Gastritin ve ülserin nedeni ‘kaygı...’ Gastrit benim uzun ilişkilerimi bitirme komutuydu...

Haberin Devamı

Osman Müftüoğlu gastriti önlemek için, “Baharatlı yiyeceklerden uzak durun... Fazla miktarda çay, kahve ve sigara tüketmeyin... Yemek saatleriniz düzensiz olmasın... Alkol kullanımını kısın, çabuk yemeyin, çiğnemeden yutmayın...” tipi klasik tıp öğretilerini anlattığında tepki duymuştum...

İçimden “Hoca” demiştim, “hayatın ve hastalıkların psikolojisini atlıyorsun...”

Elbette o bir hekim...

Hayata tıp fakültesinde gördüğü klasik tıp eğitimi açısından bakacak...

Oysa ben, 27 yaşında ne kadar ağır gastrit olduğumu hatırlıyordum...

Geceler boyu uyuyamadığımı, midemin ekşidiğini, bulantının had safhaya çıktığını anımsıyordum...

***


4-5 yıldır beraber olduğum eşimle artık birlikte mutlu olamadığımız, beraber yaşayamadığımız günlerdi...

Kaygılıydım ve huzursuzdum...

Acı çeke çeke, istemeye istemeye ayrıldık...

Ne var ki, ayrıldıktan sonra, “midemdeki gastrit” bir anda yok oldu...

Mide ekşimeleri durdu...

Bulantı tarihe karıştı...

Midem bir iştah bir afiyet hayat buldu...

***


Bu olayın üzerinden yaklaşık yedi-sekiz yıl geçti...

Uzun zamandır beraber olup, birlikte yaşadığım kız arkadaşımla işler yavaş yavaş monotonluğa ve bir parça da kayıtsızlığa yelken açmıştı...

Yine kaygılar içimi kemiriyor, korkularımla yüzleşemiyordum...

Uzun zamadır takır takır çalışan midem, yine yanmaya, ekşimeye ve bulantı yapmaya başlamıştı...

Yine geceleri uyayamaz haldeydim...

Midem öyle bir yanıyordu ki, uyumam mümkün olmuyordu...

Zaman zaman kalkıp pencereyi açıyor dışardaki temiz havayı ciğerlerimden içeri çekerek midemin yanmasını kesmeye uğraşıyordum...

Fayda vermiyordu...

Kaygılar, kendini ifade edemeyen halet-i ruhiye gastriti yeniden doğuruyordu...

Sanki midemin ortasında bir delik vardı ve o delik, yanıyordu...

Tabiatıyla Osman Müftüoğlu ve klasik tıp öğretilerinin, “Yemeyi yavaş yiyin, çiğneyin, kahve, çay, sigara, alkol tüketimini azaltın...” yollu önerileri “midemin gerçeklerine değmiyordu...”

***


R. Şanal’ın Quantum İyileşme kitabında Gastrit-Ülser yazısını özel bir ilgiyle okudum...

Tahmin ettiğim nedenleri yazacağından emindim:

“GASTRİT-ÜLSER

(Gerçek düşüncelerimi söyleyemem...)

NEDENİ;

Kaygı...

Hayatı tehlikeli bulma...

Kendini ifade etmemek...

DÜĞÜMÜ ÇÖZECEK YARGILAR...

Korkuyorum...

Bunu en az yirmi kere dura dura tekrar edin...

Bu arada bedeninizdeki değişimleri, (Kasılma, gerilme, terleme gibi) izleyin...

Enerji tamamen boşaldığında bunun size bir şey ifade etmediğini anlarsınız...

Kim korkuyor?.. Bunu da yukarıdaki sırayla tekrar edin...

O korkuyor...

O neden korkuyor?..

O neden korkmuştu?..

O kendi olmaktan korkmuştu...

***


EYLEM ÖDEVLERİ...

Tam olarak neden korktuğunuzu yazın...

Birçok şey gelecek aklınıza bunları teker teker ifade edin...

Daha sonra bütün bunların gerisinde kendini ifade etmemek, yani Tanrısal (Halife) olmaktan korkup kaçmak olduğunu göreceksiniz...

***


Tanrısal olmak aslında onun gibi olmaktır...

O’na benzemektir...

Bu da irade göstermek, bir şeyi istemek ve onu elde etmek konusunda çabada bulunmaktır...

Bu cümleyi okuduğunuzda, bunun sıradan bir şey olduğunu düşünebilirsiniz...

O zaman kendi hayatınıza dönüp bakın...

Neleri gerçekten istediğiniz için yapmaktasınız?..

Neleri ise zorunlu olduğunuza inandığımız için?..

***


Gün içinde sık sık durup kendinize ‘dur’ ve ‘rahatla’ konumu verin...

Hayatın kıyısında durup kendinizi sakınarak yaşayamazsınız...

Hayatın içinde olmanız gerekir...

Başta kalbiniz korkudan küt küt atsa da bunu yapın...

Bir süre sonra bağışıklık kazanacaksınız...

Tıpkı el bebek gül bebek yaşayan çocukların en küçük bir sorun yaşadığında hastalanması gibidir bu...”

***


Ben gastritle uzun yıllar iç içe yaşadım...

