Haberin Devamı
Yirmi yıl yönettiği Hürriyet gazetesinde, üç arkadaşıyla “Türkiye’nin en etkili 10 kişisini seçmeye karar veriyor Ertuğrul...”
Geçen Pazar 4 Yüz’ün seçtiği 10 etkili kişiyi açıklamadan, seçim kriterleri ile ilgili ilginç ipuçları veriyor eski Hürriyet yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök:
“Hayli kabarık 4 ego masanın başına oturmuş...
Kendinizin olmadığı bir listeyi katiyen kabul etmezsiniz...
Kendinizi koyarsanız, olmaz eliniz gitmez...
Sizi koymasalar gücenirsiniz...
Siz koymasanız onlar gücenir...
Başkasını koysanız, ‘Kendimi koymadım niye onu koyayım’ hesabı başlar...
Kolay değil yani...”
Böyle yazmış Ertuğrul!..
İtiraf etmeliyim ki, seçmekte zorlandığı “zor mesele” hiç de öyle zorlanılacak bir iş değil...
Ego duvarlarını biraz aşsa, dışarıya çıkıp Türkiye’deki yeni oluşan siyasi trende, yükselen değerlere, medya etiğine baksa, “Bu Türkiye’de en çok hangi gazetecinin etkin olduğunu” şappadanak çıkartıverir...
Kendisi Türkiye’nin en etkin 10 kişisi arasında 15 yıla yakın bir süre bulunmuştur sanırım...
Bence bunun “gururuyla” yaşamalı, fazlaca ortaya atılıp iddialı analizler yapmamalı...
Emin olabilir ki, şu anda söyledikleri, yazdıkları ve düşündükleriyle Türkiye’nin en etkili 10 kişisi arasına girmesi şizofrenik bir hayal ötesi durumdur...
Kendisi, “Düşmanlarının cesetler halinde teker teker geçmelerini beklediği nehir kenarından” durumunu nasıl görüyor bilmiyorum ama, ben ona dostça bir kopya vereyim...
Uzun zamandır Türkiye’nin yeni siyasi eğilimleri, toplumsal yapılanması, Kürt meselesi, özgürlükler konusu, yurttaşlık aidiyeti, medya karteli, askeri vesayet, PKK’yla savaş, diktatörlükler, özgürlükler ve yeni Anayasa konularında Türkiye’nin en etkin gazetecisi -hiç tartışmaya gerek yok ki- Ahmet Altan’dır...
Ertuğrul’un kişisel ego duvarlarını aşıp, bu hakkı sahibine baştan teslim etmeden, tek bir santim önünü göremesi mümkün değil...
Listenin birinci sırasına Tayyip Erdoğan’ı koyup, “bakın sizin hakkınızı nasıl da veriyorum” alt mesajıyla yürüyecek bir metin yazma meselesi değil bu mesele Ertuğrul’cuğum...
Fetullah Gülen’i özenle listeye yerleştirme, Erdoğan‘ın yerine müstakbel Başbakan olmasına çalıştığın Abdullah Gül’ü 10 Etkin Kişi sıralamasının mutena ve müstesna yerlerine yerleştirip, “reverans sunacağın yer” hiç değil... (Reverans: selamlama ya da teşekkür amaçlı eğilerek veya dizleri kırarak yapılan hareketin adı...)
Elbette saydığın bu kişiler Türkiye’nin en etkin kişileri Ertuğrul...
Fakat bunları söylemek, malum-u ilam, pek de matah bir şey değil...
Sosyologsun bilirsin, “şimdiki zamanın en etkin 10 kişisini” belirlerken, şimdiki zamanı “şu an” yani İngilizcedeki ifadesiyle “now” anlamında almayacaksın...
Şu an dediğimiz “geniş bir zaman dilimi”ne tekabül ediyor ve Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’nin en etkin kişisi ilan etmek doğrusu bu ya, bu zaman diliminde hiç de çarpıcı bir analiz olmuyor...
Tayyip Erdoğan’ı bir kalem geçtik...
Abdullah Öcalan’ı listeye koyarak gelecek muhtemel tepkilere karşı “biz en sevdiğimiz 10 kişiyi değil, Türkiye’de en etkin bulduğumuz 10 kişiyi seçtik” gibi sıradan bir tekerlemeye sığınman -doğru olsa bile-, polemik yaratmaktan uzak, bayat ve geri kalmış bir tekerleme...
Tam da bu noktada Ahmet Altan “senin aksine, Türkiye’nin en etkin gazeteci-yazarı şimdilerde Ertuğrul’cuğum...”
Bu süreci, senin sunduğun “Yurttaşlık Bilgisi derslerini andıran tekerlemelerin aksine, sürecin gidişini derinden ve direkt etkileyen yazılarla yönettiği için” Türkiye’nin en etkin 10 kişisinden biri Ahmet Altan...
