Gece yerine sabahları yaşamak...

Haberin Devamı

Annem çocukluk ve gençlik yıllarında sanki çok ders çalışırsam matah birşey olacakmışım gibi, üzerimde devamlı “ders çalış” biçiminde psikolojik baskı uygulardı...

O çalış dedikçe bana iyice çalışmazdım... Gittikçe psikolojik baskıya karşı, yöntemler geliştirmiştim...

Onun söylediği saatlerde ders çalışmıyor, kafama estiğini yapıyor, sonra gecenin geç bir saatinde masa ışığını yakıp, sessizliğin sükuneti ve derinliğinde okumalar yapıyordum...

Daha lisedeyken, yarımdan birden önce yatağa yatmamaya başlamıştım...

***


Sabahları saat 7’de, uykumu almamış, zar zor yataktan kaldırıyorlardı beni...

Güne lanet okuyordum... Keyfini yaşayamıyordum, güneşi hissedemiyordum...

Gecenin sükuneti ve sessizliğinde yaptığım okumalar, annemin psikolojik baskısında okul dönüşü ders çalışmaktan, kesinkes daha iyi geliyordu ruhuma...

İlk gençlik alışkanlığı, üniversitede ve sonrasında artarak devam etti...

Üniversitede gece ikilere kadar kalmalar ve çalışmalar başladı...

TRT‘de pazartesi geceleri Ateş Hattı‘nı yaptığım yıllarda, bütün Ateş Hattı ekibi, pazar gecesi pazartesi sabahına kadar, eski yönetim kurulu odası olan geniş odada çalışırdık...

Sabaha karşı dörtte beşte birileri koltuklara sızar kalırdı...

***


Ben 5’te 6’da eve gider öğlen dönerdim TRT‘ye...

Gece yaşamanın, gece üretmenin, yaratmanın daha “sanatsal olduğuna” kanaat getirmiştim...

Bütün büyük yaratıcılar, gece çalışmaz, gece yaşamazlar mıydı?..

Devlet memuru muyduk ki biz sabahın köründe çalışmaya başlayacaktık?..

Yaratıcıydık biz, monoton işte çalışan herhangi biri değil!!!

***


Hayat kendi kafanızda yarattığınız formüllere inanıp, o formüllerden tetiklenen şizofreniyi yaşama biçimidir genelde...

“Sigara içmezsem kafamı toparlayamıyorum...”

“Sabahları bir kahve içmezsem uyanmam mümkün değil...”

“Ben sabahları değil, geceleri yaşarım...”

“Kahvenin yanında sigara içmezsem, kahveyi içemem...”

“Biraz içmezsen, yaratacılığını ortaya koyamazsın...”

“Yemekten sonra köpüklü bir kahveyi höpürdetmezsen, yemeyi bitirmiş sayılmazsın...”

***


Bunları kendimiz söyledik, kendimizi inandırdık, inandırdığımız şeye, etraftan örnekler yaratıp teoriler geliştirdik...

O teorilerden pratikler, o pratiklerden de evrensel yasalara hükmettik...

Bu NLP denilen iletişim mucizesinin profesyonel sertifikasını alacağım Metin Çınaroğlu kardeşimle çalışıyorum ya...

Aniden benim bu gece çalışmalarını “sabaha” kaydırmaya karar verdik...

***


Uzun zamandır içki içmiyorum, sigara içmiyorum, gece geç saatlere kadar oralara buralara takılmıyorum...

Peki niye o zaman, yoğun çalışmalarımı “sabahın gün ışığıyla birlikte, güneşi vücudumun hücrelerinde hissederek, yoğun çalışmayı gerçekleştirmiyorum...”

Ne durduruyor beni?..

Sabah günün bütün güzelliğini hissedecek biçimde erken kalkıyorum...

Neden bir çocukluk “kaçış”ının psikolojik baskısını etkisini yaşam boyu üzerimde taşıyayım ki?..

“Yazıyı akşamın karanlığında yazmak, beni daha fazla konsantre ediyor...”

Böyle bir şey yok...

Sabah üstelik daha keyifli yazıyorum ve melankolik olmuyorum...

***


51 yaşındayım...Bir çocukluk baskısının 35 yıldır üzerime sinmiş, psikolojik etkisini üzerimden atmaya çalışıyorum şimdi...

Bana “çocuklar konusunda neden bu kadar duyarlısınız?..” yolunda sorular soruluyor zaman zaman...

