İnşaat ameleliğinden başlayıp; en tepelere, sahne ışıklarına, şöhrete, paraya, özel uçaklara, en güzel kadınlara giden bir yolculuk. Şarkıları kadar tutkulu, şiddetli aşklarıyla da gündemden düşmeyen, sinirini, öfkesini, gözyaşlarını, pişmanlıklarını gizlemeyen bir adam... Geldiği yeri, geçmişini konuşmaktan hiç çekinmeyen, şivesini değiştirmek için uğraşmayıp “Ben buyum” diyen bir halk efsanesi... Kimilerine göre hoyrat, kadın döven, biraz kıro... Ama hangi açıdan bakılırsa bakılsın şarkılarıyla, türküleriyle, içimize işleyen sesiyle o bir İMPARATOR. Reha Muhtar’la bu haftaki sohbetimizi yaparken İbrahim Tatlıses hastanede yaşam mücadelesi veriyor ve tüm sevenleri ondan gelecek güzel haberleri bekliyor. Sizler bu yazıyı okurken İbrahim Tatlıses’in sağlıklı, dimdik karşımızda olduğu haberini alacağımız umuduyla yaptık sohbetimizi...
* Bir çok insan İbrahim Tatlıses vuruldu haberini ilk duyduğunda önce çok telaşlanmadı. Galiba “Gelir ara sıra onun başına böyle şeyler, önemli bir durumu yoktur” duygusu hakim oldu. Sonra işin ciddiyeti anlaşıldı ve neredeyse tüm Türkiye dua etmeye başladı. “Vuruldu” haberini ilk duyduğunuzda siz ne hissettiniz ?
Bazen silahların yapısı, suikastlerin niteliğini belirler. Bu saldırıda “kalaşnikof”u gördüğümde bu olay farklı dedim... Kalaşnikofla İbrahim’e saldırılması, sanki onu mutlaka öldürmek istiyorlar anlamı verdi. Başka birileri, çok derin veya uluslararası güçler yaptı duygusu uyandı bende... Normal bir alacak verecek davası değilmiş gibi geldi bana. Eski hasmı yapmış gibi görünüyor, ne ki hâlâ da o yaptıysa, ona kimin yaptırdığı bilinmiyor. Ben bu olayın basit bir alacak verecek davası olmadığını düşünüyorum.
* Siz İbrahim Tatlıses’i iyi tanıyanlardansınız; çok defa konuk ettiniz yayınlara, uzun sohbetleriniz oldu. Sizi en çok etkileyen yönü nedir?
İbrahim sahici bir adam... En önemli özelliği bu! Bazı insanların içindeki damarı kolay bulamazsın. Çünkü o kadar sanal şeylerle kamufle etmişlerdir ki, damara erişemezsin. Kendi bile bilmez damarının nerede olduğunu. Onlarla yayın yaparken de sohbet ederken de çok sıkılırsın. İbrahim öyle değil... Tamamen sahici bir adam. Hatta fazla sahici... Elbette çok sahici olması, her şeyinin çok doğru olması anlamına gelmiyor. O, bugünün Türkiye’sini çok andıran bir zamanların Amerika’sının Frank Sinatra’sı gibidir... Benzer kişilik özellikleri gösterir Sicilya’lı şarkıcıyla. Kadınlarla ilişkileri, yeraltı dünyasıyla muhabbetleri, deli divan olduğu aşkları, kullandığı şiddet, gösterdiği tevazu ancak sinirlendiğinde kopardığı kıyamet... Frank Sinatra ile Tatlıses çok benzeyen karakterlerdir. Ya da şöyle söyleyeyim; İbrahim Tatlıses Türkiye’nin Frank Sinatrası’dır.
* Bir çok sanatçı ekranda kontrolü elden bırakmaz, temkinli, kuralları zorlamayan bir tavır sergiler. Ama o, tüm duygularıyla, zaaflarıyla o ekranlardadır. Sinirlenir, bazen öyle şeyler söyler ki sinirlendirir; tepki verir, gözyaşlarını gizlemez... Bu kadar sevilmesi de bundan değil mi?
Sahici insanlar sevilirler. Nefret edilseler de sevilirler. Gözyaşlarını da, sinirini de öfkesini de aşkının çaresizliğini de hiç gizlemedi. Çünkü inanılmaz bir özgüveni var kendi içinde. Benim yaptığımı halk onaylar diye bir duygu var içinde. Bu özgüven ve yaptığımı halk onaylar duygusu Tayyip Erdoğan’da da var. Dikkat edin ikisi de milyonlar önünde ağlamaktan çekinmezler. İkisi de “gözyaşları gerçekse, onaylanacaklarından ve destekleneceklerinden emindirler.
