Gazetecilik ve provokasyon...

Haberin Devamı

Hayatın psikolojik savaş, provokasyon ve gazetecilik kavramlarını derinden sorguladığı günleri yaşıyoruz...

Gazetecilik; gazetecilik gibi yapılmıyor...

Bu birinci nokta...

Olaylar ağır bir biçimde çarpıtılıyor...

Psikolojik harbin etkin ve vazgeçilmez bir parçası haline getiriliyor...

Gazetecilik üzerinden algı yönetimi yapılıyor...

***


Gazetecilikte “haber objektiftir”, “yorum ise subjektif...”

Yani haberin unsurları değiştirilmez...

Olaylar gerçek yüzüyle verilir, saptırılmaz, çarpıtılmaz, ters yüz edilmez...

Bir haber eğer dört başı mamur gerçekleri içeriyorsa ‘neden verdin’ diye insanlar sorgulanmaz...

Fakat aynı zamanda her haberin bir perde arkası vardır...

Haberi sızdıranlar, siyasi bir amaç, psikolojik bir hedef, rakibi vurmaya yönelik darbe mantığından yola çıkarak, o haberi fısıldarlar...

Bu ayıp değildir...

Ayıp olan; “Bunu başka bir amaçmış gibi göstermektir...”

***


Örnekleyecek olursak;

Son aylarda çok tartışılan “İmralı Zabıtları” haberini sızdıranlar; “bu haberi barış sürecini torpillemek amacıyla sızdırırlar...”

Neden?..

Çünkü PKK lideri Apo bu süreci kendi tabanının kanaat önderlerine anlatırken, onları etkilemek amacıyla karşı tarafı güçsüz gösteren, kendine aşırı güç şırıngalayan, herkes hakkında o anda etkili olacağını düşündüğü şeyleri, bir konuşma üslubunda söylüyor ve zaman zaman ağır ifadeler kullanıyor...

Bir süre sonra bu görüşme notlarını haber olarak sızdırmak ve milyonlara ‘vay anasına Apo da neler söylüyor böyle’ dedirtmek ve onun ‘dopingli gücüne’ tepki duydurmak amaçlanıyordu...

Barış süreci yeni başlıyordu...

Apo’nun ettiği her söz, “yeni provokasyonlara zemin hazırlayacaktı...”

Haber yayınlandı...

Sızdıranların amacı barış sürecini engellemekti...

***


Haberin perde arkası buydu...

Fakat haber aynı zamanda “varolan bir gerçeği” yansıtıyordu...

Apo gerçekten cezaevinde bu kişilerle konuşmuştu...

Yani yalan değildi...

Doğruydu...

Apo cezaevinde kendi kanaat önderlerine, bu minvalde bir konuşma yapmıştı...

Olayı, bugünlerde birbirine karıştırılan gazetecilik, psikolojik harp ve provokasyon kavramları ışığında değerlendirdiğimizde, “haberi yayınlamak; yayınlayanlar açısından bir gazetecilik faaliyetiydi...”

Haberi sızdıranlar ise, “Barış sürecini engellemek ve torpillemek için, psikolojik harekat yapıyorlardı...”

Gazeteci bu haberi yayınladığı için, “gazetecilik yapmamakla suçlanamazdı...”

Ancak gazeteci bu haberi yayınlamakla “barış”a değil, “barış“ı torpilleyenlere hizmet etmiş olurdu...

Demokrasilerde “barış“ı isteyenler olabileceği gibi, PKK’yla savaşın devamını isteyenler de olabilirdi...

Yeter ki; kimin nerede durduğu anlaşılsın, net anlaşılsın, kodları çözülsün...

Hayat yalanla tersyüz edilmesin...

***


Bu noktada bir gazetecilik faaliyeti olarak;

“İmralı zabıtlarının yayınlanmasını” savunmak basın özgürlüğü kapsamındadır...

Haberin “savaşın sürmesini isteyenlerin bir komplosu olduğunu söylemek” ise bir gazetecilik faaliyetinin okumasıdır...

Bu haberi yapanları “gazetecilik yapmıyorlar” diye suçlamak abestir...

Bu haberi, “Kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek amacıyla yayınladık” demek ise demagoji...

Gerçek bu haberi yaparak “barış sürecinin torpillenmesini isteyenlerle kol kola girmektir...”

Bunun da demokraside yeri var...

Kavramları bilirsek, “kimin ne yaptığını ve ne yapmakta olduğunu anlarız...”

***


Gazetecilikte haberi gerçek ve tüm unsurlarıyla yayınlamak demokrasilerin vazgeçilmez unsuru...