Ördüğün ego duvarları görmeni nasıl engelliyor bilmiyorum, fakat bizzat senin listende 10 etkin kişiden biri olarak gösterdiğin Ümit Boyner’in söylemlerini bile etkilediği ve onlara yol gösterdiği için senin aksine Ahmet Altan etkin Ertuğrul’cuğum...
Geçen haftaki ünlü medya zirvesini hatırlarsın...
O zirvede, bir zamanlar “muhtar bile olamaz” dediğin Başbakan karşısında birçok tanıdığın ‘evet efendim sepet efendim’ havası çalarken, en okkalı eleştiriyi Ahmet Altan’ın gazetesinin yayın yönetmeni yaptığı ve Başbakan herkesin aksine onu dinlediği için, en etkin 10 kişiden biri Ahmet Altan, sevgili Ertuğrul...
Bunları fazlasıyla görecek ve anlayacak bir zeka kapasitesine sahip olduğunu biliyorum...
Ya oluşturduğun ego duvarları, çevreni görmeni engelliyor...
Ya nehre bakmaktan ve ne zaman ceset göreceğim diye meraklanmaktan, konsantrasyon kaybı yaşamaktasın...
Ya son soruşturmalar vücut kimyanı bozmakta...
Ya da ‘Hürriyet, Ahmet Altan’a geçer, benim de hürriyetim elden gider’ diye ürküyorsun...
Başkaca bir neden gelmiyor aklıma...
Hadi sosyolojik analizlerde böylesine bir korku hükmediyor sana diyeyim...
Peki en uzman olduğun “kadınlar, yaşam ve etkileri” konusunda nasıl bu kadar basiretin bağlandı Ertuğrul‘cuğum?..
İnanılmaz reveranslar yaptığın o 10 etkin kişi listesine nasıl oldu da Emine Erdoğan’ı yazdırmayı beceremedin arkadaş?..
Hiç beklemezdim böyle bir basiret bağlanmasını senden...
Büyük hayal kırıklığı yaşıyorum
Ertuğrul!..
ATATÜRK VE VAHDETTİN’İN KIZI SABİHA...
Açık konuşmak gerekirse, yaşadığı dönemden kopartılmış boş bir tartışmadır “Atatürk başarılı da olsa bir diktatördü” tartışması...
Atatürk öldükten sonra bütün Avrupa’yı faşizm kasırgası yutmuş, milyonlarca insan katledilmiş, esirler kampında dünyanın en büyük vahşetini yaşatmışken, Atatürk’ün siyasi hayatında diktatörlüğünu tartışmak, biraz ayıp...
Benim Murat Bardakçı’nın kitabında yer alan ve Sevilay Yükselir’in dün atıfta bulunduğu “Atatürk’ün Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’a aşık olması” daha çok ilgimi çekiyor...
Mustafa Kemal, Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’a evlilik teklifinde bulunuyor...
Fakat, Sabiha Sultan “Önümde hiç de iyi örnek olmayan Enver Paşa ve Naciye Sultan’ın hayatı vardı. Enver Paşa’nın neler yapabileceğine şahit olmuştum. Mustafa Kemal Paşa daha fazlasını yapar diye korktum ve buna alet olmak istemedim!” diyor ve evliliği kabul etmiyor...
Atatürk yıllar sonra manevi kızına ‘Sabiha’ ismini koyuyor...
Sabiha ise sonradan Mustafa Kemal için;
“Kendilerini bir defa görmüş ve hoşlanmıştım... Gayet yakışıklıydı... Ateş gibi gözleri vardı... Alev alev yanıyorlardı... Ama onunla evlenemezdim. Zira önümde hiç de iyi örnek olmayan Enver Paşa ve Naciye Sultan’ın hayatı vardı... Enver Paşa’nın neler yapabileceğine şahit olmuştum...” diyor...
Sevilay şöyle sormuş:
“Bu evlilik olsaydı tarih nasıl şekillenirdi acaba?
Kabul edilen o teklif sonrası, Osmanlı’nın son padişahı ve halifesi Vahdettin’in damadı olarak hayatını devam ettirecek olan Mustafa Kemal nasıl bir rota çizerdi kendisine?..
Bir Osmanlı damadı olarak aynı direnişi, azmi ve kararlığı gösterebilir miydi acaba?..
Ailesini kaybetmeyi göze alıp, padişahlığın ve hilafetin kaldırılması için gözünü kırpmadan isyan bayrağını çekebilir miydi?..”
Açıkçası bu sorular Atatürk diktatördü tartışmasından çok daha gerçekçi ve ilgi çekici...

