Her “şer”de bir “hayır” vardır...

Haberin Devamı

Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede, hüküm süren bir kral vardı...

Kral daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü dostunu hiç yanından ayırmazdı...

Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü...

Kralın bu arkadaşının değişik bir huyu vardı...

İster kendi başına gelsin, ister başkasının başına, ister iyi olsun, ister kötü her olay karşısında aynı şeyi söylerdi:

-”Bunda da bir hayır vardır...”

***


Bir gün kralla arkadaşı, birlikte ava çıktılar...

Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor kral da ateş ediyordu...

Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı...

Kralın baş parmağı koptu...

Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:

-”Bunda da bir hayır vardır...”

***


Kral acı ve öfkeyle bağırdı...

-”Bunda hayır falan yok... Görmüyor musun parmağım koptu...”

Parmağı kopmuştu ve siniri geçmemişti kralın...

Döndüklerinde dostunu zindana attırdı...

Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu...

Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler...

Kralın ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar...

Sonra da onu odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar...

Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın baş parmağının olmadığını fark ettiler...

Bu kabile batıl inançları nedeniyle, uzuvlarından biri eksik olan insanı yemiyordu...

Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü bir şey geleceğine inanıyorlardı...

Bu korkuyla kralı çözdüler ve salıverdiler...

Diğer adamları ise pişirip yediler...

***


Sarayına döndüğünde kurtuluşunun kopuk baş parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu...

Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başına gelenleri bir bir anlattı...

-”Haklıymışsın...” dedi...

“Parmağımın kopmasında gerçekten bir hayır varmış... Bu yüzden seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum... Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi...”

Kralın sözlerini sakin sakin dinleyen arkadaşı söze girdi:

-”Hayır...” dedi... “Bunda da bir hayır vardı...”

Kral şaşırmıştı...

-”Ne diyorsun Allah aşkına sen?..” dedi; “Arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir?..”

-”Düşünsene...” dedi dostu... “Ben zindanda olmasaydım, nerede olurdum... Seninle birlikte avda öyle değil mi?.. Ya sonrasında, zindanda olmasaydım ben bugün yamyamların midesinde olacaktım...”

***


Uzun yıllar önce, Milliyet adına Atina’da görev yaparken, “birilerinin oynadığı kirli oyunlar sonucu şer gibi görünen uğursuz bir olayla karşılaşmıştım...”

Gazetemin yönetimi bana, “O sırada görev yaptığım TRT’den ayrılmamı... Ya TRT’yi ya da Milliyet’ten birini tercih etmemi...” söylüyordu...

TRT’de maaşlı değil, parça başı çalışıyordum...

Milliyet’i bırakırsam Atina’da kalıp TRT’de zaten çalışamazdım...

Milliyet’te kalırsam ise, “Niye TRT’de çalışamayacağımı” anlamamıştım...

Haksız ve vicdansız bir karardı...

Haksızlığa ve vicdansızlığa isyan ettiğim için, herşeyi bir kenara bırakıp Türkiye’ye döndüm...

Ne bir işim, ne kalacak bir evim vardı...

Evimin eşyalarını bir kamyona yükleyip, Türkiye’ye getirdim ve koyacak yerim olmadığı için bir depoya koydum...

Aylarca eşyalarım o depoda bekledi...

Bense hayata Atina’da, Ankara’da çalıştığım onca yıldan sonra sıfırdan başladım...

Beş parasız televizyon programları yaptım TRT’ye...

Yıllarca beş kuruş almadan yaptığım televizyon programları gün geldi, beni Türkiye’nin en ünlü televizyoncusu haline getirdi...

***


Hayatımda o zamanlar tahmin bile edemeyeceğim paralar kazandım, hayatımın tüm mecrası değişti...

1991 yılında Milliyet’in Atina bürosunda bana yapılan o vicdansız teklifteki “şer”, yıllar sonra bana mucizevi bir “hayır” olarak geri dönecekti...

Aynı şekilde bu kez o olaydan tam on yıl sonra, bu kez televizyonların zirvesinde, tüm ratingleri altüst edip rekorlar kırarken, ‘televizyon gerçekleriyle ilgisi olmayan nedenlerle’ televizyondan koptum...

O gün “şer” gibi görünen uğursuz olay, on yıl sonra benim “o dönem tertemiz ve masum gazeteciliğimin değişmez bir ispatı” olarak hayatımı belgeleyecekti...

“Şer” gibi iki olay da on yıl içinde “hayatımda tahmin bile edemeyeceğim hayırlara” vesile olmuştu...

“Sizin masumluğunuza karşın meydana gelen her şerde mutlaka bir hayır vardır...”

*****


UĞUR MUMCU’NUN SON SAATLERİ...

24 Ocak 1993 Pazar...

“Bu sabah aynı koltukta otururken, Uğur telefonun yanındaki koltuktan ‘Başım çok ağrıyor...’ diye mırıldandı...

