İlkokula başlayacak çocuklar... Ve sen hâlâ tutuklusun Mustafam!..

Haberin Devamı

O günü; dün gibi hatırlıyorum Mustafa... Mart’ın 6’sıydı... 2009 yılı... Senin yeni doğmuş oğluna Deniz adı koymuştun...

Benim eşim olan Deniz hamileydi...

Doktor ikizlerin olacağını müjdelemişti bize...

Mayıs’ın ortalarına doğru doğum bekliyorduk...

Senin içeri alındığını o Mart günü, televizyon kameralarının evinin önündeki görüntülerinden görmüştüm Mustafa...

***


Sessiz, sakin; kaderinin bir bilinmezine doğru gitmekteydin...

Benim çocuklar doğmak üzereydi...

Senin ikinci çocuğun yeni doğmuştu...

Doğal olarak aklıma çocuklar gelmişti...

- “Yeni de oldu çocuğu...” demiştim Mustafa‘nın;
- “Uzun sürmez inşallah tutukluluğu...”

***


Dün okullarına gittim çocukların Mustafa...
Artık çocuklar 5 yaşında ilkokula başlıyorlar buralarda...
Kanun değişti...

Öğretmenleriyle konuştum...

- “Liseyi dört yıl okuyacaklar...” dedim nasılsa...
- “Bu yıl başlasalar, benimle aynı yaşta mezun olacaklar okuldan...

Mahsuru yoksa sizin için bu yıl başlasınlar ilkokula...”
Bir aksilik olmazsa, bu yıl okula başlıyorlar, hiç görmediğin çocuklar Mustafa...

***


Sen içeri düştüğünde onlar daha dışarı çıkmamışlardı; çıkmak üzereydiler annelerinin karnından...
Doğdular...

Hiç de kolay olmayan günlerden geçtiler... Seneler geçti, nice dramlardan meşakkatlerden geçtik, ölmedik, direndik...
Çocukları ilkokula başlayacak yaşa getirmeye çalıştık Mustafa...

Oysa sen hala tutuklusun...

Ne diyeyim bilmem ki?..

Bir şeyleri diyecek zamanları da geçtim Mustafam...
Diyeceklerimin bir anlamı olacak mı, onu da bilmiyorum ki?..

Dün ilk defa yaz okullarına baktım, okyanusların ötesinde...

Alsam götürsem diyorum onları; oralarda biraz sanat, biraz spor, biraz barış, biraz hoşgörü, biraz uzlaşı teneffüs edecekleri bir iki ay geçirseler...

İlkokula başlıyor artık çocuklar...

Ve sen hâlâ tutuklusun Mustafam...

İlkokula başlayacak çocuklar... Ve sen hâlâ tutuklusun Mustafam..



*****


Paparazziler yüzünden evlerini satan ünlüler....

- “Silvester Stallone bu malikanede oturuyordu...” dedi, Benjamin...

- “Şimdi sattı bu evi... Çünkü oturamıyordu... Bütün otobüs turları bu evin önünden başlardı... Hayranları onu rahat bırakmazdı... Ve Paparazziler... Bu mahallede kamp kurarlar... Hiçbir ünlü rahat rahat evinden dışarı çıkamaz... Onun için en sonunda, yukarıda kendilerine özel güvenlikli yeni bir mahalle inşa ettiler... Çoğu orada yaşıyor... Mahalleye paparazzi giremiyor... Giriş çıkışlarda var... O mahallenin fiyatları burayı ikiye katlıyor...”

***


Aynı zamanda profesyonel bir müzisyen olan Benjamin kullanıyordu arabayı...İlkokula başlayacak çocuklar... Ve sen hâlâ tutuklusun Mustafam..

Dünya starlarının yaşadığı Los Angeles’taki Beverly Hills’i gezdiriyordu bana...

Her yer yüksek duvarlar ve yeşilliklerle kaplıydı...
Dünya starları o yüksek duvarların ve yeşilliklerin arkasına saklanarak yaşamak zorundaydılar...

Michael Jackson’un hayattayken paparazzilerden kaçmak için yaptırdığı özel demir kapıyı gösterdi Benjamin...

Arkada sote bir yere gizlenmişti kapı...
Paparazzilere yakalanmamak için oradan çıkıp giriyordu Michael Jackson...

