Hiciv; İşte mucizen bu Levent usta!..

Haberin Devamı

İnanılmaz yazıyor Levent Kırca Aydınlık gazetesinde...

Anekdotlar, yaşanmışlıklar ve dupduru akan bir üslup...

Yazı gitmiyor sanki akıyor...

Nasıl mutlu olduğumu anlatamam...

Televizyonlarda yaptığı son paradolerinden birini izlemiştim internette...

İnternetin çok kötü bir özelliği var; olayın en canalıcı ve keskin yerini alıyor...

Algı bütün bir parodinin çok sert olduğu gibi bir izlenim veriyor...

***

Oysa Levent Kırca bir hiciv ve mizah ustası...

Siyasileri, ünlüleri, liderleri, kendi yarattığı tiplemeleri, karakterleri hicvedecek...

O hicivlerde o inanılmaz zekasını konuşturacak...

Son parodinin izlediğim bölümü, “çok sert kaçmıştı...”

Oysa “Usta”nın çok iyi bildiği gibi, bir olayın “komiği ve hicvi” ne kadar yüksekse, sertliği o derece düşüktür...

Daha doğrusu hicvetme ne kadar güçlüyse, kişiliğe yönelik kırıcı olma özelliği o derece azalır...

Dün Aydınlık’taki yazısında, hastanede “Tayyip’e ve penisiline alerjim var” yazılı bilekliklerle yattığını anlattığı bölüm, gülmekten gözümde yaş bırakmadı...

Şoförüne hasta yatağında yaptığı “öldü” numarası ve şoförün tepkisi, ancak Levent Kırca gibi usta bir mizahçının kaleminden çıkabilirdi...

***

Mizah insanı güldüren, güldürürken de muhatabına yönelik gerginliği, tepkiyi ve siniri boşaltan bir sanat türü...

Demirel’e en fazla tepki duyduğum gençlik günlerinde Devekuşu Kabare’de Zeki Alasya’nın öyle bir Süleyman Demirel tiplemesi vardı ki, dakikalarca seyreder hiç bitmesin isterdim...

Demirel’i Metin Akpınar’la oynayan Zeki Alasya’dan izlerken, hem tepkilerimi kahkahalar şeklinde dışavurur, hem de gülerken bir taraftan Demirel’e karşı insanileşirdim...

Mizahın ve sanatın gücü buydu sanırım...

İçimde sıkışan duyguların, karşımdaki estetikle açığa çıkması ve bir ırmak olup akması...

***

AKP iktidarının “mizah”a karşı, töleranslı olduğu söylenemez...

Çok “derin ve ani refleksler” geliştirmişler, mizaha karşı ve bu çok açık ki sanatçıları rahatsız ediyor...
Ancak madalyonun bir de başka yüzü var...

Kutuplaşma (Polarizasyon) öyle bir hal aldı ki ülkede, mizah da sanki “kabalaştı ve sloganlaştı” biraz...

Sanki “nasıl da kol gibi geçirdim ama” dercesine, replikler çıkıyor zaman zaman ağızlardan...

Oysa beni “nasıl da geçirdim ama”dan çok, “gözümden yaşlar akarcasına güldüren” mizah keyiflendiriyor...

Ustalara laf söylemek bana düşmez...

Ne ki Levent Kırca’nın önceki günkü yazısı Usta’nın bütün gücüyle yeniden ince mizaha döndüğünün göstergesi...

Bir de herkes ayağını denk alsın, mizahçılığı bir yana, “inanılmaz bir yazar” geliyor...

Zor günlerimde, yanımda bulduğum dostlarımdan biridir Levent Kırca...

Oya Başar’la ikinci evliliğini yaparken, hanım tarafının nikah şahidiydim...

Sanıyorum kendi şahidi Mehmet Barlas’la da barışmasının zamanı geldi ve geçiyor...

İçtikleri su ayrı gitmeyen, bir mizah ustası sanatçıyla, sanatsever bir yazar eğer “siyaseten” küsmüşlerse, sanıyorum bu ülkede çözülmesi gereken bir siyaset ve üslup sorunu vardır...

*****

KANAL İSTANBUL YUNANİSTAN’DAKİ KORİNT KANALI...

Kanal İstanbul projesi gündeme geldiğinden beri, dünyadaki kanallar ve bu arada Yunanistan’daki Korint kanalı gündeme geldi...

Ege Denizi’nden 400 kilometre fazla dolaşarak Mora yarımadasının altından Adriyatik’e ulaşmak yerine, 6.5 kilometrelik Korint kanalını yapan Yunanistan 1890’dan beri bu kanalı kullanıyor...

Eski teknolojiyle yapılmış, eski bir kanal ve ancak küçük ve orta boy gemileri alabiliyor...

Ancak Atina’ya giden her turisti mutlaka başkente 70-80 kilometre mesafedeki Korint Kanalı’na götürürler, hatıra fotoğrafı çektirtir, hediyelik eşya satan dükkanlardan alışveriş ettirirler...

Korint’in sağladığı yararı bilen birisi olarak Kanal İstanbul’un sakıncalar giderildiğinde neler sağlayabileceğini kolayca tahmin edebiliyorum...

Projeler sahibi olan siyasi partilere avantaj sağlasalar da, sonunda esas galip gelecek olan ülkedir...

Projeler siyasi partilerin olabilir, ancak gerçekleşmiş olanları ülkelerindir...

*****

MEHMET ALİ BİRAND’A...

Mehmet Ali Ağca’yla saatlerce görüşen sensin ben değil...
Ben Mehmet Ali Ağca’yı tanımıyorum bile...

Senin görüşmenin sonunda senin kendisinden imzalı fotoğraf istediğini söylüyor televizyonda Ağca...

Buna benim yapabileceğim birşey yok...

Yazının sonunda sorular sorarak sana kendini temize çıkarma fırsatı veriyorum...

Bunu da anlamayıp hakaret ediyorsun...

Seninle ilgili, “gerçekler, vicdan ve insanlık arasında” doğru bir yerde durmaya çalışıyorum...

Çok zor bir iş olduğundan emin olabilirsin...

DİĞER YENİ YAZILAR