Gözlerinizi yaşartan reklam!..

Haberin Devamı

Türk Hava Yolları uçağına bindiğimde ne kadar da iğreti hissederdim kendimi...

Dünyanın prestijli bir sürü hava yolu şirketi vardı...

Biz ise Türk Hava Yolları gibi dünyanın en “prestijsiz!” hava yolları şirketlerinden biriyle uçuyorduk...

Air France’la uçmak muhteşemdi...

Swiss Air havalıydı...

Jall sınıf atlamaktı...

Pan-Am Amerika’ydı, fazla söze hacet yoktu...

Lufthansa bir dakiklik harikasıydı...

İlk gazetecilik yıllarında Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, yabancı konukları ağrılarken, Lufthansa ile geldiklerini öğrenirse iltifat eder; “Öyleyse dakikası dakikasına iniş yapmışsınızdır... Lufthansa saati dakiktir...” derdi...

Türkiye’nin dışişleri bakanının, Alman hava yollarını övdüğü, Türk Hava Yolları’ndan bahsetmekten ise kaçındığı yıllardı o yıllar...

Bir saat, iki saat, iki buçuk saat rötar yapardı Türk Hava Yolları...

***


O kadar aşağılanırdı ki, bir gün uçakta “Türk Hava Yolları’yla neden yolculuk ediyorsunuz?.. En sevdiğiniz özelliği nedir?..” diye bir soru sorduklarında şu cevabı vermiştim:

-”Ne yazık ki ana dilimde uçuş yapan tek hava yolu şirketi Türk Hava Yolları... Başkaca olumlu bir özelliğini bilmiyorum...”

Dün dünyanın faal en büyük futbolcusu olan Lionel Messi’yi Türk Hava Yolları’nın reklam filminde NBA basketbol liginin en muhteşem yıldızlarından Kobe Bryant’la gördüğümde ağzım açık kaldı...

Dünyanın en muhteşem futbolcusuyla, en muhteşem basketbolcularından biri bir arada Türk Hava Yolları reklamında oynuyorlardı...

Bütün hünerlerini göstererek...

İkisinin küçük bir çocuğa gösterdikleri hünerlerinin en sonunda; perfore ses “Türk Hava Yolları... Dünyanın en iyi hava yolları” mealinde bir söz söylüyordu...

***


Turgut Özal’ın bir sözü vardı, yıllar önce ettiği...

“Hayallerinde bile bize yetişemezler...” demişti de millet dalga geçmişti...

O günlerde hayal etmeye kalksak bugünkü Türk Hava Yolları tablosunu hayal bile edemezdik...

Şu anda dünyanın en iyi hava yolları şirketi mi bilemem, fakat dünyanın en iyi futbolcusuyla, NBA’in en muhşetem basketbolcularından birisini aynı anda birarada kendi reklam filminde oynatan bir firma, dünyanın en iyisi olmaya layıktır...

O vizyonun sahibi çünkü...

Messi’yle, Bryant’ın birlikte oynadığı reklam filmini mutlaka izleyeceksiniz...

Bugünden itibaren dünyada ve Türkiye’de gösterilmeye başlanıyor...

İnanılmaz bir reklam filmi...

Muhteşem bir gurur vesilesi...

İftihar edeceksiniz Türk Hava Yolları’yla ve elbette ülkenizle...

Mazi gözlerinizin önüne geldiğinde;

Mutlak ki gözlerinizden yaşlar süzülecek!..

Sevinçle karışık bir duygu patlaması...

Bir gözyaşı demeti...

*****


STRESLİ HAYATIN SONU...

Profesör öğrencilerine “stres yönetimi” konusunda ders veriyordu...

Su dolu bir bardağı kaldırıp öğrencilerine sordu:

-”Sizce bu su dolu bardağın ağırlığı ne kadardır?..”

Öğrencilerin cevapları 200 ila 400 gram arasında değişti...

Bunun üzerine profesör öğrencilerine döndü;

-”Gerçek ağırlığın ne kadar önemli olduğu fark etmez...” dedi...

“Durum bardağı elinizde tutma süresine göre değişir...

Eğer bir dakikalığına tutarsanız sorun yok...

Bir saatliğine tutarsanız, sağ kolunuzda bir ağrı oluşacaktır...

Eğer bir gün boyunca tutarsanız ambulans çağırmak zorunda kalırsınız...

Ağırlık aslında aynıdır... Fakat ne kadar uzun tutarsanız size o kadar ağır gelir...”

***


Eğer sıkıntıları her zaman taşımaya çalışırsak er ya da geç taşıyamaz hale geliriz...

Yükler gittikçe artarak daha ağır gelmeye başlar...

Yapmamız gereken bardağı yere bırakıp, bir süre dinlenmek ve daha sonra tutup yeniden kaldırmaktır...

Yükümüzü ara sıra bırakmalı, dinlenip tazelendikten sonra tekrar yolumuza devam etmeliyiz...

