Balotelli’yi gol atarken değil, gol kaçırırken izlediğimde, fark ettim çocukta olağandışı bir sıyrıklık olduğunu, star kumaşı denen ve aslında sıradanlığı reddeden dahilikle delilik arasında bir yerlerde top koşturduğunu...
Avrupa Kupası’nda gol kaçırırken ilginç olan adam, önceki gece iki golü birden turnuvanın favorisi Almanya’ya atınca, bütün dünyanın ilgisi üzerine yoğunlaştı...
Golleri attıktan sonra biyolojik annesine değil, evlatlık verildiği, onu yetiştiren beyaz İtalyan annesine koşmuş...
Ona sarılmış, “senin için attım o golleri” demiş...
Oysa onu beş yaşında evlatlık olarak veren siyahi annesiyle babası bir süredir “biyolojik çocuklarıyla” yeniden anne baba bağı kurmak için seferber durumdalar...
Balotelli önce onları reddetti; “benim değil, paramın peşindeler” dedi...
Ancak biyolojik annesi pes etmedi, Balotelli’nin oynadığı Manchester City’den dolayı yaşadığı İngiltere’de ev tuttu...
Balotelli’yle yeniden manevi bağ kurmak için çaba harcamaya başladı...
İlk günlerde biyolojik annesiyle bağ kurmayı reddeden Balotelli, biyolojik kız kardeşini görünce yumuşadı...
Annesinin tuttuğu mütevazı eve zaman zaman gelmeye, civardaki mahalle pub’ında birasını yudumlamaya, hatta annesinin çalıştığı markette görülmeye başlandı...
Zor bir hayat onunkisi...
Biyolojik annesine ve babasına, onu evlatlık verdikleri için tepki duyuyor alttan alta...
Elbette onu yetiştiren ve dünya çapında futbolcu olmasını sağlayan annesine ve babasına karşı şükran duyuyor...
Onun için beyaz İtalyan annesinin kollarında aldı soluğu Almanya maçında attığı gollerden sonra...
Onu yetiştiren annenin, ona sarılışındaki sevgi gerçek ve samimi...
Biyolojik annesi Rose Barwuah ise 13 yaşındaki biyolojik kız kardeşi Angel’la birlikte sadece 800 euro kira verdikleri bir evde, Balotelli’ye yakın yaşıyor...
Balotelli’nin futbolcu olacağını bilmiyordu onu evlatlık olarak alıp yetiştiren ve soyadını veren Balotelli ailesi...
Aslında, değil futbolcu, ne olacağını bile bilmiyorlardı, bir baltaya sap olup olmayacağını bilmedikleri gibi...
Fakat çocuğun futboldan başka bir şeye heves duymadığını gördüklerinde, hemen hiç arkadaşı olmadığını fark ettiklerinde çevredeki bir futbol kulübünün altyapısına vererek, onun kaderini değiştirdi Balotelli ailesi...
Şimdi duyduğu “şükran” hisleri onun için Balotelli’nin...
Biyolojik annesi ve babası bu saatten sonra, onunla nasıl bir bağ geliştirirler bilmiyorum...
Fakat Balotelli ailesi, karşılıksız bir sevgiyle yetiştirdikleri küçük çocuğun onlara verdiği hiç beklemedikleri “büyük ikramiyeyle” hayatlarının en mutlu günlerini yaşıyorlar...
Bütün dünya Balotelli’den bahsediyor...
Ve Balotelli onların soyadları...
Çünkü çocukları futbolda ilk parlamaya başladığı yıllarda, biyolojik annesi ve babasının soyadını almayı reddetmiş, formasının arkasına evlatlık olarak verildiği anne ve babasının, yani Balotelli’lerin soyadını yazdırmıştı...
O bir siyahi genç adam...
Ancak, beyaz bir İtalyan ailesinin, Balotelli’lerin çocuğu...
Onların soyadını taşıyor...
Bazen birisine yaptığınız ve evrene attığınız iyiliğin size nasıl dönüş yapacağını tahmin bile edemezsiniz...
Bugün dünyanın en fazla konuşulan soyadı, yıllar önce bir çocuğu evlat olarak almanın mükafatı...
Günlük iki kuruşluk çıkarlar için birbirlerinin gözlerini oyanlar, evrenin yarattığı bu mucizeyi görebilirler mi acaba?..
Öyle bir gönül gözleri var mı onların?..
HEDEFLERİNİZİ POZİTİF BİR ŞEKİLDE İFADE EDİN...
“Hedeflerini sorduğunuz zaman, birçok insan istediği şöyleri söylemekten ziyade, istemediği şeyleri söyler...
Beynin işleyişi öyle bir şeydir ki, negatif terimlerle ifade edilen bir hedef, tamamen yanlış sonuçlar verir...
Ebeveynler bazen çocuklara yapmamaları gereken şöyleri söylerler...
