İçki ve sigaranın neresi keyif veriyor?..

Haberin Devamı

Sizi öldürmeye, hasta, sağlıksız ve mutsuz bırakmaya niyet etmiş lobi öncelikle beyninizin içine girer bu savaşı yapabilmek için...

Ne der mesela içki ve sigara için?..

“Keyif verici maddeler!..”

İçki ve sigaranın keyif verici madde olduğu algısını beyninizde taşıdığınız müddetçe iddia ediyorum, ne sigaradan ne de içkiden vazgeçemezsiniz...

***


Bir insan keyif verici maddeden niye vaçgeçsin ki?..

Keyif veren şey adı üstünde keyif veriyor... Siz vazgeçtiğiniz zaman almakta olduğunuz keyiften vazgeçiyorsunuz...

Bu kadar yalan, bu kadar kurnaz, bu kadar beyinlerin içine işleyen aldatıcı bir propaganda olabilir mi?..

Keyif verici maddeymiş...

Sigaranın neresi keyif veriyor Allah’ınızı severseniz?..

Neredeyse 30 yıl bu sigarayı günde iki pakete yakın miktarda tükettim...

Bunun keyif verici hiçbir özelliğini görmedim...

Tersine keyif vermeyen bir sürü özelliğie şahitlik ettim...

Öksürük yapıyordu...

Koşmak istesen rahat koşamıyordun...

Nefes tıkanıyordu...

Beyaz dumanı resmen içine çekiyordun, temiz hava yerine...

Oksijen almak duruken, ciğerlerini ve içini tertemiz havayla doldurup güne başlamak varken, pis bir dumanla güne başlıyordun...

Bunun neresi “keyif verir ki bir insana?..”

Vermez...

Hiçbir tarafı vermez ve bana da 30 yıl boyunca ‘keyif’ vermedi zaten...

***


Gelelim içkiye...

İçki keyif verici bir madde midir?..

Sabah bağ ağrısıyla uyandığınızda hayattan keyif mi almış oluyorsunuz?..

Mazoşist misiniz siz?..

Ertesi gün, korkunç bir baş ağrısıyla uyanıp, kafanızın içi davul gibi çalışmaz halde, asprin, süpradin yok bilmem ne alıp, arka arkaya kahve ve çaya dadanarak kendinize gelme haline mi ‘keyif verci’ bir durum diyorsunuz siz?..

Gerçek şudur...

Ne içki ne de sigara keyif verici maddeler değil...

Bunu satmaya ve pazarlamaya çalışanlar, en kurnaz taktikle, önce beyinlerinizin içini esir alıyorlar...

Keyif verici maddeymiş...

Ben açık söyleyeyim...

Şu anda sabahları spor yapan, hayatın içine sporu sokan, en güzel yemekleri, içkileri ve tatları ‘dopingsiz’ alan halimle keyif yaşıyorum...

Keyifli maddelerle dolu yeni hayatım ve bunların içinde keyifsiz olan içki ve sigara yok...

Bu maddelerin adı keyif verici değil, ‘keyifsizlik yaratan maddeler’dir...

Ben keyifsiz yaşamak istemiyorum...

*****


“BEN HİÇBİR ARKADAŞI HAK ETMEYEN SOĞUK BİR KALTAĞIM...”

“Ruhumda bir iç savaş yaşıyordum... İçten gelen sesler ‘Sen harikasın’ diyor bir süre sonra da ‘Sen bir hiçsin ve koca bir yalancısın’ diye geliyordu...

‘Herkes beni seviyor, çünkü ben kibar ve sıcağım...’ düşüncesi geldikten birkaç dakika sonra, ‘Ben hiçbir arkadaşı haketmeyen soğuk bir kaltağım...’ sesi içimi bastırıyordu...

Bu sesler benim kim olduğum konusunda tamamen kafamı karıştırıyordu...

Pozitif mesajların negatif uyarılarla birlikte uyum içinde yaşamaları içimde o kadar çok hasar yarattı ki, ne şiddetli bir şekilde ağlayabiliyor...

Ne de sevgimi almaya hazır insanlara iyi duygular yaymak için o seslerin sözünden çıkabiliyordum...”

19 yaşındaki bir genç kızın yaşadıklarını anlatan bu itirafların sahibi Debbie Ford, New York Times gazetesinin “En Çok Satan Yazarlar” listesinin tepesinde yer alan dünya liderlerine yaşam koçluğu veren bir usta..

***


“27 yaşına gelinceye kadar, ‘Herşeye sahibim... Herşeyi ben bilirim’ havasında yaşamış, sonunda kendimi inleye inleye bir uyuşturucu tedavi merkezinde bulmuştum...

İşte orada gerçek Debbie Ford ile yüz yüze gelmiştim...

Bütün kusurlarıyla, zayıflıklarıyla, gerçekte sahip olmadığı yetenekleriyle...

Aynı zamanda sahip olduğu yetenekleri, güçlü tarafları ve derinlerde saklanan içsel ihtiyaçları ile gerçek ‘ben’ aynadan bana bakıyordu...

Oradaydı...

Hayal bile edemeyeceğimden daha fazlasıydım ben...

Ben sadece insani zayıflıkları, karanlık taraflarıyla barış yapmak için uğraşan dünyadaki 6 milyar insandan biriydim o zaman...