İşten döndüğünüzde iş sıkıntısını dışarıda bırakın...

Nasıl olsa yarın tekrardan alıp yine aynı şeyi sırtınızda taşıyacaksınız...”

***


Gözümün önüne şimdi 2002 yılının bir Temmuz öğleden sonrası geliyor...

Salonumun önündeki terasta bulunan, küçük masaya oturmuştum...

Nefes almaya fırsat bırakmayan bir telefon trafiğini sürdürüyordum...

90 kişilik haber merkezi ekibimle tek tek ilgileniyor, diğer taraftan transfer olma görüşmelerinin sürdüğü STAR televizyonuyla temasları sürdürmeye çalışıyordum...

Bir ara kendi kendime “Bu kadar olmaz...” dedim; “Tanrı kimsenin üzerine bu denli ağır bir yük yüklemiş olamaz...”

***


Elim giderken, beynim gitmiyordu telefona...

Yorulmuştum, bunalmıştım ve en ufak bir hatada, büyük bir bedel ödeyeceğimizin farkındaydım...

Daha büyük bir bedel ödememek için, insanüstü bir gayretle çaba sarfederken, artık gücümün son raddesine gelmiş olduğumu farkediyordum...

Güneşli bir İstanbul yazıydı...

Ben ne güneşi, ne yazı farkedemiyordum...

Ayşe Nazlı hayatıma yeni girmişti...

Birkaç güne kadar iki yaşını kutlayacaktı...

Annesiyle Atina’da çok sevdiğim bir deniz kenarı oteline gitmeye ve orada kendi doğum günümle kızımın doğum gününü beraberce kutlamaya karar vermiştim...

Ancak stresin bütün vücudumu sardığı saatler ve günler bitmek bilmiyordu...

O yaz yaşamımın o yıllardaki bütün yazları gibi, bana zehir olmuştu...

Ayşe Nazlı’nın pastasını keserken, vücudum orada, beynim başka taraftaydı...

Hayatımın kıymetini bilmediğim son yaz o yazdı...

Bir daha “yaz”ın kıymetini bilmemezlik etmedim...

Hayatın “iş merkezli” stres dozu yüksek temposuna “elveda” dedim...

“Yaz”ların kıymetini bilince, “kış”larım da kıymetlendi...

Hayatım kıymetlendi...

Artık sadece yazı ve güneşi değil, denizi ve çocuklarımı da farkediyorum...

Kendimi farkettiğim gibi...

*****


TAYYİP ERDOĞAN “MUHTEŞEM YÜZYIL”I ELEŞTİREREK DUVARA MI ÇARPTI?..

Başbakan dün yine “Muhteşem Yüzyıl” dizisini eleştirdi...

-”Bizim tarihimiz, kılıçtan, entrikadan, iç çekişmelerden ve maalesef haremden ibaret değildir... Özellikle öyle gösterip bizde kompleks yaratıyorlar Batılılar” dedi...

Muhteşem Yüzyıl’la ilgili eleştiriler hakkında düşüncelerimi ve kendi fikirlerimi yazdım...

Türkiye’de halkı “okuduğunu” zanneden bir kısım aydın Muhteşem Yüzyıl’ın muhteşem ratinglerine bakarak “Tayyip Erdoğan’ın halkın büyük beğeniyle izlediği bu diziyi eleştirerek, duvara çarptığını” düşünüyor...

***


Oysa hiç öyle değil...

Bu arkadaşlar halkı hiç okumamışlar...

Tayyip Erdoğan, Muhteşem Yüzyıl dizisini eleştirerek, oylarını artırıyor...

BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, oyları artırır mı azaltır mı bilmem, fakat Muhteşem Yüzyıl’ın “bizim tarihimiz haremden mi ibarettir?..” yollu eleştirisi halkta büyük beğeni toplar...

Bir dizinin seyredilmesi o dizinin eleştirilmesine karşı çıkılması anlamına gelmez...

Büyük bir kesim “harem”i izlerken merakını ve libidosunu çalıştırır, Başbakan eleştirirken de, “Haklı adam, biz haremden mi ibaret bir tarihin mirasıyız?..” diyerek Erdoğan’a arka çıkar...

Gazetelerin magazin eklerini severek okuduğunu söyleyen tek bir kimseyi bulamazsınız...

Herkes magazini eleştirir...

Ancak magazini okur, o ekleri elinden düşürmez...

Yine de magazine karşı olmak, ses getirir...

Tayyip Erdoğan halkı biliyor...

Hem “Harem”i merakı gıdıklanarak izleyeceğinin farkında...

Hem de “biz bu muyuz?..” lafının arkasında duracağının...

Dün onun için eleştirilerinin ikinci “fasikülü” geldi...

Birileri hala bu eleştirilerle Erdoğan’ın duvara tosladığını düşünse bile...

Erdoğan bildiğini okuyor...

Fasikül fasikül Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar gidecek bu süreç...

DİĞER YENİ YAZILAR