1978 hayatımda çok önemli bir seneydi...
19 yaşındaydım henüz...
Hayatın doğal seyrine göre, yabancı dilde eğitim yapan bir kolej bitirmiş, üniversitede okuyan hali vakti yerinde bir gencin, hayatının kötü olması beklenemezdi...
Tersine umutlardan umut seçmesi, hayatlardan hayat beğenmesi, hayalinde fantazilerinden kağıttan kuleler yapması gereken yaştaydı...
Gençti...
Üniversitede sevdiği bir branşta okuyup, hobisini mesleğe çevirecek bir dönemdeydi...
Sevgilisiyle kafelerde romantik saatler geçirecek, haritalarla dünyayı gezecek, İstanbul’un Ayazpaşa’sından Marmara’ya, Boğaz’a hakim tepelerden aşkının bedenine sarılarak hayatı yaşayacak yaştaydı...
Gencecik hayatımın, alınması en zor virajlarından birisini geçiyordum...
Üzerimdeki yük çok ağırdı...
Ne yapacağımı bilmiyordum...
Hayat silindir gibi kuşağımın üzerimizden geçiyordu...
Abba’nın Fernando parçasında söylediği gibi,
-”Şimdi daha yakındalardı Fernando...
Her saat her dakika sanki sonsuza kadar yaşayacak gibi görünüyorlardı...
Çok korkuyordum Fernando...
Biz gençtik...
Hayat doluyduk...
Hiçbirimiz ölmeye hazır değildik...
Söylemekten utanmıyorum...
Silahların, topların gürültüsü beni ağlatıyordu Fernando...”
1979 yılında ABBA Fernando’yla, bize bizi anlatıyordu...
YAŞAMAK İSTEDİĞİMİZİ İTİRAF EDEMEDİĞİMİZ BİR YILDI 1978...
ZİRA ÖLMEMİZ EMREDİLMİŞTİ...
19 yaşında bir hayatın kaldıramayacağı kadar çok şeyi yaşayacaktım 1978’de...
Ölümlerden ölüm beğenecektim...
Saldırılardan saldırı...
Polisi görecek, polisi yaşayacaktım...
Silahı görecek, silahlı saldırıya maruz kalacaktım...
Ölümü bir adım ötemde görecek, katliamı yaşayacaktım Beyazıt’ta...
Kalın kitaplar bitirecek, literatürler hatmedecektim genç yaşımda...
Ne yazında güneşi görmek kısmet;
Ne kışında kara basmak nasip olacaktı...
Ölümü görecek, ölümü hissedecek, ölümü yaşayacaktım genç yaşımda...
Herkes birbirini suçlayacaktı...
Birbirini gömecekti...
Birbirinin cenazesinden zaferler peydahlayacaktı...
2013 ne kadar çok benziyor 1978’e...
Tıpkı 78’deki gibi...
Herkes kendi dışındaki herkesi gömmek istiyor...
Bu uğurda kan vaad ediyor...
Öldürdükçe zafere koşacağını ilan ediyor...
Karşı tarafın gönderine bayrağı diktikçe, barışa ve huzura erileceğini deklare ediyor...
2013, 1978’e ne kadar da çok benziyor...
İki yıl sonra ‘darbe’ falan olacağından değil...
2013 kendi yılının içinde, ağıt, dram ve mağdur ölümler yarattığı için...
Üniversiteden üniversiteye savrulduğum yıldı 78 benim...
Ölümcül savruluşların ortasından, ölümlerin dibinden, yeni bir umuda filiz açmaya çalışmıştım o yıl ben...
Aslında ilk o yıldı; “Ortadoğu coğrafyasında siyasetin kanlı hesaplaşmalarının ölümleri, katilleri ve fail-i meçhulleri sıradanlaştıran yüzünü tanıdığım yıl...”
O yıl 78’in kanlı dünyalarından uzaklaşıp gazeteciliğe yelken açmıştım...
Bir daha geri dönmemek üzere o sahilleri terk etmiştim...
Heyhat!!!
Ben terk ettim...
Ama onlar 35 yıl sonra geldiler beni gazetecilikte yine buldular...
Aynı ölüm girdabını, aynı kanlı hesaplaşma cereyanını, bütün ülkenin her santimetresine, her toprağına, her kurumuna, her insanına yeniden şırınga ettiler...
Toplum 78’deki gibi zehirlendi...
Birbirini yok etmeye yeminlendi...
Yine 78 yılının korku tüneline girdik...
Yarınımızın hiçbirimiz tarafından bilinmediği...
Kimin sağ kalacağının, kimin kaybedeceğinin meçhul bırakıldığı, tüm milletin o meçhulden korkuya kapıldığı günlere döndük...
2013 esasen 1978 yılının bir projeksiyonu...
Çok farklı bir siyasi yelpaze, bir siyasi kültür, bir siyasi zemin var gibi gözüküyor...
Oysa yarattığı duygu, aynıdır...
Biliyorum çünkü şu anda o duygunun dejavusunu yaşamaktayım...
Hesaplaşma, yok etme ve korku yaratarak, bir meçhulden istikbali biçimleme...
Yarının geniş kitleler üzerindeki belirsizliği benzerdir...
Korkunun insanlara egemen olması aynı mukadderdir...
78 biter, 79 başlarken yeni bir insan olmaya karar vermiştim...
O ızdırabı daha fazla çekmemeye ant içmiştim...
Nihayet...
Bugün bitiyor 2013...
Yeni bir hayat başlamalı...
Tıpkı 79 gibi...
Tıpkı 2014’te olacağı gibi...
Hoşçakal korku ve endişe!..
Merhaba hayat!..

