'İmamın ordusu...'

Haberin Devamı

Dün akşam saatlerinde Milliyet’in internet sitesi 50 bin kişinin “İmam’ın Ordusu” kitabını indirdiğini yazıyordu...

Kitabın “üzerindeki notlarla düzeltilmiş hali mi, yoksa düzeltilmemiş hali mi” bilmiyorum...

Önemi de yok zaten...

İnternet çağında bütün değerler kökten bir değişime uğruyor...

***

Hayat bireyselleşiyor...

Demokratikleşiyor...

Yaşam tarzları, hayatın okunuşları yeni bir hal alıyor...
Bir “örgüt bağlantısı mı var” bu kitapta bilmiyorum...
“Paragrafların üzerindeki notları kimler yazmış” kim bilir?..

Bunları savcılar bulabilir, mahkeme saptayabilir...
Sonra da gerçekler neyse söylenir...

Ancak adı ister kitap olsun, ister doküman bir çalışma bu muameleye tabi tutulursa birkaç saatte 50 bin kişi tarafından indirilir...

***

Bazen birileri özellikle mi böyle yapıyor diye düşünüyorum...

Büyük hedefler saklanabilsinler, gizlenebilsinler diye mi hedef şaşırtılıyor anlamıyorum...

Yoksa “gizli bir güç savaşı bizim aklımızın üzerinden mi oynanıyor” çözemiyorum...

Ben de herkes gibi “İmam’ın Ordusu”nu okumaya başladım...
İnternetten okuyarak suç mu işliyorum bilmiyorum...

Okuduğum hakkında görüş bildirmem suç mu onu da kestiremiyorum...

***

Her şey altüst oldu bu ülkede...

Kim olduğunu az buçuk tahmin ettiğim, ancak kesinkes ne yaptıklarını kestiremediğim, gizli güçler, çok gergin bir savaşın içindeler...

Her şey, herkes, her değer kullanılıyor bu savaşın içinde...

Bir parti lideri, “bir kadınla sevişme sonrası çekilmiş görünen bir seks kasetine” muhatap oluyor...

Öyle bir yerden montajlanmış ki kaset, “sevişmenin hard porno görüntüleri de bende” diye adeta bas bas bağırıyor...

***

Sonra bir başka genç kadın, o parti liderine gidiyor...
“Bana taciz etti bu adam” diye bütün zirve noktalarını yana yakıla telefonla arıyor...

Bu yetmiyor “büyük balık”a yönelik bir operasyona girişmek istiyor genç kadın...

“Bana teçhizat sağlayın” diye ana muhalefet liderine gidiyor...

Bu konuşmalar “yayınlanıyorlar...”

Yayınlananlar bunlar, ancak yayınlanmayanlarda ne var onu kimse bilmiyor?..

Gerçek yayınlananlardan mı ibaret yoksa yayınlanmayanlar başka bir gerçeği mi anlatmaktalar...

***

Sonra bir kitap çalışması “örgüt dokümanıdır bu” denerek toplatılıyor...

Bu çalışmayı yapanlar içeri alınıyorlar...

Bütün bunların ardından bu işlerin başındaki savcı terfi ettirilerek görevden alınıyor...
Nasıl bir savaş bu?..

Bu savaşın bize sunulan “kırıntılarından” gerçeğe ulaşmak mümkün mü?..

Kimler üzerimizde tepinmekteler?..

Her kırıntının üzerinden gerçeği ve demokrasiyi arama sevdası, sinirlerimizi harap etti...

Labirentin içinde, umutsuzca peynire ulaşmaya çalışan ve sürekli duvara tosluyan bir taşvan gibiyiz hepimiz...

Yukarıdan labirente, tavşana ve peynire bakanlar ne kadar eğleniyorlar kim bilir şimdi?..

***

Ulaşmak istediğimiz “peynir” ne kadar küçük ve basit halbuki...

Sadece kimsenin kimseye dokunmadığı bir ülkede yaşamak istiyoruz...

Hepsi hepsi istediğimizi söyleyebildiğimiz, dilediğimizi yaşayabildiğimiz bir tarzımız olsun diye arzuluyoruz...

