Hırsızımdan aldığım ölüm tehditi...

Haberin Devamı

Kasetler, tapeler, bitmek bilmez hesaplaşmalar bu ülkeyi korkunç bir tünelin içine sokuyor...

Kamuoyu “Bu savaşları maç izler gibi izliyor...” sanıyorsunuz...

Oysa öyle izlemiyor...

Bu olayları kendisi için örnekliyor…

Rol model alıyor, ilerde uygulayacağı “modellemenin” stratejisine sokuyor...

***


Geçen gün evime giren kasa hırsızımdan bir mail aldım...

Çaldığı kasamdaki fotoğraflar, resimler, evraklarla, fazla paraya satamayacağını anladığı saatlerimi hatırlatmış...

-“20 bin lira verirseniz size bunları göndeririz” demiş...

-“Ucuz bir oyun oynamaya kalkarsanız da, Zincirlikuyu’dan (mezarlıktan) izlersiniz bundan böyle hayatı...”

***


Gelinen nokta budur Türkiye’de...

“Hırsız çaldığı kasamda bulduğu beş on bin lira parayla yetinmemiş, içindeki silahı atıp, evraklar, fotoğraflar ve üç tane eski saat için üstüne 20 bin lira para istemeye kalkmıştır...”

Ölüm tehdidini bir mail atarak adrese teslim postalamış ve bundan hiç gocunmamıştır...

Türkiye işte bu noktaya gelmiştir...

***


Böyle bir ölüm tehdidi ve cüreti karşısında, “hangi ucuz saydığı numaraya başvurursam, beni mezara götürmek isteyeceğimi” anlamamaktayım...

Nasıl bir ülkede yaşadığımızı da anlamıyorum...

Hırsızın, çaldıklarıyla yetinmeyip, çaldıklarını geri vermek için, üstüne para istediği bir ülkede yaşıyoruz...

Ucuz bir numaraya saparsam ise ölümle tehdit ediliyorum...

Bu ülkenin gerçekten çivisi çıkmıştır...

Tek bir söz var söylenecek...

Teşekkürler Türkiye...

Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan,...

BABASINI KAYBEDEN CAN ATAKLI’YLA BARIŞMAM...

Pazartesi öğlen, Murat Hazinedar’la yemek için, restoranın önüne geldim...

Bize ayrılan masanın iki masa önünde, Can Ataklı biri Kolej’li, diğeri de Kolej’liyle evli iki benden büyük Kolej ekurisi “abi”yle yemek yiyordu...

Artık gereksiz bulduğum bir “soğukluğun ve tartışmanın” içinden geçmiştim Can Ataklı’yla yıllar önce Star’dayken...

Benden kaynaklanmıyordu...

Fakat ne önemi vardı ki...

Ben de devam ettirmiştim sonradan...

***


Vatan gazetesine geldiğinde, kuru bir selamın dışında bir hoşgeldinim olmamış, üstelik bir de polemik yaşamıştık...

Aynı gazetede yıllarca yazdık; sonra ayrıldı gazeteden Can...

Tek kişilik stand up show’lara başladı...

Televizyonlarda tartışmaların vazgeçilmez ismi oldu...

Meslekte beraber çalışmamıştık...

Hiçbir zaman çok yakın olmamıştık...

Fakat yıllar önceki olay, aramıza soğukluk sokmuştu...

Gazetedeyken arayı yumuşatmamıştık...

***


Birkaç gün önce “babasını kaybettiğini” öğrendim...

Üzüldüm...

Sanırım “çok yakınlarımızın ölümü” karşısında ortak çaresizliğimizeydi üzüntüm...

Mesaj attım...

Üzüntüsüne ortak olmaya çalıştığımı anlatmak istercesine...

Belli ki böyle bir mesaj beklemiyordu benden...

Mesaja cevap yazdı...

En yakınların kaybı, insanları birbirine yakınlaştırmıştı...

İnsanlar en çok o anlarda “ölümler karşısında ne kadar biçare olduğunu” hissediyordu...

Ortak biçarelik, ölüm karşısında aynı dramatik kaderi paylaşmanın verdiği şifası olmayan hüzün, aradaki öfke ve kızgınlığı, yok ediyor, eritiyordu...

***


Mesajı yazarken “inşallah başka bir şey düşünmez cevap verir” diye geçirdim içimden...

Kısa bir süre sonra “çok teşekkür ederim” diye bir mesaj geldi...

Soner (Yalçın) babasını kaybettiğinde de aynısı olmuştu...

Aynı duygular...

Aynı çaresizlik...

Aynı hüzün...

Aynı kabulleniş...

Aynı tevekkül...

Aynı paylaşma isteği...

***


Cenazelere pek gitmem...

Rahatsız olurum...

Biraz da orada görünenlerin bir kısmının “sırf görünmek için orada olmasından tedirgin olurum...”

Onların görünmek adına yaptığından utanıp, kendim için cenazelerde pek görünmeme kararı alırım...

Son günlerde, aramın mesafeli olduğu insanların en yakınlarının ölümlerinde “epey bir kötü oluyorum...”

Biçare acılarına, mütevazı bir el verme duygusu yaşıyorum...

Can Ataklı’da bu duyguları yaşadım...

***


Birkaç gün sonra sözleşmiş gibi öğle yemeğinde aynı lokantada karşılaşmamız biraz ilginçti...

CHP Beşiktaş Belediye Başkan Adayı ile yemek yiyecektim...

Can Ataklı ise DSP Beşiktaş Belediye Başkan adayı olarak aynı restoranda yemekteydi...

Sonuçta CHP favori olsa da, iki aday tamamen eşitti...

-“Basın bizi değil, onları görüyor” dedi Can...

O an “ben öyle yapmayacağım... Seni diğer adayla aynı göreceğim, meslektaşımsın, üstelik yeni barıştık” diye içimden geçirdim...

Ona bir şey söylemedim...

Can’ın masasında bir yarım saat oturdum...

Ayrılırken sarıldık...

-“Barıştık değil mi?..” dedi...

-“Evet...” dedim “barıştık...”

Hafiflemiştim...

Bir yük kalkmıştı üzerimden...

Yürüyüşüm değişmişti...

Yer çekimsiz yürüyordum...

DİĞER YENİ YAZILAR