Gezi Parkı kalmalıdır!

Haberin Devamı

Hyde Park’ı 18 yaşında ilk gördüğümde, saatlerce nasıl gıptayla seyrettiğimi, konuşma yapanları izlediğimi hatırlıyorum...

Uçsuz bucaksız yeşilliklerin üzerinde bikinilerini çıkartıp güneşlenen genç kızlar vardı...

Yanlarında sevgilileriyle öpüşenler, çimenler üzerinde piknik yapanlar, bebeklerini gezdirenler, çocuklarıyla frizbi oynayanlar, köpeklerini eğlenceli oyunlarla eğitenler parkı doldurmuştu...

Arada bir güneş açıyor, daha sonra İngilizler’in o mahut kapalı havası parka egemen oluyordu...

***


Her konuşmak isteyenin; Hyde Park’ın serbest kürsüsüne gelip istediği gibi atıp tutma özgürlüğünün olduğunu söylüyorlardı...

Gidip izlemiştim...

Acayip kılıklı adamlar, egzantrik karakterler, etraflarına toplanan küçük kalabalıklara zaman zaman ciddi zaman zaman ironili söylevler çekiyordu...

Alkışlayanlar, kahkaha atanlar, gülenler, tepki verenler gırla gidiyordu...

Hyde Park’ın her köşesi birkaç günde; benim için Londra’nın “demokrasi ve özgürlükler panayırı” haline gelmişti...

İngiltere’nin değil “parklarının demokrasinin beşiği olduğu” o zaman anlamıştım...

***


Kız arkadaşlarımla otelde değil parklarda buluşuyordum...

Saatlerce geziyor, dolaşıyor, hayatı ve sevgiyi paylaşıyorduk...

Okul çıkışı arkadaşlarımla parklara koşuyorduk...

Orada laflıyor, piknik yapıyor, sandviç yiyip hayatın keyfini çıkarıyorduk...

Parklarda kriket oynanıyordu...

Futbol antrenmanları parklarda yapılıyordu...

Hayat parklarda geçiyordu...

İngiltere’deki hayatımda her şeyi parklarda yaşıyordum...

Parkların aileden insana, çocuktan, sevgiliye, aşktan futbola, özgür tartışmadan, çılgın konserlere, bütün farklı yaşamların, sonsuz özgürlükler içinde hayat bulabildiği alanlar olduklarını orada fark ettim...

***


Siyasetin ve bürokrasinin gündemi ne olursa olsun, “Parkların kendi gündemi” vardı İngiltere’de...

Çok fazla özgürlük, çok fazla bireysellik, çok fazla farklılık, çok fazla kendi başınalık...

Aynı anda çok fazla keyif, çok fazla yaşam, çok fazla kıvılcım ve çok fazla tazelik...

Parklar çağdaş insanların oksijen borularıydı...

Meydanlarda siyasi kavgalar, sloganlar, protestolar, direnişler ve mücadeleler vardır...

Siyasiydi hayat meydanlarda...

Oysa parklarda hayat insaniydi...

Özgürdü, aileviydi, aşkı, sevgiyi, paylaşımı, keyfi ve çocukları kapsıyordu...

Evcil hayvanları, aile boyu sporu, birlikte yemeği, özlem gidermeyi, kahkahayı, kafeyi, çayı, dedikoduyu ve özgürlüğü barındırıyordu...

***


“Diren Gezi Parkı...”

Üç gün boyunca kadınların, çocukların, sıradan insanların direnişlerine ilham olan slogan buydu...

- “Diren Gezi Parkı...”

Gezi Parkı bugüne kadar nice topla tüfekle direnenlerin yapamadığını, yanından bile geçmeyi başaramadığını yaptı...

Dün akşam Gezi Parkı’nın yerine “Topçu Kışlası” yapılmayacağı kararı çıktı... Hayatı temsil ediyordu çünkü Gezi Parkı...

Yaşamı, özgürlükleri, bireyin insani kıvılcımlarını, aileyi, çocuğu, sporu, aşkı, romansı, sevgiyi ve insana dair her şeyi...

Direndi Gezi Parkı...

