Homoseksüellere ne diyeceğiz Sayın Bakan?..

Haberin Devamı

Adını bir “Bakan”dan daha fazlası olarak beynime yazdığımda, sigaraya karşı o ‘muhteşem’ savaşın içindeydi Recep Akdağ...

Sigara gibi her tarafa nüfuz eden bir lobiye rest çekmek, duruşun arkasında durmak, oylar geliyor gidiyor aldırmamak “cesur” adamların işiydi...

Sağlık Bakanı o “cesur” adamlardan biriydi...
Dün o “cesur” diye düşündüğüm adamın sınırtanımaz cüretinin neler yapabileceğini gördüğümde korktum...

Türkiye’nin sorunu “obezitedir” demiş Sağlık Bakanı;
“Aslında bunlara ‘şişko’ demek lazım... Böyle dersek, farkındalığı sağlarız...”

***

“Şişko” diyerek, alaycı ve sarkastik bir tavırla insanları küçümseyerek, itibarsızlaştırıp, zavallılaştırarak, onları yola sokacağız...

Çok “acı” ve söylenenleri rencide edecek bir söz...
Bunun insanların obezliğini çözmek için kullanılacak bir “formül olduğunu söyleyen” bir Bakan...

Ülkenin Sağlık Bakanı...

Zamanında “korkusuz” işler yapan, “cesur” insanların “cesaretlerinin verdiği cüretkarlıkla” bugün geldikleri noktadan azap duyuyorum...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın sözleri sarkastik, alaycı ve insanları küçümsemeye yönelik “azap verici” sözlerdir...

***

Çocuklar arasında kullanılan bir “aşağılama esprisini” bir Sağlık Bakanı’nın “obezitenin tedavi sürecinin parçası olarak görmesi” ciddi bir arıza belirtisidir...

Bence Sağlık Bakanı’nın obeziteyi çözmek için “şişmanlara şişko deme” uygulamasını tartışmak yerine, insanları küçültücü ifadeleri kullanmayı marifet ve tedavi sanan egosu fazlaca şişmiş ruhları, nasıl rehabilite ederiz bunu düşünmemiz gerekir...

O bir zamanların “cesur” sağlık bakanı, beyinlere soktuğu alaycı ve sarkastik tutumundan güç alarak “homoseksüellere de i... denmesinde” bir sakınca olmadığını da düşünmekte midir acaba?..

“Cesur” olabilen bir insanın nasıl da “herşeyi bir anda berbat edebilecek potansiyeli ve sınır tanımazlığı” içinde barındırdığını gösteren dramatik bir ifade maalesef bu...

***

Her içki içene, onu içkiden caydırmak için “sarhoş ya da alkolik” dememiz lazım o zaman...

Depresyon geçirenlere, psikolojik sorun yaşyanlara, o sorunların üstesinden gelebilmeleri ve sorunlarının farkına varabilmeleri için “delisin sen oğlum deli” demek de herhalde tıbbi bir tedavi yöntemi olacak bu durumda...
Recep Akdağ, benimle yaşıt bir siyasetçi...

Benim Ankara Koleji’nde okuduğum yıllarda, Ankara Atatürk Lisesi’nde okumuş...

Çok yakın arkadaşlarım vardı o lisede ve iyi hatırlıyorum Atatürk Lisesi o yıllarda bir erkek lisesiydi...

En yakın arkadaşlarım “Sınıfta 40-50 erkek öğrenci olarak, hiçbir kız öğrenci olmadan okuduklarını” söylerlerdi...
Ankara Atatürk Lisesi’nin Deli Veli dedikleri bir müdürü vardı...

Çocukları, doğduklarına doğacaklarına pişman ederek, disiplini sağlardı Sağlık Bakanı’nın okuduğu Ankara Atatürk Lisesi’nde...

Saçları uzun olanların kafaları duvara çarpılırdı, üç numaraya vurulmadan önce...

Belli ki Deli Veli, genç Recep Akdağ’ın girdiği dimağından çıkmamış henüz, kök salmış oralarda...

Aşağılama yoluyla disiplin sağlama Deli Veli’nin metoduydu çünkü...

35 yıl sonra bir erkek lisesinin Deli Veli isimli müdürünün, yöntemleriyle “obezlere şişko diyerek” Türkiye’deki şişmanlık sorununu çözmeye çalışmanın başka bir izahı yok ne yazık ki!..
Hey gidi Deli Veli hey!..

