine, onların hayatlarını değiştirmeye ve sınırlandırmaya çalışıyor musunuz?..”

***


- “Sıkma başlılar olmamalı!.. Başörtüsü şöyle takılmalı... Mini etek giyilmemeli... Herkes Atatürkçü yapılmalı... Hayır ‘dini bütün bir nesil’ yeterli olmalı...” gibi önermeleri bütün çevrenize şamil olarak hayal etmekte misiniz?..

Ediyorsanız demokrasinin temel niteliği olan çoğulculuğu tam sindiremezsiniz...

Sindiremeyince de, herkesi kendi bildiğiniz doğrulara göre yetiştirmek istersiniz... “Toplumun ya da çevrenizin bir kalıba girmemesi ve istediğiniz gibi olmaması sizi mutsuz eder...”

Oysa gelişmiş demokrasiler, kimseleri değiştirmek gerekmediğini bilirler...

Bunu bildiğinizde, demokrasi içinizde yeşerir...

Ortadoğu’nun da Müslüman dünyasının da sonunda kadar hakkıdır gelişmiş demokrasi...

Demokrasinin hepimizin içinde yeşermesi...

BİR RÖPORTAJ BORCUM VAR...

İstanbul’daki son günlerimdi...

Gazeteci-yazar ve ekonomist dostum Memduh Bayraktaroğlu İstanbul’a gelmişti...

İki kez buluştuk...

Birinde sohbet, ikincisinde benimle röportaj yapmak için “Gazeteciler.com sitesi için...”

Her İstanbul’a gelişinde uzun sohbetlerimiz oluyor...

Bana gazetecilik yaşamımda fazla bilgi sahibi olmadığım ancak bütün davranışların akışına egemen olan “para” dünyasının pencerelerini açıyor...

Gazetecilik yaparken, fazla ideolojik takılırız biz...

İdeolojilere, fikirlere, siyasete olan düşkünlüğümüz, olayların arkasındaki gerçek saik olan “para” unsurunu görmemizi engeller...

Memduh Bayraktaroğlu, Tansu Çiller’e danışmanlık yapmış bir iktisatçı-gazeteci-yazar...

Onla konuşurken, “Hep siyasi davranışların, tavırların ve bağlantıların arkasındaki para saikinin pencereleri açılmaya başlar” gözümde...

O zaman bütün süreçleri ve olayları birleştirip anlamaya başlarım ben...

***


Son buluşmamızda, “Seninle bir röportaj yapmak istiyorum” dedi bana...

- “Fakat röportaj siyasi konularda olmayacak... Seninle hayatı, aşkı, ilişkileri, çok önem verdiğim kuantumu ve yaşam bilgeliği üzerine düşüncelerini konuşmak istiyorum...” dedi...

Bir sürü şeyi aynı anda yetiştirmeye çalıştığım günlerdi...

Fakat dostumu bu şartlarda da atlatmam söz konusu olamazdı...

- “Merak etme Bodrum’a gitmeden mutlaka görüşeceğiz...” dedim...

Geçen Cuma buluştuk...

Benimle röportaj yapacaktı cep telefonunu kayıt için masaya koydu...

***


O anda aklımıza geldi, yazdığı ve yeni çıkan kitabı...

- “Hay Allah...” dedi, “Sana kitabı getirmeyi unutmuşum... Arabada kalmış kitap...”

“Aşk Tehcir Dinlemez... Harputlu Azize...” diye gerçek olaylardan esinlenen bir aşk romanı yazmıştı...

Hazreti Muhammed’in ilk eşi Hazreti Hatice’nin bir Musevi ailesinin kızı olduğunu belirten kitap, onaltıncı kitabıydı Memduh Bayraktaroğlu’nun...

- “Müsaade edersen arabadan bir aldırayım da sana vereyim kitabı...” dedi,

- “Sonra röportaja devam ederiz...”

- “Memnuniyetle...” dedim, o ana kadar yaptığımız röportajı kestik, görevli çocuğun arabadan kitabı alıp getirmesini bekledik...

Kitap gelince imzaladı ve verdi...

- “Google’a bir gir, hiçbir kitabımdan bahsedildiğini görür müsün?..” dedi bana...

- “15 kitap çıkardım bugüne kadar; tek bir kelime bahsetmediler, medyadaki örgütlenme...”

***


Nasıl bir yazar olduğunu, 46 yıllık aşkı karısıyla Urla’da sabah 06’dan itibaren nasıl bir disiplinle yazı yazma işine girdiğini biliyorum...

Keskin bir zekası, olayları okurken kimselerin görmediği ve görmek istemediği yerlere dokunan bir sezgisi vardı...

Fakat “şansızlıkların yakasını bir türlü bırakmadığını” düşünüyordu...

Bu düşünce onda, bir inanç haline gelmişti...

Kalemi değme yazarlara taş çıkartırdı...

Zekası, sezgisi ve bilgisi “benim” diyen gazeteciye tur bindirirdi...

Ancak o “beyninde ve ruhunda oluşan kırılgan yapı” ona yazdıklarının daha baştan “raflarda en çok satanlar listesine” girmeyeceğini düşündürüyordu...

***


Onunla röportajda “evreni, görünmeyen şifreleri ve şifrelerin hayatı nasıl etkilediğini” konuşmaya çalıştık...

Uzun sürdü röportaj...

Bittiğinde “bir dostuma görevimi yerine getirmiş olmamın iç huzuruyla” kendi koşuşturmamın içine daldım...

Ertesi günü telefon geldi...

Beni arıyordu...

Telefonu açtım...

- “Ne olduğuna inanamazsın...” dedi...

- “Dünkü röportaj esnasında kitabı alması için teybi kapattık ya... Yeniden açtığımızda yanlış bir şey yapmışım, röportajın büyük bölümü silinmiş gitmiş... Görüyor musun şansızlığı?..”

***


Merak etmemesini söyledim...

Nasıl olsa yapardık...

Dün Harputlu Azize kitabının gazeteciler.com’daki röportajını okuduğumda, fark ettim ki sevgili dostum, bu denli keskin zekasına, inanılmaz sezgilerine ve Türkiye’de olan biten olayların perde arkasını süzebilen derin bilgi birikimine karşın, “birilerinin hep kendisini engellediğini” düşünmekte...

Muhtemelen öyledir...

Fakat engellediğini düşündüğü kişileri kafasından çıkartıp atarsa, onlar bir daha dostumu engelleyemez konuma düşerler...

Aslında onunla yaptığımız röportajda söylemeye çalıştığım gerçek de buydu...

***


Kafanızın içinden, hayatta sizi engellemeye çalıştığını düşündüğünüz kişileri silip atın...

Onların sizin enerjinizi ve kafanızın içini yönetmesine izin vermeyin...

Kendi gücünüze, kalbinize ve ilhamlarınıza güvenip bildiğiniz yolda ilerleyin...

Bir süre sonra sizi kimsenin engelleyemediğini görecek ve şaşıracaksınız...

Onların durumu ise hiç iyi görünmeyecek gözünüze...

DİĞER YENİ YAZILAR