Bir parkın direnişinin, topla tüfekle yapılan direnişlerden daha gerçekçi, daha direnişçi, daha barışçıl, daha insancıl, daha varoluşçu ve daha sonuç alıcı olabileceğini gösterircesine... “Diren Gezi Parkı” dediler...

Direndi Gezi Parkı...

GEZİ PARKI’NA TARAFTAR GRUPLARI GELİNCE...

Dün ne zamanki Çarşı grubunun Gezi Parkı’na gittiğini gördüm durumun değişeceğini o anda anladım...

Belliydi ki Çarşı grubu ilk giden olsa da tek giden olmayacaktı...

Onu Fenerbahçe ve Galatasaray’ın taraftar grupları takip edecekti...

Nitekim kısa sürede, Trabzon da dahil bütün taraftar grupları Gezi Parkı’na akın edeceklerini açıkladı...

Taraftar gruplarının da devreye girmesiyle, zaten yetkililerin açıklamaları arka arkaya geldi...

Gezi Parkı kargaşası daha fazla sürmeyecekti... Karar revize edilecekti...

***


Kimsenin farkında olmadığı bir gerçek var dünyada ve Türkiye’de...

En büyük sivil toplum örgütleri artık futbol kulüpleri ve taraftar dernekleri...

Davalara bir bakın...

Taraftar gruplarının bir bütün olarak müdahil olduğu davalar, farklı bir seyir izliyorlar...

Futbol Türkiye’de futboldan çok daha fazla şeyleri ifade ediyor...

Bazıları bunun farkında...



GEZİ PARKI ÖRGÜT DEĞİL!..

İlk gençlik yıllarımda her protestomuzun bir örgüt işi olduğunu söylediklerinde içim daralır, ruhum sıkışırdı...

O günlerde anlatmak ve bağırmak isterdim ki; yaptığımız işe örgütler bulaşsa da, bizim isteklerimizin büyük çoğunluğu örgütsel değil sıradan istektir... O günlerde babamla sık sık tartışırdık:

- “Bizim gençliğimizde de aynısı olurdu...” derdi babam...

- “Komünist Partililer, onlarca sıradan demokratik talebi sıralarlardı... Araya tek bir maddeyi sıkıştırarak... O madde onların esas gerçekleşmesini istedikleri maddeydi... Bütün prostestolar gizli o madde için yapılırdı... Gerisi göz boyamaydı...”

***


Babamla bu konuşmalarımızın üzerinden tam 35 yıl geçti... Sanıyorum emniyet 35 yıl sonra, hala o günlerde babamın düşündüğü gibi düşünüyor...

Her eylemin ve protestonun “örgütsel bir amaca” hizmet ettiğini, her olayda bir örgüt parmağı aramak gerektiği fikrini benimsiyor...

Muhtemelen doğru... Her olayda bir ya da birkaç örgüt var...

Fakat doğru olmayan şey şu...

İnsan örgütlere kolay kolay sığamayacak kadar bireysel bir varlık...

İnsanların sıradan taleplerini “hep örgüt parmağıyla” anlamlandırmaya kalkarsak, hayatın kendisini inkar ederiz... Sonuçta Ergenekon denilen örgütün toplayamadığı kalabalığı Gezi Parkı topladı... Ne dersiniz?..

Acaba Gezi Parkı, Ergenekon’dan daha mı müteşekkil ve tehlikeli bir örgüt?..

Sen ne dersin babacığım?..

YİNE PROVOKASYON MU VAR?

Gezi Parkı olayları üç gün sürdü...

Dün akşam saatlerinde yargıdan karar çıktı... Topçu Kışlası’nın yapım kararı oy çokluğuyla reddedildi...

Ancak buna rağmen, bütün gece olaylar devam etti, çatışmalar sürdü... Yer yer yangınlar çıktı... Bu noktada artık emniyet güçlerinin çok dikkatli olmaları gerekiyor...

Hala “provokasyona açık bir ortam var” Taksim ve çevresinde...

Çok dikkatli, anlayışlı davranılmalı...

Mahkeme kararı, yeni olayların gelişmesini önleyecek nitelikte...

Emniyet güçleri de bu sabahtan itibaren barışın sağlanması için elinden geleni yapmalı...

DİĞER YENİ YAZILAR