Hoş geldi özgürlük Aziz Yıldırım için...

Haberin Devamı

Bir yıl önce yine bir Temmuz başlangıcıydı...

Fazla yorulmuş beynimi belki biraz dinlendirir, ruhuma biraz huzur ve dinginlik katabilirim diye, çocukları alıp Bodrum’da bir kıyı otelin sesizliğine gelmiştim...

Yaz ayları için köşemin tepesine “Tatil Yazıları” başlığını koymuştum...

Çok yoğun geçmişti kış...

Gazete yazılarını yaz aylarında tatil yazıları kıvamında ve konseptinde yazacaktım yaz boyu...

Tatil bir tazelenme ve yenilenmenin adıydı...

Toplumsal yenilenmeye, tazelenmeye, dinginleşmeye bir katkım olur diye düşünmüştüm...

Deepak Chopra’nın “Başarının 7 Spiritüel Yasası” kitabı daha piyasaya çıkmamıştı...

Bu konularla ilgilenen bir dosttan tekstini almış, o tekstten ilk metinleri yazmaya başlamıştım...

İstanbul’dan ne kadar uzakta kalacağımı bilmiyordum...

Dinginleşmeye, huzura, bir parça mutluluğa hasrettim ve Türkiye’nin de hasret olduğunu düşünüyordum...

***


Kıyı oteline geldiğimin ikinci günü olay patladı...

Futbol dünyasının ünlüleri, şike operasyonundan arka arkaya gözaltına alınmaya ve tutuklanmaya başladılar...

Önce “Tatil Yazıları” konseptine devam etmeye çalıştım...

Fakat bir süre sonra, gelen dalgalar köşeyi “gündeminin içine kattı ve götürdü...”

Tatil Yazıları cehennem ateşini andıran bir gündemin ortasında, bütün esintisini kaybetti...

Sıcak gündemin bir parçasıydı...

Kişisel hayatımda kurmaya çalıştığım dinginliğe inat, Türkiye kasıp kavruluyordu...

***


Aziz Yıldırım ve nice ünlü yönetici, futbol adamı, eski futbolcu, teknik direktör o günlerde içeri girdiler...

Son birkaç haftadır, futbol dünyasının etkili isimleri sürekli soruyorlardı bana:

- “Sence ne olur Aziz Yıldırım’ın durumu?..”

- “Sanıyorum beş yıl civarında bir hüküm alır ve tahliye olur...”

- “Bir şey mi biliyorsun” diyorlardı...

- “Hiçbir şey bilmiyorum” diyordum, “sezgilerim öyle söylüyor...”

Aziz Yıldırım’a yakın olanlar, “Biz hiç öyle tahmin etmiyoruz” diyorlardı...

“Tahliye hiç gözükmüyor...” diye ekliyorlardı...

***


Konuşmalar birkaç yerde, zaman zaman Aziz Yıldırım’a yakın insaların olduğu masalarda sürdü gitti...

Dün sabah yine aynı deniz kıyısı otelinde sabah ağır ter attığım spordan çıkmak üzereydim ki Fatih Karaca aradı...

- “Herkese tahliye çıkmış... Büyük sürpriz...” dedi...

Ona son haftalarda bana sorulan soruları ve verdiğim yanıtları söyledim...

- “Bana sürpriz olmadı...” dedim, “Sezgilerim böyle söylüyordu zaten...”

Sezgimin nedeni, hayatın iyi ve kötü arka arkaya bir sıra halinde giden yaşam ritmiydi...

Başamıza gelen kötülükler sonsuz olmuyordu...

İyilikler de...

Hayatın devinimi böyleydi...

Ritmi bu şekildeydi...

Bir gün önce Türkiye’yi yöneten en etkili isimlerden biriydiniz...

Koskoca Fenerbahçe’nin Başkanı’ydınız...

Gittiğiniz her yerde “Başkan’ım” diye karşılanıyordunuz...

İş dünyasında, siyasiler arasında, bürokraside, medyada, sanat dünyasında her yerde birilerinin gönülden başkanıydınız...

Diğerleri de en azından gıptayla “rakip kulübün başkanı” olarak size bakıyordu...

Böyle bir sınırsız güçten çıkıp, bir anda demir parmaklıklar arkasında dört duvar arasında kendinizi yapayalnız bulmak ne demektir bilir misiniz?..

***


Aziz Yıldırım bir yıl, zirvelerde her şeye hükmeden bir dünyadan, kimseciklerin olmadığı soğuk demir parmaklıkların arkasındaki yapayalnız bir dünyaya geçti...

Yaşadıkları bir ömre kolay sığmayacak dersler içerir...

Fakat bir şey var...

Cezaevinde insan hangi suçtan içeri girmiş olursa olsun, zaten çok ağır bir ceza çeker...

