Hürrem'e rakip olacak İspanyol prenses ve babası...

Haberin Devamı

Kanuni’nin hayatından ilham alınan Muhteşem Yüzyıl’da Hürrem‘e rakip İspanyol Prenses İsabella‘nın geleceği yapımcılar tarafından açıklandı...

İspanyol Prenses İsabella‘yı eski Bakanlardan Yüksel Yalova’nın kızı Melike İpek Yalova canlandırıyor...

Hürrem’e rakip olacak İpek, Bilkent Uluslararası İlişkiler’i bitirdikten sonra, Roma La Sapienza üniversitesinde master yapıyor...

“Babam da hem hukuk hem de konservatuvar okuduğundan beni çok destekledi...” diyor...

Babalar ve kızları...

Hiç şaşırmadım, o babadan bu kızın çıkmasına...

***


1994-95 yılları...

TRT’de program yapıyoruz...

Daha özel televizyonlara geçmemişim...

Fakat o günlerde ‘Bizanslı Tayfun’ diye yerin dibine batırılmaya çalışılan TRT Genel Müdürü Tayfun Akgüner’in her türlü bürokratik sansürü üzerimizden alan, çağdaş ve özgür bir yayın yapmamız için her olanağı sağlayan desteğiyle, “etrafı gazetecilik deyimiyle inletiyoruz...”

Uğur Mumcu’nun katili olduğu söylenen bir adamı yayına çıkartmıştım, sorulara verdiği cevaplardan ve tanıklardan adamın o sırada cezaevinde olduğu anlaşılıyordu...

“Vay sen misin bu yayını yapan?..”

Ortalık birbirine girdi...

Utanmasalar beni, “cinayetin üstünü örtmeye çalışan istihbarat servisine ya da kontrgerilla“ya bağlı birisi gibi gösterecekler...

***


Henüz daha tam tanınmadığım, ne olup ne olmadığımın kesin bilinmediği günler...

İçimde gazetecilik ateşinin dışında hiçbir şey yok, ancak etraf insan eti yemeğe alışmış akbaba dolu...

Meclis’te şov yapmasını çok seven bir milletvekili vardı o zamanlar...

İktidar partisi DYP’li Sadık Avundukluoğlu...

İktidar partisi milletvekili olmanın entelektüel çevrelerde yarattığı dezavantajı, avantaja çevirebilmek için, böyle hassas davaları kollardı...

Faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonunun başındaydı ve olur olmaz çıkışlar yapmakla meşhurdu...

Benim gibi o sırada TRT’ye program yapan, pek arkası olmayan bir genç herhalde dişine uygun geldi ki, aleyhime acayip bir tantana kopardı ve beni TBMM’ye komisyona davet etti...

Havası “Gel bakalım buraya... Kimsin sen neyin nesisin?.. Neyi örtmeye çalışıyorsun” havasındaydı...

Nasıl olsa TRT’ye program yapıyordum...

Bir iktidar partisi milletvekili karşısında boynum kıldan ince, susup oturacaktım...

O da üzerimden Uğur Mumcu’nun katillerinin yakalanması konusunda ne kadar hassas olduğunu kamuoyuna gösterecek, prim toplayacaktı...

Benim üzerimden...

“Benim hangi gizli güçlerin!!! elemanı olduğumu” sorgulayarak...

Komisyona gazetecileri de davet etmişti ki, beni tam faka bastırsın...

Ben de elimdeki tek kamerayı oraya götürmüş, kendi kaydımı kendim tutmayı kafama koymuştum...

***


Komisyonda güya benim bilgime başvurulacaktı...

Oysa adamın estirdiği hava beni sorguladığıydı...

“Siz devlet içinde veya dışında herhangi bir kuruma çalışıyor musunuz?..” diye bir soru sormak gafletinde bulundu Sadık Avundukluoğlu o anda bana...

Ben!..

Devlet içinde veya dışında gizli bir kuruma çalışacağım öyle mi?..

Belli ki Türkiye’nin beni daha yeni tanımaya başladığı günlerde, Sadık Avundukluoğlu hiç tanımıyordu...

Ona “Siz nasıl böyle bir soru sorabilirsiniz” diye bağırmaya başladığımı hatırlıyorum...

Öyle bir çıngar çıkarttım, Sadık Avundukluoğlu iktidar ve milletvekilliği gücüyle bana engel olmaya çalıştı...

Ancak yapacak bir şeyi yoktu...

Karşısındaki gazeteciyi iftira içeren bir soruyla haysiyetsizce aşağılamaya ve hakkında şaibe yaratmayı amaçlıyordu...

İçimden fışkıran infialin ve gazetecilik yeteneklerimin dışında hiçbir silahım yoktu, güç, iktidar ve onca milletvekili karşısında...

