İçki ve sigarasız yaşamın muhteşem cazibesi...

Haberin Devamı

İçki yok, sigara yok...

Uzun yaşamışsın ne fayda?..

Sen ot gibi yaşamaya; yaşamak mı diyorsun?..”

Sigara ve içki lobilerinin, Hollywood yapımları ve reklam sektörünü kullanarak, hayatımızda yarattıkları en ‘düzenbaz ve sahtekar’ söylemlerden biri budur...

Yıllarca bilinçaltımıza “esaret zincirinin halkaları” olarak işledikleri, bu düzenbaz önyargıyla ilgili New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg’in “marketlerdeki sigara paketlerini raflardan tezgah altına alma” kararı bir devrim netiliğindedir...

New York Belediye Başkanı böyle yaparak, sigara kullanmayı değil, kullanmamayı karizmatik gösteriyor...

Sigara içmemeyi değil, içmeyi hastalıklı bir davranış modeli olarak benimsetiyor...

Bu hareketi çok önemli...

İçki içmeyi ve sigara tüketmeyi, hayatın belli başlı zevkleri!! arısında gösterip, “içkisiz ve sigarasız yaşamı”, zavallı, büyümemiş ve reşit olmayan bir çocuğun süt kuzusu kontenjanından addetmek, uyanık ve hilekar bir yaklaşım...

***


Bu hilekar yaklaşımı görsel ve işitsel iletişim araçlarının beyin yıkama faaliyetleriyle desteklemek için, “hayatın zevklerinden uzak yaşamanın ot gibi yaşamak olduğu” inancı pekiştirilir...

Türk Hava Yolları’nda bazı hatlarda içki verilmemesi tartışmasında da benzerini yaşamıştık...

Türk Hava Yolları’nın kararı bir seçim özgürlüğü sorunu olarak elbette doğru değil...

Özgürlükler meselesi açısından “kimin ne içeceğine karışılması” özgürlükleri sınırlandırır...

***


Fakat New York Belediye Başkanı’nın yaptığı gibi, sigaraları paketlerini marketlerden görünen raflarından alıp, tezgah altına attığınızda, hem özgürlükleri sınırlandırmamış, hem de rafine bir hayat biçimini modellemiş olursunuz...

Gerçek şudur...

Bir en fazla iki kadeh kırmızı şarabı kontenjan dışı tutarsak, içkisiz, sigarasız, oksijen, güneş ve spor ağırlıklı bir yaşam biçimi rafine ve cezbedici bir hayat tarzıdır...

New York’tan Milano’ya, Londra’dan Roma’ya kadar bütün çağdaş metropollerin, “rafine insan modeli” için uygun gördüğü ve kutsadığı hayat tarzı budur...

***


Son günlerde içilen içkinin insan davranışlarını ve hareketlerini ne berbat noktaya sürüklediğini, içim burkularak izliyorum...

İçkinin dağıttığı beyinlerin, davranış modellerini rafine bulup, bu yaşamın bir zevk ve keyif yaşamı olduğunu belirterek, diğerlerini ot gibi yaşamakla eleştirmek, bir insanın aklını peynir ekmekle yemiş olduğuna delalet...

Özgürlükleri savunmak demokrasinin gereği...

Ancak beyinleri tarumar edip, ruhsal dengelerde alt üstler yaşatan, insanları kronik med cezirlerin fasit tükenişlerine sürükleyen alkol gibi maddeleri özendirmek, onların “çağdaş yaşamların ve özgürlüklerin vazgeçilmez parçası” olarak göstermek, taamüden toplu cinayete azmettirmektir...

Özgürlük hakkını içki ve sigara içenler için de savunmak başkadır... Bunları kullanmayı özendirmek ve bilinçaltına yönelik hilekar beyin yıkamalarda bulunmak ise cinayete azmettirmektir...

New York Belediye Başkanı’nı cinayetlere dur demeye başladığı için kutlamak gerek...

BARIŞ...

Silahlar susmalı...

Yarından itibaren “dağlarına bahar gelmeli” memleketimin...

Silahların susması son bulmamalı... Barış sürekli ve kalıcı olmalı bu topraklarda...

Silahlar susarken, toplumun bir kesimi sonsuz acılarda, bir hayat boyu elinden alınmış hürriyetlerle yaşamak zorunda kalmamalı...

Memleketin dağlarına gelmesi amaçlanan bahar, ülkenin her tarafını kaplamalı...

Daha fazla üzgünlüklere, daha çok kırgınlıklara, daha daha ızdıraplara kapalı kalmalı hayat...

***


Barışı gerçekten istiyorsak, hesaplaşmaları ve kırgınlıkları arkada bırakmasını bilmeliyiz...

Birkaç gün önce Robin Sharma’nın bir sözünü alıntıladım:

- “Affetmek yaptıklarını kabul edilebilir olduğunu söylemek demek değildir...”

- “Affetmek kabul etmek değildir... Affetmek, onu neden yaptığını anlamak, acı çekmiş insanların acı çektirmeye yöneldikleri gerçeğini fark etmek demektir...”

***


Onbinlerce kişinin öldüğü bir savaşı geride bırakmak için her türlü sınırı zorluyoruz...

Ölen insanları arkada bırakmaya çalışırken, diğer çatışmaları ve hesaplaşmaları arkamızda bırakamazsak, bu savaşı da kolay kolay arkamızda bırakamayız...

Barış bir nefes işidir...

Bir özgüven, bir irade meselesidir...

Barış ancak toplumun en geniş katmanları tarafından benimsenerek mümkün olur...

Büyük ızdırapların sürdüğü ortamda, o ortamın dışında kalanlara da barışı getiremezsiniz kolay kolay...

Barışı istiyorsak, barış için gerekli tüm iradeyi, tüm toplumsal katmanlar için göstermeliyiz...

Biz bütün bir millet olarak bu barışı hak ediyoruz çünkü...

MUTLULUK...

“Mutluluğun sırrı basittir...

Yapmayı sevdiğiniz bir şeyi bulun ve tüm zihin gücünüzü, tüm enerjinizi bu sevginize yöneltin...

Bolluk yaşamınıza adeta akacak ve tüm arzularınız kolayca yerine gelecektir...

***


Kalıcı mutluluk, amaçlarınızı gerçekleştirmek için düzenli çalışarak ve amacınıza giden yolda güven duygusuyla ilerleyerek gelir... İçinizde bekleyen ateşi canlandırmanın sırrı budur...

***


Aradığınız mutluluk kendinizi başarmaya adadığınız değerli amaçlar üzerine kafa yormak ve her gün başarıya ulaşmak için gereken eylemlerde bulunanarak elde edilir...

En önemli şöylerin daha az önemli şeyler için feda edilmemesi düşüncesi, ebedi felsefenin doğrudan uygulmasıdır...

***


Güzel şeyleriniz olsun, fakat onların tutsağı olmayın...

Onlara sahip olun, fakat onların size sahip olmalarına izin vermeyin...

Yaşamınızın en temel hedefini, potansiyelinizin zirvesine erişmek, başkalarına hizmet etmek, başkalarının yaşamlarında fark yaratmak ve kendimizden daha önemli şeyler için yaşamak olarak belirleyin...

Başarı güzeldir; fakat bu oyunun asıl adı ‘anlam’dır...”

Robin Sharma...

DİĞER YENİ YAZILAR