İnsanlığın gizli şifresi...

Haberin Devamı

Hafta sonu bir arkadaşım, “The Host-Göçebe filmine tek başına gitme... Ayşe Nazlı’yla beraber izleyin, çok sevecek...” dedi...

Özel okulların bir haftalık tatili var...

Dün aldım kızımı, İstinye Park’ta ‘Göçebe-The Host’ filmine gittik...

Duygu dolu, sımsıcak bir bilim kurgu filmi The Host...

***


Savaşmayan, çatışmayan, kavgayı sevmeyen, barışçıl uzaylılar dünyayı fethediyorlar...

İnsanların bedenlerinin içine girip bir süre sonra onları yok ediyorlar...

İnsanların büyük çoğunluğu, uzaylı ruhların bedenlerini istilası karşısında hiçbir şey yapamıyor ve teslim oluyorlar...

Melanie Strayder ve birkaç kişi var ki onlar mucizevi bir güçle; teslim olmuyor ve bedenin içinde aklın almayacağı bir direniş gösteriyorlar...

Bedenlerine giren “uzaylı ruhlara” teslim olmak bir yana, adım adım onlara kendilerini kabul ettiriyorlar...

Hafızayla, hatıralarla ve vücut ezberiyle...

***


İnsan olarak en vazgeçilmez gücümün ne olduğunu hep sormuşumdur kendime...

Yıllar içinde öğrendim ki, bir şeyi tutkuyla hissettiğim bir sevgiyle yapıyorsam, içimdeki ilhamın, direncin, mucizenin haddi hesabı olmuyor...

Televizyonculuğu öyle yapmıştım...

Gazeteciliği de...

Birkaç yıl önce, “çocuklarımdan uzak kaldığımda”, medya dünyasında benimle geçmişten hesabı olan ne kadar namert yaratık varsa üzerime gelmişti...

- “Yakaladık şimdi onu...” demişlerdi...

- “Bu sefer kurtulamayacak elimizden...”

***


Oysa çocuklarıma duyduğum sevginin boyutları öylesine sınırsız ve sonsuzdu ki, böyle bir sevgi karşısında, değil “Yakaladık onu” diye sevinen zavallılar çetesi, dünyanın bütün orduları gelse karşı duramazdı...

Çocuklar ayrı düşmenin sınırsız sevgiyle dolup taşan ‘deli güç’ü karşısında hiçbir çetenin, hiçbir şey yapamaya gücünün yetmeyeceğini biliyordum...

Onlar bilmiyordu, ben biliyordum...

Sevginin gücünün ne olduğunu, nelere kadir olduğunu biliyordum çünkü...

***


Dün “The Host-Göçebe” filmini izlerken, Melanie Strayder’ın, küçük erkek kardeşine ve sevgilisine duyduğu sonsuz sevginin “bir uzaylının bedenini işgal etmesine rağmen, nasıl direnç gösterdiğine” tanık olunca, iki üç yıl önce yaşadığım trajik günler geldi gözlerimin önüne...

Ayşe Nazlı’nın saçlarını okşadım...

İnsanlık her şeyiyle gün gelir zapt edilebilir...

Fakat bir şey var ki, onun zaptı pek mümkün değil ve zapt edilecekse en son zapt edilebilir...

O şey “insanı ayakta tutan, insanlığı var eden, insanı yaşatan birbirine karşı duyduğu karşılıksız sevgidir...”

Bu çocuğunuz olabir, sevgiliniz olabilir, işiniz, tutkunuz, takımınız, vatanınız olabilir...

Onu yok edemezsiniz...

İnsanlığı var eden şifre o tutkuda kendini bulan sevgidir çünkü...

Göçebe filmine gittiğinizde, “insanlığı yaratan sevgi şifresinin insanı nasıl uzaylıların istilasından koruduğuna” tanıklık edeceksiniz...

Sevmesini biliyorsanız, gözünüzden bir damla yaş süzülmesi mümkündür...

Sevmesini bilmiyorsanız da fazla üzülmeyin; sizi zaten “uzaylılar fethedecekler!..”

MUTLULUĞUN RESMİ...

Hep daha fazla şeye sahip olduğumuzda daha mutlu olacağımızı zannederiz...

Daha büyük bir eve sahip olduğumuzda, daha gösterişli bir araba aldığımızda, daha marka bir kıyafet giydiğimizde, daha güzel bir kadın ya da daha yakışıklı bir adamla beraber olduğumuzda...

Oysa mutluluk aldığınız şeylerin değerli olmasıyla ‘katlanacak’ bir şey değildir ki...

Mutluluk alacağınız şeyleri daha değerli kılarak değil, kendinizi daha değerli kılarak sağlayacağınız bir şeydir...

***


Robin Sharma şöyle der:

“Mutluluk daha büyük bir net değerin peşine düşmek değil, kendi değerinizi daha yüksek bir hale getirmektir...

Daha fazla para kazanmak değil, daha fazla anlam kazandırmaktır...

Mutluluk sadece başarılı olmak değildir... Gerçekten önemli ve bu dünyada kalıcı bir değer yaratmış birisi olmaktır...”



ŞEKER ÖLDÜRÜYOR...

Nefes çalışması aldığım arkadaş, “Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın sitesini inceliyor musun?..” demişti, “Şekerin öldürücü etkisini açıktan yazıyorlar orada...”

Amerikan Sağlık Bakanlığı sitesinde şeker, tuz ve yağın beyin üzerindeki yok edilemeyecek hasarı on line yazılıp çizilirken, bizde “sigaranın kapalı alanda içilmesi için lobi faaliyeti yürütülüyordu...”

En acısı da neydi biliyor musunuz?..

Amerika’da Sağlık Bakanlığı “şeker öldürcüdür” derken, Türkiye’de kapalı alanlarda sigara içilmesin demek “laikliğe aykırı bir faaliyet olarak” gösterilmeye çalışılıyordu...

***


Bugün bizim gazetede Amerika’nın yılda 280 milyar dolar ciro yapan 11 dev şirketinin CEO’larının “sağlık değil kârlılık” şiarıyla nasıl gizli toplantılar yaptıkları, ürünlerinde “daha fazla şeker, yağ ve tuz” kullanımını nasıl sağladıklarının haberi var...

Kendimizi “kullanılmaya müsait” sloganların etkisinde gördüğümüz günler artık yavaş yavaş geçiyorlar...

Dev şirketlerin içlerinde sigara ve alkolle taçlandırılmış bitmek bilmeyen kâr hırslarını, “laiklik”; şeker, un, yağ, tuz ve mayonezle terbiye edilmiş kazanç dürtüsünü ise “lezzet” olarak aldık...

Alkol “zararları fazla konuşulmaya müsait olmayan” bir “gusto ve çağdaşlık” meselesiydi zaten...

Şimdi şekerin, yağın, tuzun, unun, nasıl bir lezzet!!, sigaranın ve alkolün de nasıl bir laiklik!! haline geldiği, kapitalist oligarkların kâr hırslarının gizli toplantılarının deşifresinde ortaya çıkıyor...

Daha neler çıkacak neler?..

***


Gösterilen her şeyin altındaki “para kazanma dürtüsünün” gizli şifreleri çıkacak teker teker ortaya...

Sloganların etkilediği zavallılıklar sona erecek...

Hayat ve gerçek kazanacak...

DİĞER YENİ YAZILAR