Milletvekilleri de aynı komisyonda görev yapıyorlardı, elbette birbirlerine arka çıkacaklardı...

Kaldı ki siyasi şov komisyonun benim üzerime gitmesini gerekli kılıyordu...

***


Kimseden ses seda çıkmıyordu...

Bense ortalığı yıkıyordum...

“Siz kim oluyorsunuz beni böyle itham etmeye teşebbüs ediyorsunuz?..”

Bir tek o adam, Avundukluoğlu’nun sağ tarafında oturuyordu...

Ona dönüp öyle bir bakış fırlattı ki, vücut diliyle komisyon başkanına öyle bir tavır aldı ki, Avundukluoğlu geri adım atmak zorunda kaldı...

Benim kameradan görüntüleri izledikçe, adama olan hayranlığım artıyor, “Bu hayatta onur ve haysiyeti koruyan şerefli adamlar da varmış” dedirtiyordu...

Benim onurumu koruyan o yüzü hiçbir zaman unutmadım...

Sadık Avundukluoğlu’nun “komisyonda bana yaptığı bütün kirli saldırıları deşifre eden” inranılmaz bir yayın yaptım...

Yetmedi Avundukluoğlu’na dava açtım...

Yıllarca kaçtı davadan, yanlış adres verdi, takip ettim...

Mahkum oldu, parasını vermedi, adres değişikliğine gitti...

O adres değişikliğinde de kendisini buldum...

Aracı koydu telefon ettirdi “yemezler, o parayı ödeyecek” dedim...

Sonunda parayı ödedi...

O gün bu davaya bakan avukatıma “Al bu para senin hakkın... Çok uğraştın” dedim...

Kuruşuna dokunmadım paranın...

Haysiyetim yetmişti bana...

***


İşte o gün koskoca komisyon odasında tek başına dürüst ve onurlu duran adamın adı Yüksel Yalova’ydı...

Onun şimdi İsyanyol Prensesi, Muhteşem Yüzyıl’da oynayacak kızı, Roma La Sapienza üniversitesi mastırlı kızı Melike İpek Yalova, “Babam hem hukuk hem konservatuvar okumuş, onun için beni çok destekledi” diyor...

Hukuk okuduğu ve aynı zamanda konservatuvar bitirdiği için mi bilmem, fakat sapına kadar adam olduğu için böyle bir kız yetiştirmiş ve desteklemiştir onu biliyorum...

Merhaba İspanyol Prenses...

Babanla ne kadar övünsen azdır...

Sanırım şimdi sıra onun seninle övünmesinde...

***


“AŞKIM BANA BİR ŞEY OLURSA SAKIN BAŞKASIYLA EVLENME!..”

Bir erkeğin, en korunmasız, en yalnız hissettiği anda çekti o mesajı Ayşegül Yıldız’a, İbrahim Tatlıses...

Vurulacağını hissediyordu, ya da kötü bir şeyler olacağını...

Vahşi dünyanın içinde yaşan erkek, bir şeyler olacağını sezinler...

Ya da bir şeyler olacak diye endişe duyduğu anlar vardır...

Öyle anlarda çok yanlız hisseder kendini...

Bütün bir hayatı, aşkları, kavgaları, dramları, çatışmaları, sevdaları, savaşları, yenilgileri gözünün önüne gelir...

***


“Yolun sonuna mı geliyoruz” diye endişe kapılır...

İşte öyle bir anda bir tartışmanın sonunda attı o mesajı İbo, Ayşegül’e:

“Aşkım bugün yarın ne olacağım belli değil...

Senden tek bir şey istiyorum...

Ne olur ben ölürsem başka birisi ile evlenme...”

Bir erkeğin çaresiz anının, en çaresiz isteğidir bu...

O mesajı attıktan sonra vuruldu ve öteki dünyaya gitti geldi İbo...

Şimdi yeniden döndüğü dünyada “gitseydi bir daha evlenmesini istemediği” kadınla nihayet kendisi evlenmeye karar verdi...

***


Bir erkek bir kadının kendisi için gerçek değerini bazen ölümün nefesini üzerinde hissettiğinde anlar...

“Ben ölürsem hangi kadının benden sonra evlenmiş olmasını içime sindiremem” diye düşünür...

Ondan henüz çocuğu olmadığı halde, Ayşegül‘ün başkasıyla evlenmesini bir türlü kabullenemeyeceğini söylediğine göre, bu aşkı büyük bir aşk İbo’nun...

Çok sevdiğim bir söz vardır:

“Erkekler bir kadının ilk erkeği olmak isterler...

Kadınlar ise bir erkeğin son kadını...”

Ayşegül’ün İbrahim Tatlıses’in son büyük aşkı olacağını tahmin ediyorum...

Nedenini sormayın...

Söylemem...

DİĞER YENİ YAZILAR