*****

YILLAR SONRA BİR VİSKİ GECESİ!..

Sabah’tan Bülent Cankurt kardeşim “Abi Chivas Regal viskisinin bu yılki lansman gecesinin ev sahipliğini ben yapacağım... Gustosu güçlü 30 erkek davetli olacak... Senin gelmeni mutlaka istiyorum... Önereceğin kişileri de listeye alacağım...” deyince, bir an geçmişe daldım, sonra Bülent’e samimi ve sıcak bir ses tonuyla şöyle dedim:

“Oğlum Bülent... Ben viski içmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki... Ne yapacağım yıllar sonra şimdi bir viski gecesinde?..”

“Senin ruhun yeter abi” dedi Bülentcik, “Ne olur kırma beni...”

***

15-16 yaşlarındaydım...

Daha viski içmemiştim Çetin Altan’ın “Viski” romanını okuduğumda...

Yüzü olmayan bir politikacı konuşuyordu kitabın başında...

Meydanda toplanmış izleyiciler “Allahtan bahset” diyorlardı politikacıya...

“Allahtan bahset...”, “Allahtan bahset...”
Sonra linç ediyorlardı o politikacıyı...
Çetin Altan’ın “lüks otellerin Amerikan barlarında viski içerek sosyalist yaptığı için ağır eleştirildiği” yıllardı o yıllar...

Ucuz, basit ve cahil bir klişe lümpen, yarı aydın, yarı burjuva daha doğrusu küçük burjuva akıl fukarası bir cenahta tekrarlanır dururdu:

“Nasıl sosyalist bunlar... Viski içiyorlar... Bunlar sosyalist değil... Kapitalist, kapitalist...”

***

Bilinçaltıma, sosyalist bir aydının viski içmesine duyulan, “köylü bir öfke ve hasetin” siyasi kamuflajlara sarılarak, sosyalizme yönelik bir saldırının belaltı vuruşları haline getirilmesi, “öfke” olarak işlemişti...

Belki de Çetin Altan’ın “viski” içmesine duyulan o belaltı saldırılara duyduğum gizli öfke, “buzlu ve bol sulu bir viskiyi”, içki olarak seçmemde belirleyici olmuştu...

Yıllarca rakı, votka, cin, bira pek işim olmadı...

İçtim mi “viski” içerdim...

İçerken belki de geçmiş yaşamların belli belirsiz intikamını alırdım, hayattan ve feodaliteden...

***

6-7 yıl olmuştu viski içmeyeli...

Sigarayı bıraktıktan sonra, aynı tadı aldığım viskiyi de bırakmıştım...

Akciğerime kavuşurken, karaciğerime kavuşmayı da hayal etmiştim...

Şimdi 6-7 yıl sonra Bülent Cankurt kardeşim ünlü Cipriani restoranda 30 erkekle viski gecesine davet ediyordu beni...

Viski zamanında “burjuvazinin kültüründen ve imbiğinden” süzülmüş, ister burjuva, ister kapitalist, ister sosyalist, zor ve güçlü erkeklerin bar üstü içkisiydi...

Masalarda şişe şişe Chivas Regal’ler duruyordu...
Rizotto’lar, pastalar geliyor, muhteşem soslu balıklar servis ediliyordu...

Cipriani’nin ünlü İngiliz “maitre d’hotel”i başıma dikildi ve sordu:

“Viski mi içersiniz, şarap mı?...”

“Su içerim” dedim, “büyük bir bardağa nane yaprağı ve limon dilimleri koyun... Üzerine buz ve soğuk su... Şarap kadehinde olursa sevinirim... Ancak biliyorum ki Cipriani’nin şarap kadehleri küçük... Normal uzun su bardağına bu kokteyli yapın... Merak etmeyin viski yerine geçecektir...”

***

Viski’yi bıraktığım günden beri içtiğim içki naneli ve limon dilimlerine yatırılmış buzlu suydu...

Adına İstanbul’daki bazı restoranlarda Reha’s diyorlardı...

Güzel ve sıcak bir Chivas gecesiydi...

Reha’s ile eşlik ettiğim onlara...

Elbette senin şerefine sevgili Çetin Altan!..

DİĞER YENİ YAZILAR