İnternet sansürü ve 11 yaşındaki kızım...

Haberin Devamı

On gün önce, İzmir’deki Ekonomi Üniversitesi’nin zehir gibi sorular soran öğrencileriyle söyleşideydim...

Bir kız öğrenci kalktı “Reha Bey” dedi...

“Çılgın Proje hakkında ne düşünüyorsunuz?..”

Tam, Çılgın Proje diye Kanalİstanbul projesini gözümün önünden geçiriyordum ki, “Internet’e sansür projesine ne diyorsunuz?..” diye vurgu yaptı...

Kız öğrenci, “çılgın proje”den, Kanalİstanbul projesini değil, internete aile paketi gibi değişik adlar altında, yapılacak sınırlamaları anlıyordu...

Genç kız öğrencinin “çılgın proje”den anladığı “internete sansür”dü...

***


Bu seçimlerde AKP tek başına iktidara gelecek mi, gelecekse yüzde kaç oyla gelecek bilmiyorum...

Bildiğim şu;

AKP yüzde 50’yi de bulsa, “özel hayat, evlilik dışı seks kasetlerine bakış, internete sansür, Muhteşem Yüzyıl dizisine yasak, alkollü içkilerin satışında ve içiminde sınırlamalar gibi tartışmaların yükünü üzerinde taşıyacak...”

AKP yöneticileri bunu pek dert etmiyorlar farkındayım...

Toplumun muhafazakar dokusunun, hissedilir çoğunluğu “onlar gibi” düşündürttüğünü biliyorlar...

Muhtemel içlerinden “Bağırsın zibidiler... Onlar bağırdıkça aile kavramını önemseyenler bizim ne kadar doğru bir iş yaptığımızı farkediyorlar...” diye geçiriyorlar...

***


Elbette çoğu aile “Porno siteleri yasaklansın... Çocuklar internete gireceğim derken bu sitelere girmesinler...” diye içinden geçiriyor...

Ayşe Nazlı 11 yaşında...

Internet’i babasından ve annesinden fersah fersah daha iyi kullanıyor...

Ben yapamadığım bazı işlemleri, Ayşe Nazlı’nın teknolojik yardımını alarak yapıyorum zaman zaman...

Kızımın “porno sitelerinde izleme yapmasını” isteyecek halim yok elbette...

Bu meseleyi antivirüs programları mı artık her ne karın ağrısıysa bir türlü çözmemiz lazım farkındayım...

Annesiyle biran önce bu konuyu konuşmam gerektiğini de biliyorum...

Ancak eminim ki, Ayşe Nazlı ve onun gibi milyonlarca gencin “porno sitelerinden uzak durmasının” yolu, internete sansürden geçmiyor...

Bunun bir yolu yordamı olmalı...

“Birilerini koruyoruz” diye, birilerine neyi izlemeleri gerektiğini söylemek, gençliğimden bu yana sevmediğim bir uygulama...

***


“Özgürlükler” meselesini küçümsememeli AKP...

Beyaz Türk’ler, çoğu zaman “darbeci olduklarından” değil, önem verdikleri konularda “sansüre ve kısıtlamalara gidilmesine” karşı olduklarından, oy vermiyorlar AKP’ye...

“Radyomu istiyorum” diye siyah kurdelalar bağlandığında arabalara, AKP yoktu iktidarda...

Nasıl ki her taşın altından bir irtica aramak doğru gelmiyor...

Her hareketin, gösterinin ve protestonun altından da “darbeci izleri” aranmamalı...

AKP; ‘bireysel özgürlükler’ konusunun kendisiyle Beyaz Türk’ler arasında bir duvar oluşturduğunu artık görmeli...

*****


TUZ TANECİKLERİ VE MUTLU OLMA SANATI...

“Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı...

Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi...

Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu küçük bir testi suya atıp içmesini söyledi...

Çırak yaşlı adamın dediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı...

“Tadı nasıl” diye soran yaşlı adama öfkeyle “çok tuzlu” diye cevap verdi...

Usta gülümsedi ve bu defa çırağını kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı...

Sessizce az ilerideki gölün kıyısına doğru götürdü ve bir avuç tuzu bu defa göle atıp, gölden su içmesini söyledi.

Söyleneni yapan çırak ağzının kenarından akan suyu silerken mutlu görünüyordu...

Usta yine sordu; “Tadı nasıl?”