Çok da travmatik olmayan “ders çalış” baskısının, 35 yıl, bir çocuğu “geceleri yaşatmaya sevk ettiği” bir insanlık bilmecesinde, şimdi yapılanların o çocuklara nelere mal olduğunu biliyor muyuz acaba?..

***


Sınavda cevap şifresi var mıydı yok muydu?..

Hiç bilmiyorum... Ne ki bildiğim önemli bir gerçek var...

Bir milyondan fazla gencin hayatı boyunca yaşayacağı bir paranoyayı çoktan tetiklediniz bile...

Yazıklar olsun size!..

*****


EVLİLİK KAÇAMAK YAPMAYA ENGEL Mİ?..

Yeterince “provokatif bir başlık”la, “Evlilik Kaçamak Yapmaya Engel mi?..” başlığıyla vermiş Hürriyet internet sitesi, yeni vizyona giren Last Night (Son Gece) filmini...

Cazibeli bir star olan Eva Mendes oynuyor filmde...

Genç bir evli çiftin hikâyesi bu...

Koca, kendisinden hoşlanan meslektaşıyla iş seyahatine çıkıyor...

Kadın meslektaşının kendisini ayartmasına direnirken, karısı eski sevgilisine rastlıyor...

Kocası seyahatten bir gün erken eve dönüyor ve film bu minval üzerinde, karışık bir aşk hikâyesi, “Duygularınızın önüne geçebilecek kadar güçlü müsünüz” gibi damar soruları sorarak yürüyor...

***


Evlilik ilişkisinde üçüncü kişiyle aldatma, çağımızın en önemli gerçekliklerinden biri...

Elbette Hollywood bu konuyu enine boyuna beyazperdeye taşıyor...

Bir kadının kocasını aldatmasını konu alan Richard Gere‘in “sevgiliyi öldürmesiyle” biten “Sadakatsiz” filminden beri, bu temayı işleyen bütün filmlerin asgari bir gişe garantisi var...

Son Gece filminin tanıtım repliklerinde “evli kadının, kocasıyla sevgilisi arasında kaldığının” işaretleri var ancak bu konuya ne kadar farklı yaklaştığı şüpheli...

Çünkü “aldatma” konusu bilinen klişelerin ötesinde bir “farklı pencere” açmıyorsa hayatlarımıza, film sıradan bir gişeyle, sıradan bir film olmanın ötesine geçemez...

***


“Aldatma”, söylenenle yapılan arasındaki farktan gelen bir eylem...

Aldatılan kişi, aslında aldatılma eyleminden çok, “Yalan söylenmesinden, gerçeğin başka türlü sunulmasından, aptal yerine konmuş olmasından” duyduğu tepkiden dolayı aldatılmaya şiddetli reaksiyon gösteriyor...

“Aldatılma”nın travmatik boyutu, “farklı bildiğin bir gerçeği, sana değişik sunulan bir durumun” öyle olmadığını hissetmekle tetiklenir...

Kendisi olanlar, kendisi gibi yaşayanlar, düşündükleriyle yaptıkları arasında fark olmamasını “bir vicdan meselesi” haline getirebilen insanlar, en azından karşısındakini “yalan söyleyerek aldatmıyorlar...”

***


Aldatmanın “gerçeği farklı gösterme ve karşısındakini aptal yerine koyma” biçiminde görünen “ikincil etkisi” birincil etkisinden daha yüksek...

Last Night (Son Gece) filmindeki aldatma potansiyeli, bir ilişkinin kendi doğal akışında bir başkasına ilgi duyma meselesinin boyutlarında...

Oysa “yıkıcı” sonuçlar doğuran aldatma, “Aldatma yokmuş gibi gösterilerek, içten pazarlıklı, hesaplı, kitaplı ve hayatı yalan üzerine kuran aldatma eyleminin adı...”

Orada aldatanın bir hesabı, aldatılanın ise kurban olma durumu var çünkü...

Yoksa kimin gönlü nereye kaymış?..

Bu sadece âşık olduğunuz, bağlandığınız kişiyi kaybetmeye dönük bir durum yaratacağından, “aldatmanın kurnazca kullanılması” kapsamına girmiyor...

Bu filmlerin yapıldığı hikâyelere konu olan Batı’da Aldatma ilişkisi genelde “kullanılma”yı da kapsamadığından, bir aşk ilişkisinin “romansı” şeklinde işleniyor...

Ötekisi esasen “polisiye filmlerin” konusu çünkü!..

DİĞER YENİ YAZILAR