Mahsun başka bir dünyaya transfer olamazsa İbrahim’in sahiciliğine de sahip olamayacak
* O hep kendi gömleğini giydi. Uludağ’a gittiğinde kayak kıyafetleriyle değil mangal şovuyla gündeme geldi, Güneydoğu şivesini bırakın düzeltmeyi böyle konuşmakla gurur duydu. Mağarada doğduğunu, inşaatlarda çalıştığını hep söyledi yani farklı bir sınıfa girmek onun için hiç önemli olmadı. Sesinin, yorumunun dışında bu özellikleri olmadı mı onu İmparatorluğa taşıyan?
İbrahim’i İmparator yapan çok özellik var. Birkaç satırla anlatılmaz o. Ancak sınıf atlamaya çalışmaması, özüne ihanet etmemesi onu sahici ve geçerli kıldı. Mahsun da aynı dünyanın insanıydı, ancak o başka bir dünyaya transfer olmak istedi. Olursa ve tamamen kabul ettirirse ne âlâ. Olamazsa İbrahim’in sahiciliğine de sahip olamayacak, o da bunun farkında...
* Beni en etkileyen sözü “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik” olmuştur herhalde.
Bence o söz de İbrahim’in sahici karakterinin ispatı. Çok kişi geçmişini yüceltir. Gittiği sıradan bir okulu, kentin en iyi okulu haline getirir. Babası herkesten iyidir. Annesi, ailesi, dedeleri şehrin en ileri gelenleridir. Herkes şehri ve ailesi konusunda hayatı inanılmaz köpürtür; olanı değil, oldurmak istediğini söyler. İşte bu noktada “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik” demek, kendi sahiciliğine sahip çıkmak, geçmişiyle barışık olmak demektir. İbrahim geçmişiyle çok barışık bir insan. Belki de sorun fazla barışık olması ve kendi feodalitesini çok kutsamış olması.
* Uyuşturucu konusunda da çok farklı davranmıştı; tabu gibi yaklaşılan, bilinmesine rağmen üstüne gidilmeyen bir zamanda “Evet kullandım, ne beter bir şeymiş sakın denemeyin” tarzında konuşarak saklamaya değil uyarmaya çalışmıştı değil mi herkesi?
Beni geçen yıl bir akşam telefonla aradı. İbrahim’in kokain kullandığını itiraf etmesini köşemde yazmış, “Bu konuyu kimse gündeme getirmiyor ve saklıyor... Çünkü hâlâ piyasada millet kokain ve uyuşturucu kullanıyor” demiştim. Akşamı beni telefonla aramıştı “Ustam nasılsın... Ne güzel söylemişsin” diye. Olacak iş değildi, koskoca İbrahim Tatlıses “kokain kullandığını” itiraf ediyor, anlatmaya hazırım diyordu. Kimse onu dinlemek istemiyordu. Niye, çünkü uyuşturucu lobisi iş başındaydı hâlâ. Onlar uyuşturucunun Tatlıses gibi birisi tarafından anlatılıp lanetlenmesini engellerler. Basın böyle bir basındır işte Türkiye’de.
İbrahim’in kadınlar konusunda ‘sınırlarını aştığı’ kesin!
* Gelelim İbrahim Tatlıses’in aşklarına... Hep tutkulu yaşadığı aşklarıyla, bazen kadınlarına yönelik şiddetiyle hep gözümüzün önünde, evimizin içinde oldu. Birçok kadını çok da öfkelendirdi zaman zaman. Hayatına giren kadınları aldatması, vurması, ayrıldıktan sonra bile hayatlarına müdahale etmesi... Aşk, sevgi, tutku, şiddet... İbrahim Tatlıses’in kadını olmak zor bir şey değil mi?
Valla ben kadın değilim bilemem... Ancak İbrahim’in kadınlar konusunda “sınırlarını aştığı” kesindir. Feodaliteyi bu kadar kutsamak, kendine yönelik aşırı özgüvenle yöresel kültürü bu kadar idealize ederken, elinde bulundurduğu inanılmaz gücü, o ideolojiyi kadınlar üzerinde doğrultmaya kalkmak İbrahim’in hatalarıydı. Hayat hiçbir erkeğe, hiçbir zaman bir başka insan üzeninde bu tahakkümü kurma hakkını vermiyor. O tahakkümü kuramayacağı gerçeğini de hayat İbrahim’e kendi kadınları üzerinden öğretti...
* Yıllardır onun şarkılarıyla göbek attık, ağladık, sitem ettik, sevgiliden ayrılığımızı paylaştık. Daha söyleyecek çok şarkı var. Diliyorum ki en kısa zamanda yine birlikte ağlayıp, birlikte gülelim, birlikte sitem edelim, onun söylediği şarkılarla aşkımızı, kıskançlığımızı, sevincimizi kısacası hayatı paylaşalım.
İbrahim’deki özgüven Tayyip Erdoğan’da da var İkisi de milyonlar önünde ağlamaktan çekinmezler
Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan
Haberin Devamı