Biz kimsenin yaşam biçimine karışmayalım, kimse de bizim yaşam biçimimize karışmasın diye hevesleniyoruz...

Özgürce konuşalım, keyifle hayatı paylaşalım, çalışalım, üretelim, para kazanalım ve mutlulukla harcayalım istiyoruz...

Aslında peynir bile değil istediğimiz labirentin sonunda...

Sadece temiz ve derin bir nefes almak istiyoruz...

Güneşe bakarak ve yaşadığımızı hissedercesine...

*****

SAMANYOLU TV’DEKİ ERKENKONDU DİZİSİ!..

İki haftadır gazete tiraj raporlarında Vatan gazetesinin haftalık kaç sattığını göremiyorum...

Dikkatsizlik sonucu Vatan’ı atlamışlar belli ki...
Tiraj raporu yayınlayan birçok internet sitesine giriyorum, hiçbirinde Vatan’ın satış rakamları yok...

Sonunda eski haber müdürüm kardeşlerimden birine mesaj attım...

“Vatan’ın ne kadar sattığını yayınlamıyorsunuz...

Muhtemelen tiraj raporunu sizden veya tek bir siteden alan bütün siteler aynı eskiklikle yayınlıyorlar... Durumu sitenizde düzeltirseniz, satış raporlarını eksiksiz mükellef olarak okuyabileceğim... Hem sizden hem de tüm sitelerden...”

***

Açıkçası gün içinde her siteye düşen haber, bir süre sonra bir başka sitede yayınlanınca, ben de ipin ucunu kaçırdım...

Önceki akşam “Gazeteciler” sitesinde görüp, üzerine analiz yazdığım “Samanyolu TV’de Erkenkondu dizisi savcı Zekeriya Öz’ün görevden alınacağını nereden biliyordu?..” yazısında haberin münhasıran bu sitede yayınlandığını farketmedim...

Farketmeyince de “Gazeteciler” sitesinin ismini vermedim...
Öğlene doğru ağır salvolarıyla karşılaşınca durumu idrak ettim...

Bilseydim haber “münhasıran” kendilerinindir, elbette ki gururla sitelerinin adını yazardım...

Beni tanıyanlar ne emek ne de başka türden hiçbir hırsızlık, dolandırıcılık, çürük, çarık işlerle ilgili olmadığımı bilirler...

***

Erkenkondu haberinin orijini Gazeteciler sitesinindir...

Ne yazık ki, sitedekiler beni eleştirirken; yok ben “Samanyolu TV’yi izler miymişim?.. Ben kendimi rating kralı olarak görür, onları küçük görürmüşüm!..” türü yalan yanlış “çürük” ifadeler kullanmışlar...

Gazeteciler sitesindeki arkadaşlara hatırlatmalıyım ki, “Çürük” işlerle benim hiç alakam olmaz...

Samanyolu TV de Kanal 7 de, Yeni Şafak gazetesi de, Vakit mevkutesi de, “makbul”den sayıldıkları bugünlerde değil, “ötekileştirildikleri ve mağdur oldukları” o günlerde benim nazarımda, hiç öteki beriki muamelesi görmediler...

***

Show Haber’in bugünkü gibi yerlerde sürünmediği, Türkiye’nin televizyon rekorunu kırdığı efsane günlerde SHOW Haber merkezindeki bütün arkadaşlarımla Kanal 7’de çıktığımız programda “yaptığımız haberlerin karakutusunu, birbirimizle dalga geçerek anlatmaktan çekinmemiştik...”
Samanyolu TV’ye Beşiktaş yöneticisi olarak çıkıp, İhsan Kalkavan’la Beşiktaş’ı paylaşırken aklıma hiç “Benim burada ne işim var?..” sorusu gelmemişti...

Başkalarına ukalalık taslama, küçük görme, snobluk yapma bende olmaz...

“Çürük ve puslu” işler bize uğramaz arkadaşlar vel hasıl-ı kelam!..

Umarım size de misafirliğe gelmemişlerdir...

DİĞER YENİ YAZILAR