“Gazetecilik günlükleri”

Haberin Devamı

17 ŞUBAT 2012

Bugün bir yazı yazdım...

Gazetecilik için bir umut yolculuğu diye...

Beni aldattılar mı acaba zamanında?..

Yanlış mı öğrettiler gazeteciliği?..

İktidara, muhalefete, polise, askere, yargıya, sisteme, cemaate eşit uzaklıkta bir gazetecilik yapmak artık mümkün değil mi?..

Yoksa hiçbir zaman mı değildi?..

***


Bir gazeteci bunlardan herhangi birisinin gayrı resmi sözcüsü olacak sanki...

Olayları bir tarafa aidiyet duymadan önyargısız yorumlayamıyorsunuz...

Bildiğimiz ve inandığımız gazetecilik bu değildi ki...

Ne kadar yalnız korumasızız şimdi...

Üzerimizde bir şemsiye yoksa, sırtımızı yasladığımız birileri bulunmuyorsa, “hiçbir basın özgürlüğümüz yok” sanki...

***


Birkaç yıl önce son yıllarda samimi olduğum bir gazeteci büyüğüm söylemişti;

- “Oğlum; Bu meslekte ve bu ülkede yalnız kalırsan, seni yaşatmazlar...”

İnat ettim kimseleri almayacağım şemsiye diye üzerime...

Kimselere dayanmayacağım basın özgürlüğünün kendisi dışında...

Hiçbir aidiyete sığınmayacağım, bir başka aidiyeti mahkum etmek uğruna...

Sonuna kadar demokrasinin saf Peter Sellers haliyle gitmeye uğraşacağım...

Hep öyle gazetecilik yapmaya çalıştım ki ben...

***


Ne enteresan...

Olumlu bir cümlede “ki” ekini İzmirliler kullanırlar...

İzmirli eşimle evlenene kadar bilmezdim böyle olduğunu...

Bir gece vakti arabada, romantik bir anımızda söylemişti eski eşim bana bunu...

Acayip bir ifade olarak gelmişti ilk duyduğumda bunu...

Sonra aşkın sempatisi galebe çaldı sanırım...

“Ki” ekini arada bir çocukluk yapmak için olumlu cümlelerde kullanıyorum şimdi...

Evlilikten arta kalan küçük bir parantez olarak kaldı bu alışkanlık...

Daha ne parantezler var o evlilikten arta kalan kim bilir?..

***


11 EYLÜL 2013 (2 GÜN ÖNCE...)

Evlilikten arta kalan parantezlerden birini fark ediverdim aniden birkaç gün önce...

Bir arkadaşımla konuşuyordum...

Şimdi yazarlık yapan eski eşimin gazetecilikten nasıl koptuğunu anlattı bana...

Yurt dışında muhabirken “aniden ayrılıveriyor” gazetecilikten...

Detaylarını anlattı inanamadım...

Ağzımdan şu sözcükler dökülüverdi bilmeden;

- “Bizim aile genetiğimiz böyleymiş demek... Yapacak bir şey yok... Genetik adına gururlandım... Hüzün verici gözükse bile nihayeti...”

***


Ne kadar da çok gazeteci, ben farkına varmadan ne kadar ilginç desteklerle ayakta kalıveriyormuş, korunuyormuş meğerse...

Tek başına desteksiz, korunaksız pek ayakta kalabilen yok gibi sanki...

Aynaya baktığımda kendi kendime şaşıyorum...

Bu kadar değişik yapılanmanın ve sistematiğin içinde, tek başına nasıl ayakta kalabildim bu gazetecilikle diye?..

Sanıyorum Peter Sellers gibi, kendi vicdanın ve kalbinle yürürsen, sana bütün çarpmaya çalışanlar, birbirlerine çarpıyorlar...

Aile geleneğimiz böyleymiş bizim meğerse!..

TERİM’İ ASLANLARIN ÖNÜNE ATANLAR... GALATASARAY’IN KAYBETTİĞİ PUANLAR...

Bütün bir haftayı futbolcunun enerjisini alan, dağıtan, konsantrasyonunu bozan anlamsız bir tartışmayla geçiriyor Galatasaray Başkanı...

Kurulan inanılmaz takım, Medikal Park Antalyaspor karşısında beraberliği zar zor elde ediyor...

Sporting Lizbon’dan alınan Bruma diye öyle bir sol kanat futbolcusu var ki, Galatasaray takımı zaten Drogba’yla, Burak‘la, Sneijder’le, Mello’yla, Selçuk‘la ve Bruma’yla rakiplerini toz duman eder...

Böyle bir takımın Hoca’sı Fatih Terim ve siz bir hafta boyunca, “Terim olsun mu olmasın mı” diye gündem oluşturup, futbolcunun lige konsantrasyonunu bozuyorsunuz...

***


Futbolcuların kafasında “Fatih Terim’le ilgili soru işaretleri uyandırıyorsunuz...”

Ünal Aysal’a bir sır vereyim...

Milli Takım’a Romanya’da mucize yaratan sihir, dün Galatasaray’a Medikal Park Antalyaspor karşısında puan kaybettiriyor...

Şöyle;

Abdullah Avcı’nın gidip Fatih Terim’in gelmesiyle, Milli Takım futbolcusu Hoca’nın büyüklüğün ve tartışılmazlığından kaynaklanan bir motivasyonla oynuyor Andora ve Romanya maçlarını...

Kalesinde gol görmeden rakip kalelerde 7 golü böyle buluyor...

Bu Milli Takım’ın başarısında Fatih Terim sihri...

***


Aynı sihir tersten Galatasaray için işliyor hafta boyunca...

Galatasaray Başkanı hiç zamanı olmadığı halde “Terim üzerinde anlamsız bir Galatasaray tartışması başlatıyor...”

Hoca’yı futbolcuların nezdinde deyim yerindeyse “aslanların önüne atıyor...”

En ufak bir olaydan “kendisine vazife çıkaran” futbolcu, Hoca’sı üzerinde Galatasaray camiasındaki tartışmanın farkında maça çıkıyor...

Galatasaray futbolcusunun bilinçaltı anlamsız bir tartışmanın beyinsel yüküyle 90 dakikayı tamamlıyor...

Sonuç açık farkla galip gelinebilecek bir maçtan 1 puanla ayrılarak tecelli ediyor...

Milli Takım’da ne yapılıyorsa, geçen hafta Galatasaray’da tam tersi yapılıyor...

Fatih Terim’in çalıştırdığı Milli Takım geçen hafta mucizeye imza atıyor...

Aynı Terim’in çalıştırdığı Galatasaray ise rakibine bir mucize sunuyor...

Galatasaray Başkanı haklı!!!

Fatih Terim bu şekilde iki takımı birden çalıştıramaz!..

DİĞER YENİ YAZILAR