***


Kendimle olan bu aşağılayıcı karşılaşmam sırasında kim ve ne olduğumu ve yaptığım şeylerle, beni yapmaya iten güçlerin neler olduğunu öğrenmeye karar verdim...

İşte hayatımın bu dönüm noktasında ‘gölgeyi’ onun kendi hayatım ve etrafımdakiler üzerindeki etkisini anlamaya başladım...

Bunu bir ders kitabındaki teori olarak değil, derin güvensizlikleri, istenmeyen duyguları ile başa çıkmak için mücadele eden bir kadın olarak anlamaya çalışacaktım...

Kim olduğumu anlamamamdan kaynaklanan derin bir yalnızlık duygusu ile hareket ediyordum...”

***


19’unda kendisini “hiçbir arkadaşının sevemeyeceği kadar soğuk bir kaltak olarak” gören, 27’sinde ‘herşeyi ben bilirim duygusuyla kendisini bir uyuşturucu tedavi merkezinde bulup, kendiyle yüzleşen bir kadının’ dünyanın en önemli yaşam gurularından biri haline gelmesinin ve dünya liderlerine yaşam koçluğu yapabilecek bir seviyeye erişmesinin ardındaki öyküyü merak ediyor musunuz?..

“Karanlık yönümüzü incelemek...

Yaptığımız şeyleri neden yaptığımızı sorgulamak... Zihnimizin isteklerine karşı neden ters şekilde neden hareket ettiğimizi bulmak...

Bizlere baş ağırısı, kalp ağrısı, hastalıktan başkasını getirmeyen kin duygusuna neden sımsıkı sarıldığımızı?..

Başkalarını yargılamak için neden sayısız saatler, günler, aylar, yıllar harcadığımızı anlamak...

Gandi’nin tevazusuna,

Martin Luther King’in sabrına erişebilmek...”

Bu sözler yazarın Gölge Etkisi kitabından alındı...

Hayatta başkalarını yargılayarak kendi gerçeklerinden kaçmaya çalışmak çıkmaz bir yoldur...

Size mutluluk getirmez...

Kendinizi, içinizdekini bulup çıkartmaya yönelin...

Bu yaşam yolculuğu sizi içinizdeki bütün komplekslerden, karanlık noktalardan, huzursuzluk ve endişelerden kurtaracaktır...

19 yaşında kendini soğuk bir kaltak olarak gören, 27 yaşında uyuşturucu tedavisinde hayatın dibine vurduğuna inanan bir kadının yaşama bakışı ve tecrübeleri size rehber olacaktır...

*****


TELEVİZYON ÜNLÜLERİNİ AĞLATAN ADAM: AŞIK VEYSEL...

9-10 yaşlarında bir çocuktum onu görmeyen gözleriyle televizyonda sazına gömülmüş içli içli türkü söylerken gördüğümde...

“Benim sadık yarim kara topraktır” diyordu...

“Dostlar beni hatırlasın” dediği gibi...

Geçen hafta Cem Kılıç isimli yarışmacı televizyonda onu canlandırırken gördüm ki Seyfi Dursunoğlu ve Erol Evgin ağlamaktalar...

Konuşamamakta Aşık Veysel’i anlatmaya çalışırken, boğazlarına düğümlenen hıçkırıklardan kurtulamamaktalar...

***


Yaptığımız ve hayatta değiştirmeye çalıştığımız onca mücadeleden sonra, “Benim sadık yarim kara topraktır” diyen bir bilgelik insanı ağlatıyor...

Ağlayan sanatçılar, Aşık Veysel’in sözlerinde yaşadığımız hayatların içinden geçtiği “derin ve sonsuz yalnızlık duygusu, kursaklarda kalan anlatamama, anlaşılamama hissiyatının biçare kalmış izdüşümlerini” yüreklerinin ta içlerinde hissettikleri için ağlıyorlar...

Bilgeleşebilmek ve bir halk ozanından “yıllara meydan okuyarak ölümünden neredeyse 40 yıl sonra insanları ağlatabilecek ölçüde ölümsüz bir sanatçı yaratabilmek”, ancak gönül gözü açık insanların gerekleştirebileceği bir yetenek...

***


Çocuktum ve önümde neler olacağını hiç bilmediğim inanılmaz bir yaşam serüveni vardı...

Bilgelik, tevekkül ve hayatı süzebilecek bilgi ve tecrübe birikiminden tamamen yoksundum...

9 yaşındaki o çocuk, o bilge adamın sazına gömülmüş, hüzünlü yalnızlığından çıkan sözlerin içtenliğini, samimiyetini ve bilgeliğini o kıpır ve heyecan dolu halinde bile farketmişti...

Aşık Veysel gibileri araştırır ve yakından tanırsanız, hayatın egosantrik (Ben merkezci) ucuzluklarından ve hırtlıklarından uzaklaşırsınız...

Kara toprakta son bulacak bir bedensel yolculuğun isteklerine tamah, günlük hırsların gaddarlıklarına bu kadar tevessül etmezsiniz...

Aşık Veysel gibiler, insana barış ve huzur içinde yaşamasını bilgelikle öğretirler...

Yaşarken de, öldükten sonra yaşatılırken de...

Hani derdim ya...

“İyi akşamlar Türkiye... Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan...”

Aşık Veysel de ölümünden neredeyse 40 yıl sonra...

Öyle yaşatılıyor işte...

DİĞER YENİ YAZILAR