Bütün özgürlüklerinden uzakta, koyu bir yalnızlığın dipsiz kuyusunda, savunmasız, biçaredir...

Böyle günlerde, tutuklulara, hükümlülere, “Aklınıza estiği gibi davranamazsınız... Onların cezalarını katmerleyemezsiniz... Daha da konuşup o insanı daha fazla bitiremezsiniz...”

Dışardaki egoların ‘yeter’ demesi gereken, “daha fazla zulmetme” demesi gereken bir yerde bulunur cezaevindekiler...

***


Özgürlüğüne kavuştuğu bu ilk günde artık hayatı çok farklı görecek Aziz Yıldırım...

Hayatında var olan değerlerin kıymetini, bugüne kadar bildiğinden çok daha fazla bilecek...

Yaşamın ne büyük bir nimet, çoluğunun, çocuğunun, eşinin dostunun nasıl vazgeçilmez birer kıymet olduğunu her şeyden ve herkesten fazla hissedecek...

Yaşam hafifleyecek aslında...

Egodan arınacak...

Çatışmadan uzaklaşacak...

Dayanışmaya, huzura ve sinerjiye yaklaşacak...

Hayat şimdi değer kazanacak Aziz Yıldırım için...

Değer katlanacak...

Belki o bir yıl orada yaşanmasaydı, “sonsuz özgürlükler ve sınırsız kudretin eşliğinde geçmiş yıllar gibi” gücü hissederek, gücü kutsallaştırarak, güce tapanların arasında kendisini ilah sanarak yaşayacak ve geçecekti...

Şimdi çilekeş geçen bir yıl, önümüzdeki yıllar için mutluluk ve dinginlik vaat ediyor...

Hoş geldi özgürlük Aziz Yıldırım ve arkadaşları için...

*****


ALLAK BULLAK OLAN TOPLUM BARIŞI HAK EDİYOR ARTIK!..

Kimselerin kaldıramayacağı oranda “allak bullak oldu” bu toplum...

Bu kadar allak bullak olan bir toplumun, barışı ve huzuru gelecekte de bulabilmesi zordur...

Çünkü olaylar geçici, duygular kalıcıdır...

Olay birkaç saniyeliktir...

Etkileri yıllarca sürer...

***


2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri yılı...

Yerel seçimler, genel seçimler hep bu yıl yapılacak...

Kürt meselesi, tutuklular, hükümlüler, yargılamalar artık yeni bir beyaz sayfanın parçası olmalılar...

Yaz geldi, yavaş yavaş geçiyor...

Bu toplumun insanları da, başka ülkelerin insanları gibi, barışı, huzuru ve hayatı hak ediyorlar... Başkaca söylenecek bir şey bulamıyorum...

*****


O KUPAYI KALDIRIRKEN, ÇALIŞMADIĞIN YILLARIN PARASINI HAKKINLA YİYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR MUSUN DEL BOSQUE?..

Barcelona’nın muhteşem takımı, Real Madrid ve diğer İspanyol takımlarından takviyeyle “İspanyol Altın Kuşağı” olarak Avrupa Kupası’nı da alıp müzesine götürdü...

Barcelona’da yılladır beraber oynayıp nice başarıya imza atan altın kadro yine tarih yazdı...

Hayatın garip tesadüfü şu ki...

Yıllarca işsiz kalıp, çalışmadığı Beşiktaş’tan sözleşme uyarınca aldığı paraların üstüne yatan Del Bosque isimli antrenör de “Bu kupayı kazanan İspanya’nın teknik direktörü olarak” kayıtlara geçti...

***


Takımı Barcelona’da yapıyorlar...

Kupayı Del Bosque kaldırıyor...

Kaldırsın, gözü olanın gözü çıksın...

Sadece tek bir sorum var...

Yıllarca işsiz kaldığı sırada, çalıştırmadığı halde misli misli 10 milyon euroya yakın parayı Beşiktaş’tan tahsil etti...

O işin avukatları da bu işte bir miktar sorumludurlar elbette fakat, benim sorum sorumlulara değil, vicdanı olanlara...

- “Yıllarca işsiz kaldığında tek bir kulüp kapını çalmadı... Sen de Beşiktaş’taki sözleşmeni çalıştırıp üstüne faiz ve ceza da bindirip milyonlarca euro parayı bir gram ter dökmeden cebine indirdin...”

Hakkın mıydı? Sözleşmeye göre, evet...

Vicdanlara göre, hayır...

Çünkü senin gibi bir ismin, çalıştırmadığı halde Beşiktaş’tan alacağı paraya ihtiyacı olmaması gerekirdi...

Şimdi Avrupa Kupası’nı kaldırdın...

Milyonlarına milyon kattın...

Ter dökerek kazandın, hakkınla yiyeceksin de...

Ter dökmeden kazandığını, huzurla yiyebilecek misin acep?..

DİĞER YENİ YAZILAR