***


Birkaç saat önce, öğle yemeğini yerken, aniden fark etmiştim yanımdaki masada oturan adamın ünlü aktör Michael Caine olduğunu...

Rahat ve umursamaz bir tavırla oturuyordu masasında...
Ivy geniş bir bahçesi olan muhteşem bir Batı Hollywood restoranıydı...

Brunchları, öğle yemekleri, kokteylleri ve dünya starı müşterileriyle ünlüydü...

Restoranın hemen dışında paparazziler birbirleriyle oyunlar oynuyorlardı...

Fotoğraf makineli olanı kavisler çizerek kaçmaya çalışıyor, televizyon kameralı olanı onu koşarak çekmeye uğraşıyordu...

***


30 yıllık televizyonculuk hayatımda, her şeyi görmüştüm, ancak “görüntü antrenmanı yapıldığına” ilk defa şahit oluyordum...

Cadde üstünde dünyanın ünlü markalarının mağazaları vardı...
- “Ünlüler burada alışveriş yaparken, caddeyi boydan boya kapatırlar...” demişlerdi...

Paparazziler gelemesin ve resimlerini çekmesin diye...
Daha çok Angelina Jolie ve Brad Pitt böyle yapıyordu söylediklerine göre...

***


Milyonlarca dolarlık yerler...

Yüz milyonlarca dolarlık huzursuz hayatlar...

Evinde rahat edemediğin, yeşillikler ve duvarla örerek kopkoyu yalnızlıkların içinde yaşadığın, dışarısıyla arana set çekerek farklılaştığın huzursuz hayatlardı bunlar...

Yıllar önce, karmaşık bir ilişkinin ortasına düşmüş, aşkımı paparazzi dünyalarının göbeğinde, evimin önüne gidemez bir halde yaşamak zorunda kalmıştım...

“Paparazzilerin evlerin önünde hayatı zindan etme özgürlüğünü” basın özgürlüğü olarak sunan gazete yöneticilerinin revaçta olduğu günlerdi o günler...

***


Onlara “çok kutsadıkları basın özgürlüğünün aynısını iadeli taahhütlü göndereceğimi” net bir şekilde izah ettikten sonra kendi evime mütevazı bir şekilde girip çıkabilir hale gelmiştim...

Benim şeffaf hayatımla uzaktan yakından ilgisi olmayan, besbin beter hayatlar yaşamakta, ancak kurnazca gizlenmekteydiler...

Her zaman olduğu gibi ikiyüzlü ve çıkarcıydılar...

***


Paparazzi özgürlüklerinin arkasında neler olduğunu, İlkokula başlayacak çocuklar... Ve sen hâlâ tutuklusun Mustafam..onları yapanların aslında “basın ve paparazzi özgürlüğü adı altında” neyi amaçladıklarını, hangi rantların hangi görüntü ve haberlerin karşılığında sağlandığının farkındaydım...

Dünya adil değildi...

Bu anlamda Los Angeles ile İstanbul arasında kalite değil, kantite, nitelik değil, nicelik farkı vardı...
Basın özgürlüğü aslında basına sahip olan paranın yani sermayenin özgürlüğünün kamufle edilmiş, etikleştirilmiş şekliydi...

Basın özgürlüğüne karşı çıkanlar ise, basının özgürlüğüne karşı çıkmaktan ziyade, “paranın hareketini kontrol etmek istiyorlardı...”

Bir oyundu oynanan...

Aktörleri ve aktristleri belli; iki tarafın da bildiği...

***


Bir Toscana şarabı açtırdım öğlen yemeğinde West Hollywood’da konuklarım şerefine...

Uzun zamandır çok nadir okazyonlar vesilesiyle, şarabı tadıyor ve bir iki kadehle eşlik ediyordum...
Öylesine bir gündü...

Öylesine bir dost grubu vardı masamda...
Şarabın tadı buruktu...

Buruk olduğu kadar da lezzetli...
“Tıpkı hayat gibi” diye düşündüm...
Buruk ve lezzetli...

Azar azar tüketmeliydim...
Şarabı da hayatı da...

Sindire sindire...
Lezzeti de burukluğu da...

DİĞER YENİ YAZILAR