Fakat Osman Müftüoğlu’nun ve klasik tıp öğretilerinin söylediğinin tersine, çay, kahve ve sigarayı kaçırdığımda, düzensiz yemek yediğimde, ya da alkol aldığımda değildi esasen gastrit sorunum...

Kendimle, duygularımla ve barışamadığım ‘içimle’ ilgiliydi gastritin nedeni...

Bir süredir gastrit yoklamıyor beni...

Ne zaman yoklama ihtimalinin olacağını biliyorum...

O ihtimal olursa yoklar mı yoklamaz mı onu henüz bilmiyorum...

Ne kadar tekamül ettim, ne kadar barıştım ruhumla bu konuda, o henüz bir muamma...

*****


YENİ BİR TELEVİZYON GECESİ...

Bir ay kadar önce, hemşehrim ve eski dostum Mehmet Ali Yılmaz, “Yeni kurduğu televizyon kanalı TV EM ile ilgili görüşmek için” benimle buluştuğunda, şöyle söyledim:

-”Televizyon know-how’ımın hepsini sana, oğluna ve kanalına sunarım Başkan... Biz dostuz... Çocuklarına kurmaya çalıştığın işte, elimden gelen her desteği gösteririm... Danışmanlık yapayım... Bildiklerimi aktarayım...”

Mutlulukla ayrıldık o yemekten...

***


O günden beri, elimin uzandığı, vaktimin yettiği oranda TV EM’e düşündüklerimi aktarıyorum...

Bu satırları yazarken, gece TV EM’in yeni yayın dönemi tanıtımına gitmeye hazırlanıyorum...

Erkan Özerman klasik güzellik yarışmasını yapıyor...

Orası güzellerle dolu bu gece...

Fakat benim için öncelikle güzel olan, yepyeni bir kanalın, yeni bir heyecan ve umutla yeni yayın dönemine başlıyor olması...

Ekmek yiyen yüzlerce insan, başarılı yayın gerçekleştirmeyi amaçlayan yüzlerce yayıncı, hayata güzellik ve katkı sağlamayı amaçlayan insanlar, gece Suada’da yeni bir maceraya ‘merhaba’ diyecekler...

Mehmet Ali Yılmaz, küçük oğlu Soner Yılmaz’ı televizyona genel müdür yaptı...

İşleri Soner Yılmaz yürütüyor...

Babanın kontrolünde ve denetiminde...

Hayatta çok şeyler yapmış insanların, çocuklarına aktarmaya çalıştıkları şeyleri o kadar iyi anlıyorum ki...

Kim bilir ben neler yapmaya çalışacağım Mina, Poyraz ve Ayşe Nazlı için?..

Hayatın gerçek sırrı ve şifresi burada değil mi ki?..

Hoş geldin TV EM...

*****


ALEX, HAGİ’YE BENZEMEMELİ!..

Tahmin ettiğim haber Brezilya’dan geldi...

Alex de Souza sezon ortasına kadar Berzilya’da bir takımda oynayamayacağı için, hiç vakit kaybetmeden bu süreyi boşa geçirmemek için teknik direktörlük kursuna yazılıyor...

Haberi veren internet siteleri; “Müjde...” başlığını atmışlar, “Alex Fenerbahçe’ye teknik direktör olarak dönmek için kolları sıvadı... 37 yaşında teknik direktör olacak...”

***


Alex için sevindim...

Son iki yılında futbol oynarken, bir taraftan da teknik direktörlük kursunu bitirmesi ve çok genç yaşta teknik direktör olması kendisi için büyük avantaj...

Ancak internet siteleri “müjde” başlığını kullanırken acele ediyorlar...

Alex, Fenerbahçe’de “yıllanmış bir futbolcu” olarak çok başarılıydı...

Topla nerede, ne, nasıl oynanacağını, az koşarak çok verimliliği nasıl sağlayacağını, golü nerede koklayacağını, nerede asist yapacağını ezberlemişti...

Attığı frikikler ise tam olgunluk çağının tadı damağımızda kalan meyvesi gibiydi...

***


Bir şarap gibi yıllanmış Alex’in futbolculuğu Fenerbahçe için biçilmiş kaftandı...

Ne var ki, daha yeni teknik direktör olacak Alex...

Çiçeği burnunda bir teknik direktörün Fenerbahçe’yi kaldırması kolay değil...

Hocalık bir gün mutlaka olacak Fenerbahçe’de, ancak onun için çok ama çok erken...

Hagi de Türk futboluna gelmiş geçmiş en büyük yabancılardan biriydi, kariyeri Alex’ten öndeydi, Galatasaray’a kattıkları her şeyin üstündeydi...

Fakat Galatasaray’da hocalık tutmadı...

Hocalık için genç ve tecrübesizdi...

Hagi de Alex de Galatasaray’a ve Fenerbahçe’ye “tecrübeli futbolcu” olarak geldiler ve olgunluk yıllarının kıvamında çok büyük işlere imza attılar...

O kıvama gelmeden hocalık yaparlarsa pek bir yararları olmaz...

Bu camialar onlara hoca olarak iki numara büyük gelir...

DİĞER YENİ YAZILAR