Yanına gidip biraz şakaklarına dokundum...

‘Bu defaki ovmakla geçecek gibi değil, bir tuhaf ağrıyor’ dedi...

Özgür o gün Altın Park’ta Bulutsuzluk Özlemi grubunun konserine gidecekti...

Evden çıkarken Uğur ondan arabanın lastiklerine bakmasını istedi...

-”Lastiklere tekme at... Şöyle bir arabanın etrafında dolaş bakalım, inik lastik var mı?.. Varsa dön bana haber ver...”

***


O Cuma akşamı çocukların karne başarılarını kutlamak için Boğaz Sokak’taki Villa Pizza’ya gitmiştik... Ailece yemek için genellikle orayı tercih ederdik... Dönüşte Nenehatun Caddesi’nden yukarı çıkarken Uğur ‘Arabada bir gariplik var...’ dedi...

‘Nedir?’ diye sorunca, ‘Direksiyon çekiyor... Lastiklerde bir şey mi var acaba’ diye karşılık verdi...

Sağa yanaştık... İnip lastikleri kontrol etti...

Bir sorun yoktu...

Yola devam ettik...

Ama direksiyonun neden çektiğine akıl sır erdirememiştik...

Çünkü araç çok kısa süre önce bakımdan geçmişti...

***


O gece direksiyonun çekilmesine aklı takıldığı için, Özgür’den lastikleri kontrol etmesini istiyordu... Çünkü Cumartesi günü hiç dışarı çıkmamıştı...

Özgür dışarı çıktı... Lastiklerde herhangi bir sorun görmedi ki, dönmedi...

Uğur huzursuzdu...

Ayakta kararsız halde duruyordu...

-”Ne oldu ne var?..” dedim...

-”Güldal tuhaf bir şey oldu...”

***


Uğur Mumcu’nun korkunç suikast sonucu ölmeden önceki son dakikaları bunlar...

Güldal Mumcu’nun “İçimden Geçen Zaman” isimli kitabında, ölmeden önce saat 13 sularında evde yaşananlar böyle aktarılıyor...

Hala çözülemeyen çok ilginç bir suikast Uğur Mumcu suikasti...

TRT’de program yapıyordum...

O programlara Uğur Mumcu’yu da çıkarmıştım...

Bir gün gazetelerde manşetten verilmiş bir haber gördüm...

Uğur Mumcu cinayetinin tanığı olarak bir adam gösteriliyordu...

Ankara Emniyeti’yle temasa geçtim, “Biz TRT’deniz... Tanıkla konuşmak istiyoruz...” dedim...

Aslında TRT’ye dışarıdan program yapıyordum...

Fakat TRT’nin devlet kuruluşu olmasının avantajlarından yararlanıp, Emniyet Müdürlüğü’ndekiler üzerinde psikolojik baskı kurup, tanıkla röportaj yapma hakkını elde ettim...

***


O sırada bana, çok ilginç bir belge gösterdiler...

Belge “Uğur Mumcu cinayetini gördüğü söylenen ve gazetelerde manşetlere çekilen tanığın, o günlerde İstanbul’da başka bir suçtan polis tarafından alındığını gösteriyordu...”

Polisin belgeleri böyleydi...

Polis muhabiri değildim...

Ancak polisin sahte evrak göstereceğine inanmadım...

Tanıkla röportaj yaparken “Sen nasıl olayın tanığısın?.. O sırada polis tarafından alınmış, geceyi içerde geçirmişsin...” diyordum...

Sürpriz tanık, olayı İslami bilmem ne örgütünün yaptığını söylüyordu...

Benim hangi örgütün yaptığına yönelik bir itirazım yoktu...

Sadece, polisin gösterdiği belgede, sürpriz tanığın içerde olduğu halde nasıl tanık olduğunu anlayamadığımdan, tanığa sorular sormuştum...

Benim sorular o günlerde büyük olay oldu...

“Bana kim bu soruları sorduruyordu?..”

“Nasıl olur da bu soruları sorardım?..”

Yaptığım bir masum gazetecilik olayı, bana yönelik bir sorgulamaya dönüşmüştü...

Ne olduğunu anlayamamış, olayda büyük gariplikler olduğunu farketmiştim...

Beni suçsuz yere itham etmeye çalışanlarla yargı önünde hesaplaştım...

Ben de “polis muhabiri olmadığımdan” programdan sonra olayla ilgimi kestim...

Şimdi suikastin arkasındaki sorular tek tek ortaya çıkıyor...

o günlerde “niye” olduğunu anlayamadığım kampanyanın neden yapılmış olabileceği yavaş yavaş zihnimde canlanıyor sanki...

Allah Allah!..

Gerçekten bir yaşıma daha girmek üzereyim bunca yıl sonra...

Nasıl bir ülke burası?..

DİĞER YENİ YAZILAR