Gece 03’te sular kesik diye aranmak...

Haberin Devamı

1977 yılında TRT’de Anthony Quinn’in bir belediye başkanını karakterize ettiği Şehir ve Adam isimli Türkiye’yi kasıp kavuran bir televizyon dizisi vardı...

Halk için uğraşan, halk için savaşan, sabah güneşin doğuşuyla işe koyulup, gece gündüz halkın dertleriyle uğraşan Tom Alcala’nın maceraları bir televizyon dizisinde anlatılırdı...

Avukat Petroçelli’yle avukat, Beyaz Gölge’yle basketbol oyuncusu ve koçu olmaya çalışan bir toplumduk...

O günlerde Şehir ve Adam dizisini izleyenler de belediye başkanı olmayı düşlerlerdi...

Belediye başkanlığının ve politikacılığın, kimsenin kolay kolay altından kalkamayacağı bir insan yönetme becerisi olduğunu o zamanlar bilmezdim...

***


Dün Mehmet Barlas’ın evinde televizyon programı için İstanbul’a gelen üç dönemdir arka arkaya seçilen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i dinlerken aklım Antony Quinn’in oynadığı Tom Alcala’ya gitti...

“Benim telefon hep açıktır...” diyordu Yılmaz Büyükerşen; “Geçen gün saat gecenin üçünde telefon çaldı... Televizyonda tartışmayı izlemiş uyukluyordum... ‘Efendim’ dedim... Başkan evde sular kesik dedi... Ben yıllarca Almanya’da kaldım... Böyle şey Almanya’da olmaz... Bu işi düzelt...’

‘İlgili birimi arkadın mı’ diye sordum... ‘Ben ilgili birime değil, sana oy verdim’ cevabını verdi...

Ona bu saatte birşey yapamayacağımı, sabah erkenden hamama gitmesini, sonra da gelip benden hamamın parasını almasını söyledim...

Telefonu kapattım...

Sabaha karşı 4.30’da bir daha çaldı telefon...

Arayan bir polisti...

‘Başkan sizi bu saatte rahatsız ediyoruz... Fakat bir vatandaş sizi tanıdığını söylüyor... ‘Benimle mutlaka görüşür’ diyor... Kendisine vereyim mi?..

‘Ver’ dedim...

Vatandaşın biri aldı telefonu...

‘Beni hapse atacaklar çıkar beni’ diyor...

‘Ne yaptın?’ diye sordum...

‘Gece biraz içmiştim... Eve gittim hanım beni eve almamaya kalktı... Kapıyı kırdım... Biraz dövdüm... Hepsi bu... Beni hapse attırtma Başkan...’

‘Ben ne yapabilirim sen bu kadar iş yaptıktan sonra’ dedim...

‘Beni hapse attırtma Başkan’ diyor başka bir şey demiyor...”

***


Yılmaz Büyükerşen ‘bir doğum uzmanlarının bir de benim telefonum sürekli açık’ diyordu...

Onu dinlerken, önce yüzde 45 son seçimlerde de yüzde 50’nin üzerinde oy alan bir belediye başkanı olmanın hiç de dizilerden seyredildiği gibi kolay olmadığını farkettim...

“Ben dilenci yanıma yaklaştığında ne yapacağımı bilmiyorum... Siz bu kadar talebe nasıl cevap yetiştiriyorsunuz?..” diye sordum, gülümsedi;

“Bütün hayatım böyle geçti geçiyor” dedi...

18 yaşında Şehir ve Adam dizisini izlerken belediye başkanı olmayı düşünmüş müydüm hatırlamıyorum, çok seyrek de olsa politikacı olmak bir iki aklımdan geçmişti hatırlıyorum...

İyi ki aklımdan geçmiş fiiliyata hiç geçmemiş...

Çok havalı ve fiyakalı görünebilir...

Fakat dün gördüm ki bu işler televizyon dizilerindeki gibi değil...

Her güzellik ağır meşakkatleri bedel niyetine talep etmekte...

*****


ERGİN ATAMAN’IN KATTIĞI YARATICILIK...

Geçenlerde Erdoğan Demirören telefonda “bir adam” diyordu, “Bir adam... Şeref Yalçın geldi, Ergin Ataman’a basketbol takımını teslim etti... Tek başına bir adam, bütün sistemi kurdu, takımı oluşturdu, oturttu ve kupa üzerine kupa almaya başladı... Tarihinin en başarılı sezonunu geçiriyor Beşiktaş basketbol takımı... Futbola 100 milyondan fazla parayı cebimizden harcadık... Bir de gelinen noktaya bakın...”

Konu Beşiktaş değil aslında...

Yaratıcı insanların, ekiplerin kurumların, takımların hayatına kattıkları değer konusu...

Kalem oynatmasını hiç sevmediğim bir konu bu...

Çünkü tek başına insanların, onların kurduğu yaratıcı ekiplerin, o kurumun, takımın, ülkenin, şehrin hayatını nasıl değiştirdiğini biliyorum...

***


Ancak moda deyim “kurumsallık...”