(‘Yapma’, ‘Dökme’, ‘Kırma’ vs)
Genelilkle de çocukların söyledikleri şeylerin tam tersini yapma eğiliminde olduklarını görürler...
Bu sadece çocuklar için geçerli değildir...
Pozitif düşünce herkes için pek kolay değildir...
Sadece yapmak istediğiniz şeye odaklanın...
Onun sesi, görünüşü ve duygularını zihninizde resmedin...
Pozitif hedef oluştururken zihninizdeki her şeyden kurtulmalısınız...
İstediğiniz şeyi nasıl gerçekleştireceğinizi düşünmekten de uzaklaşın...
Önce hedefin kendisine odaklanın...
Onu nasıl gerçekleştireceğinizi daha sonraya bırakın...
Bazı soruları kendi kendinize sormanız hedefleri netleştirmenize ve pozitif olarak ifade etmenize yardım edecektir...
Ne istiyorum?..
Şu anda neyi değiştirmeyi ümit ediyorum?..
Nasıl bir sonuç elde etmek istiyorum?..
Gerçekleştirmek istediğim şey ne?..
Neyi farklı yapmak istiyorum?..
Zihnimde bir sonuç var mı?..
Zihnimde olan sonuç ne?..
Ne yapmak istiyorum?..”
(Harry Alder ve Beryl Heather’ın 21 Günde NLP kitabından)
SOKAK BİZİM İNATÇILIĞIMIZIN ADIDIR...
“Biz insanların her zaman birçok seçeneği vardır...
Hepimizin farkında olduğumuzdan çok daha fazla seçeneği bulunmaktadır...
Hayatta çok fazla sınırlandığımız, şimdi ne yapıyorsak onu yapmamız, nasıl yaşıyorsak öyle yaşamamız gerektiğini düşünürüz...
Bu mağduru oynayan insanların göstermeye eğilimli olduğu bir tavırdır...
Sosyal kimliklerimizden, özgün benliklerimizin yuvasına doğru ne kadar kat edeceğiniz size kalmıştır...
Hayatınızda yürümeyen şeyler konusunda kişisel sorumluluğunuzu üstlendiğiniz ve sonrasında geliştirmeniz gerekenleri geliştirdiğinizde var olduğunu bile bilmediğiniz kapılar size açılacaktır...
Robin Sharma...”
Aslında şikayet ettiğimiz şeylerin hepsi kendi seçimlerimizdir...
Şikayet etmeye devam eder, tercihlerimizi değiştirerek, olayların seyrini de kendiliğinden değiştirebileceğimizi hiç düşünmek istemeyiz...
Hayatta çıkmaz sokak gibi görünen hiçbir şey aslında çıkmaz bir sokak değildir...
Çıkmaz sokak bizim inatçılığımızın adıdır...
Her şeyin bir çıkış yolu bulunur...
Ancak şartlanmalarımız bizi tek bir yolun ‘doğru’ olduğu zannına götürür...
Doğru zannettiğimiz yolun sonundaki ‘duvara toslama’ hali bize kader gibi görünür ve çıkmaz sokaklarla çevrili olduğumuz zannına kaptırır bizleri...
Oysa hayatın her dilemmasında, önyargısız bakıldığında çıkar yol bir seçenek vardır...
Mesele çıkar yolu önyargısız bulabilmek ve çözümü bulmayı hayatta başarı olarak görmektir...
Herkes çözümü ister görünür...
Oysa çözümden çok kendi egosunun istediğini ister...
Egonun sınırlamalarından, sosyal şartlanmaların kısırlığından ne kadar kendimizi kurtarabilirsek, seçeneklerin sonsuzluğuna o kadar uzanırız...
Hayat sınırsız seçeneklerin ışığında zenginleşir...
“Ben şunu şunu severim... Benim için hayat budur...” dediğinizde, söyledikleriniz dışındakileri sevmek ihtimalini kendi kendinizden dışlarsınız...
Örneğin “Ben Bodrum’u çok severim” dediğinizde, Çeşme ya da Antalya veya Ölüdeniz şıklarını ötekileştirir, kendinizden uzaklaştırırsınız...
“Ben Paris’e aşığım” dediğinizde, hiçbir zaman Londra’da hayatınızın en güzel zamanlarını geçiremezsiniz...
Çünkü kendinizi Paris’e aşık yaparak, diğer bütün kentlerle ilgili duygularınızı sınırlıyorsunuz...
Hayatta ne kadar çok tercih yaparsanız, o kadar çok sınırlarsınız kendinizi...
Tercihlerinizi ne kadar içselliğinizin bir parçası yapmazsanız, o kadar çok seçeneğin özgürlüğünü ve keyfini yaşarsınız...
Çıkmaz sokak; insanların kafalarının içinde yarattığı inattır...