Bu anlamda, bu gerçeği kaale alan her haber yayınlanır, yayınlamalı...

Haber üzerine doğru, yanlış, eksik, fazla, anlamlı, anlamsız her türlü yorumu yapma hakkına sahip olmak da demokrasilerin gereği...

Bu yorumların neyi amaçladığını söyleyenlerin; yorumlarını seslendirme hakkının olduğu gibi...

Önümüzdeki süreçte, “gazetecilik nedir ne değildir“ çok sorgulanacak...

Bu yazı bir başlangıçtır...

PROVOKASYON VE KARAKTER SUİKASTİNİ GAZETECİLİK FAALİYETİ GİBİ GÖSTERMEK...

Birkaç gün önce; bir gazeteci kardeşime geçmiş bir olaydaki yanlışı anlatırken, söylemiştim;

Bir zamanlar ellerinde asalarla acayip gösteriler yapan Aczimendiler’in “derin bir operasyonun ürünü olduğunu” o günlerde sadece gazetecilik yapan hiçbir gazeteci bilemezdi...

Görünen “Ellerinde asalarıyla birtakım garip hareketler yapan adamların, İslami bir kimliği temsil ettiklerini” söylemeleriydi...

***


Aczimendiler’i eleştirebilirdiniz...

Yaptıklarıyla amaçladıkları üzerine “doğru, yanlış” bir sürü fikir üretebilirdiniz...

Fakat Aczimendiler’e polis saldırınca onlar için “süt dökmüş kediye döndüler” ifadesini kullanamazdınız...

Bunu kullanırsanız bir gazeteci eleştirisinin, yorum özgürlüğünün ötesine geçer, karakter suikastine doğru yönelirdiniz...

Bir karakter suikasti örneğidir “süt dökmüş kediye döndüler” cümleleri...

Kendi yorumu ve ifadesiyle aşağılamayı amaçlar...

Olayı veriyor gibi görünürken, karşısındakini bilinçli bir itibarsızlaştırmaya ve değersizleştirmeye tabi tutar, o ifadeler...

- “Ne olmuş ellerinde asalarıyla garip hareketler yapan bir Aczimendi’ye bu ifade kullanıldıysa?..” diyebilirsiniz...

Oysa karakter suikasti, toplumda “karakter infazına karar verilen” herkes için geçerlidir...

***


Toplumda, bilinçli bir biçimde “itibarsızlaştırılan” tüm ünlü karakterleri gözünüzün önüne getirin...

Bir dönem Başbakan Tansu Çiller’in arka arkaya yaptığı “gaflar” gündeme gelir ya da getirilirdi...

Her lider yaptığı yüzlerce konuşma esnasında, cımbızla çekildiğinde defalarca gaf yapar...

Fakat “karakter suikastine” tabi tutulmak istenen kişiler veya liderlerde “gaf meselesi” karakter infazının, itibarsızlaştırmanın, hafifleştirmenin ve değersizleştirmenin en can alıcı noktasıdır...

***


Geçenlerde Tansu Çiller’e “Neden zamanında sizin arka arkaya gaf yaptığınız haberlerinin yayınlandığını biliyor musunuz” dedim...

Duraksadı...

Ya hiç düşünmemişti ya da düşündüğünü belli etmek istemiyordu...

- “Şöyle mi zannediyorsunuz” diye üstüne gittim,

- “Sizden başka hiç kimselerin dilinin sürçmediğini mi düşünüyorsunuz?.. Konuşmasını hiç beceremeyenler üstü örtülerek geçiştirilirken, ‘sizin gaflarınız neden ülkenin bir numaralı gündem maddesi olmuştu biliyor musunuz...’

Size karakter suikasti planlanıyordu da ondan...”

***


Karakter suikastleri Türkiye’de ve dünyada bir gazetecilik faaliyeti olarak sunmaya çalışılır...

Hiçbir alakası yoktur...

Karakter suikastleri, bilinçli ve planlı yapılan, rakibi bitirmeye yönelik öldürücü darbenin gelmesi öncesi zemini hazırlayan psikolojik savaş yöntemleridir...

Bu faaliyetlerin gazetecilikle ilgisi yoktur...

Maddi manevi cezai yaptırımları bulunur...

Sistematiktirler, amaçlıdırlar ve kamuoyunu bilgilendirme, aydınlatma amacına değil, karşısındaki suikast yoluyla bitirme amacına matufturlar...

Bu faaliyetlerden “ağır cezalık suç” çıkmaz...

Fakat bu faaliyetleri “basın özgürlüğü diye sunmak” büyük sahtekarlıktır...

DİĞER YENİ YAZILAR