Ben de her yer olabildiğince kurumsallaşsın diye, yaratıcı kişilerin hayata kattığı değerler konusunu hep es geçiyorum...

Oysa hayat öyle değil...

Yaratıcı insanların hayata kattıkları değerler, kurumları başarıdan başarıya sürüklüyor...

Vasatlar, vasat ekiplerle oluşturduğu kurumlar hep vasat kalıyor, vasatı oynuyorlar...

Yaratıcı lider konusunda madem Beşiktaş’tan söz açtık, oradan devam edelim de başka yerlerden başka anlamalara yol açacak laflar etmeyelim;

Lucescu diye bir adam vardı Beşiktaş’ta...

Onun zamanında Beşiktaş daha ilk yılından ikinci yılının ortasına kadar 51 maçta yenilmemiş, arada şampiyon olmuş, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finali görmüş, son zamanların en muhteşem takımı haline gelmişti...

O günlerde kendisi de bir finans dehası olan Hüsnü Güreli kardeşim, “Beşiktaş artık kurumsallaşmıştır... Kimse yanına bile yaklaşamaz...” diyordu...

***


Bir taraftan spor programlarında, diğer tarafta da bazı derin futbol merkezlerinde Lucescu’nun ve Beşiktaş’ın kimyasını bozmak için yapılmadık oyun bırakmadılar...

Sonunda Lucescu’nun kimyası bozuldu ve Beşiktaş, Cem Papila’nın yönettiği Samsun maçıyla başlayan bozgunun sonunda, bir daha ayağa kalkamaz hale geldi yıllar boyu...

Tek bir adam, onun adım adım kurduğu takım, Beşiktaş’ı başarıdan başarıya koşturuyordu... Kimyanın bir bozulması, koskoca çınarı nerelere getirdi...

Aynı Demirören ailesi basketbola 5.8 milyon euro para verirken, 100 milyonun üzerinde parayı esasen futbola verdiklerini söylediler...

Futbolun durumuna bir bakın...

Beşiktaş UEFA’ya gidemiyor, paralar zamanında ödenemediği için cezalı...

Bir de basketbola...

Dün Efes’i deplasmanda ikinci kez yenerek şampiyonluğa ellerini uzatmayla başladılar bile...

Bir Şeref Yalçın’ın Ergin Ataman’a güvenmesi, Ergin Ataman’ın üçüncü kupaya giden takımı kurması ve 15 milyon Türk lirası bile harcanmadan tarihinin en başarılı takımının yaratılması...

Onun için “Bir adam, tek bir adam” diyor Erdoğan Demirören...

Futbolda bu adamın niye bulunamadığını sorgularcasına...

Fikret Orman ve Tamer Kıran başta olmak üzere Beşiktaş yönetimine tek bir sözüm var...

Hoca bulurken, Ergin Ataman’ı aklınızdan hiç çıkarmayın...

Kulaklarınıza lobi amacıyla söylenen her fısıltıdan sonra bir de Ergin Ataman’ı aklınızdan geçirin...

O zaman doğruyu bulursunuz...

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

SON BİR SINAVA TABİ TUTULURSUNUZ...

“Arayış içinde olan kişi benliğinin nihai hedefine ulaşmadan önce bir sınava tabi tutulur...

Özlemini duyduğu hazineye ulaşmadan önce, bir testten geçer...

Bu sadece hayatının işleyiş biçimidir...

Eğer kişisel uyanış yolculuğunu anlatan bir bilgelik kitabı okursanız arayan kişinin -ya da kahramanın- ödüle, yani arzu ettiği yaşama ulaşmadan önce daima bir sınavla ya da zorlukla yüzleştiğini görürsünüz...

Robin Sharma”

***


50. yaş günümde hayatta her şeyim var görünürken, 51. yaş günümde mutluluğum da dahil çok şeyimin bir anda yok olduğunu gördüm...

Maddi dünyadaki hayatın, en zirve noktalarında dolaşmıştım...

Sonra o zirvelerin tepesinde olmasa da, eteklerinde bir yerlerde kendime bu dünyanın sağlamasını istediğim nimetlerini sağlamaya uğraşmıştım...

Heyhat...

Hayat maddi dünyanın düşünce tarzıyla bana getirdiği her şeyi bir anda götürebileceğini bir günde gösteriverdi...

O zaman yarım yamalak, kıyıda derede başlattığım çalışmalara yoğunlaşmaya karar verdim...

Ellerimdekini kaybediyor görünmek, bana yepyeni bir dünyanın ufuklarını açmıştı... O yeni dünyanın düşünce sistematiği, önyargısız açıklığı, şartlanmamış gerçekliği beni uçsuz bucaksız bir ufka yöneltti...

Yepyeni beceriler kazanmaya, yeni ufuklara sahip olmaya ve bir başka alemin gerçekliğine kavuşmaya başladım...

Şimdi o yenilgi gibi görünen günlere şükrediyorum...

Bana koskoca bir ufku ardına kadar açtıkları için...

DİĞER YENİ YAZILAR