-”Ferahlatıcı” diye yanıtladı genç çırak bu defa.

-”Tuzun tadını aldın mı yine?..” diye sordu usta...

-”Hayır” diye cevapladı çırağı...

***


Bunun üzerine yaşlı usta suyun yanına diz çöktü ve genç çırağını yanına oturttu;

“Hayattaki ızdıraplar da tuz gibidir...

Ne azdır, ne de çok...

Izdırabın miktarı hep aynıdır...

Ancak bu ızdırabın acılığı, neyin içerisine koyduğuna bağlıdır...

Izdırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ızdırabı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir...

Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya, hatta derya olmaya çalış...”

***


Bu öyküyü bana yollayan Burçin Alpacar, mutlulukla ve acılarımızla ilgili Quantum’dan esinlendiği belli düşüncelerini şöyle aktarıyor:

“Hayata dair bu ‘farkındalık öyküsü’ her şeyin bizim zihnimizde başlayıp, bizim zihnimizde bittiğini anlatıyor...

Hayat ‘ne zor, ne de çekilmez’ bir yer...

Zor olan ve çekilmez olan, olaylara bizim bakış açımız...

Etrafınızda bulunan ve sürekli mutsuz olan, şikayet eden kişilere bir kez de gözlemci bir gözle bakın... Göreceksiniz ki şikayet etmelerine rağmen sürekli benzer olayları yaşamaktalar...

Çünkü sürekli benzer seçimleri yapmaya devam ediyorlar...

Kararlarınız, seçimleriniz, tutumunuz ve bakış açınız değişmediği sürece her şey aynı düzende akmaya devam edecektir...

Değişim sizde başlayan ve sizde yaşanılıp, tamamlanması gereken bir kavram...”

***


Zaman zaman sohbet esnasında “benim çok şanslı” olduğumu düşünen tanıdıklar, dostlar çıkar...

Hiç sesimi çıkarmam...

Ancak o sırada içimden, yaşadıklarım ve yaşamakta olduklarım geçer...

Onları uçsuz bucaksız bir denizin içindeki küçük tuz tanecikleri yapma çabam aklıma gelir...

İri tuz taneciklerini, bir bardak suya değil, sonsuz özgürlüklerle dolu uçsuz bucaksız mavi denizlerin ortasında yok etme çabalarım aklıma gelir...

“Şanslısınız” lafına gülümserim...

Tanrı’nın kızgınlığını üzerime çekmemek için, “ben şanslı değilim” demem...

Oysa bilirim ki;

Tuz taneciklerini küçültmek için, suları yükseltmek gerekir...

Suların seller gibi aktığı güzelliklerde, tuz tanecikleri tamamen etkisizleşecektir...

*****


TAYYİP ERDOĞAN’A SUİKAST...

Sabah’ın internet sayfasında Aytekin Gezici’nin son kitabının içeriğiyle ilgili çarpıcı bir haber vardı dün...

“Başbakan Tayyip Erdoğan, bir MGK toplantısına hazırlanırken, kendisiyle yüz yüze görüşmek konusunda ısrarcı olan bir tanıdığı kabul eder...

O kişi, Tayyip Erdoğan’a birazdan toplantıda kendisine verilecek suya dikkat etmesini ve içmemesini söyler...

Tayyip Erdoğan toplantıda kendisine verilen suyu içmez ve suyun bir kısmını cebinden çıkardığı bir kağıt mendile döker...

O kağıt mendili toplantı bitiminde çantasına koyar ve salondan ayrılır...

Mendil üzerinde daha sonra yapılan incelemede, suyun içinde ‘öldürücü etkisi bulunan etkili bir zehir’ ihtiva ettiği sonucu çıkar...”

***


Aytekin Gezici’nin yazıp, Sabah Internet sayfasında yer alan bu haber gerçekten ürkütücü...

Doğru değilse hemen yalanlanmalı ve hiçbir şekilde spekülasyonu yapılmamalı...

Eğer doğruysa o zaman çok tehlikeli bir gelişme var demektir...

Üst düzey bir toplantının ortasında Bşabakan’a verilen “suyun içinde başka şeyler varsa” insanlar gerçekten bu ülkede haybeye yaşıyor demektir...

Çok tehlikeli ve ürkütücü bir haber bu...

Doğru mu yanlış mı mutlaka ortaya çıkartılmalı!..

DİĞER YENİ YAZILAR