Haberin Devamı
Lig başlarken Fatih Terim’in “play-off”la ilgili sözlerini hiç beğenmemiştim...
“Nereden çıktı şimdi bu?..” gibisinden bir hava içinde görmüştüm onu...
O sıralarda kimin play-off’a kalacağı belli değildi...
Bu işin şampiyonluk yarışında kime yarayacağının belli olmadığı gibi...
Hiçbir şey ortada değilken, “Play-off bu sezona heyecan katacak en önemli olaydır...” dedim...
Şikeden, cezaevinden, savcıdan, iddianameden ibaret futbolumuza, biraz heyecan katmak için ligin bitimiyle gelen altışar maçlık derbiler heyecanla birlikte bize yeniden futbolu sevdirecektiler...
Play-off var diye, Beşiktaş haftada üç maç oynadı bütün bir yıl...
Avrupa’nın kısa aralıklarla en fazla maç trafiği olan takımı haline döndü...
Doğal olarak ne futbolcular, ne takım bu kadar maçı kaldıramadı, Beşiktaş ligden koptu...
Fakat mesele Beşiktaş’ın şampiyon olup olmaması değildi ki...
Mesele Türk futboluna play-off’la bir heyecan vermek, şikenin ve tutuklamaların kısırlaştırdığı futbol muhabbetlerini play-off derbileriyle yeniden ısındırmaktı...
Şimdi bakıyorum Fenerbahçe maçındaki muhteşem futboldan sonra, Galatasaray’ın yöneticileri ile teknik direktörü yeniden başladılar bu play-off mevzusunu kaşımaya...
“Play-off olmasaymış Galatasaray şampiyonmuş şimdiden... Nereden çıkmışmış bu play-off...”
Böyle ucuz demagojiler biraz ayıp kaçıyor...
Galatasaray en yakın rakibinden 9 puan ilerde...
Ligi böyle bitirirse Fenerbahçe’nin dört puan önünde play-off’a başlayacak Galatasaray...
Beşiktaş ile Trabzonspor’un ise sekizer puan ilerisinde...
Ligin ilk bölümünü açık ara puan farkıyla lider bitirip iki rakibinin 8, bir rakibinin de 4 puan önünde son 6 maçlık viraja başlamak Galatasaray’a yeterli gelmiyorsa, söylenecek pek bir şey yok...
Öyle bir konuşuyorlar ki Fener derbisinden sonra, sanki play-off’a herkes eşit ve sıfır puanda başlayacak...
Sanki lider olmaları play-off’ta kendilerine çok büyük bir avantaj sağlamıyor...
Hani millet de zanneder ki Galatasaray neredeyse şampiyon gibi bir avantaja sahip değildir...
Türk futbolunun düştüğü duruma kayıtsızlık bu yıl maalesef Galatasaray’ın temel yaklaşımı oldu...
Adnan Polat bu yaklaşımın kurbanı olarak mahkeme koridorlarında...
Ayrıca Ünal Aysal’ın “Galatasaray ve Fenerbahçe seyircilerini kıyasladığı açıklamalar da çok tahilsiz...”
Bir zamanlar maalesef Aziz Yıldırım da aynı şeyleri yapar, Fenerbahçe stadında hiç küfürün kalmadığını söylerdi...
Sonra maçlarda edilen küfürden ve tezahürattan bütün Fenerbahçeli yöneticiler utandılar...
İşin gerçeği şudur...
Seyircinin küfürü ve olaylara karışmaması üzerinden karşı tarafa üstünlük sağlamaya kalkmayacaksınız...
Ünal Aysal o kadar muhteşem bir futboldan sonra niye böyle bir seyirci kıyaslamasına gitti anlayabilmiş değilim...
Yarın, Fenerbahçe seyircisinin olay çıkarma standartlarının çok altında kaldığını söylediği Galatasaray seyircisi Başkan’ı utandıracak davranışlara girmez umarım...
Lafın özü herkes için geçerlidir...
Seyirciye güvenerek yiğitlik taslanmaz Türkiye’de...
Galatasaray seyircisi değil miydi rakı şişesini Volkan’ın kafasına fırlatan?..
Bu standart denilen şey ne zaman geldi de haberimiz olmadı sevgili Ünal Aysal?..
FİKRET ORMAN’IN CANLI YAYIN PERFORMANSI...
Fikret Orman bundan tam sekiz yıl önce, Mayıs ayında Beşiktaş’ın sanki yeni başkanı gibiydi...
Yönetimini belirlemiş, kimseyle ittifak yapmaya ihtiyaç duymayan bir strateji benimsemiş, seçilmeden kendisini seçilmiş gibi hisseden yarı başkan haldeydi...
Ne olduğumu anlamadan Yıldırım Demirören’in beni yönetimine alıp seçime girdiğimiz 2004 yılında, inanılmaz bir sürprizi gerçekleştirip Beşiktaş yönetimine seçilmiştik...
70 oy farkla sanıyorum...
Ne Fikret kardeşim ne de çevresindekiler hiç beklemiyordu böyle bir sonucu...
6-7 ay sonra ayrıldım yönetimden...
Fark ettim ki bazen yönetimde olmamak, yönetimde olmaktan daha etkili olabilir...
Fikret Orman kardeşim 8 yıldır, yarım kalan başkanlık rüyası içinde Beşiktaş’ı düşündü hep...
Bütün adaylar arasından sıyrılıp Beşiktaş Başkanlığı’na aday olduğunu açıklayınca, “Tamam” dedim “Quantum işledi... Zamanı geldi...”
Gerçi karşısında benim yönetimde beraber çalıştığım çok dişli bir rakip olan Bülent Deriş kardeşim var...
Fakat Fikret’in geniş bir ittifakı arkasına aldığı ve bu kez gerçekten Beşiktaş Başkanlığı’na çok yakın olduğu görülüyor...
İnsanlar isteklerinde ısrarlı olurlarsa;
Sevdikleri şeyi sevmeye ve ona vermeye hazır beklerlerse;
Hırs yapıp saldırganlaşmak yerine, olumlu enerji yayıp hizmeti hedeflerlerse...
Gün gelir en büyük istekleri gerçekleşir...
Sanıyorum Fikret Orman, Beşiktaş’a başkan olacak bu kez... Ona ve Beşiktaş’a hayırlı olması en büyük dileğimdir...
GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ
ÜZÜLMEKTEN KORKMAYIN
“Hislerinizi kabullenin...
Zor zamanlarda insanlar size, ‘Olumlu düşünmeye çalış’ gibi tavsiyelerde bulunurlar...
Bu tavsiyeler yardımcı olmaz...
Kişi, olumsuz addedilen bir durumu olumlu hale çevirmek için acele etmemelidir...
Bu sizi onları inkar etme sürecine götürür...
Eninde sonunda yüzeye çıkacak olan ‘acı’, ‘öfke’ ve ‘üzüntü’yü göz ardı etmeyin...
Bunları hissetmek yanlış değildir...
Hatta sağlıklıdır da...
Bunları yaşam onlardan kurtulmanızı sağlar...
Fakat bu duyguların içinde sıkışıp kalmayın...
Gerektiğinde yas tutun ve hayatınıza devam etmeniz gerektiğinde bunu yapın...
Hayat yaşamak içindir...
Robin Sharma...”
Afrikalı bir bilge, hızlı giden kabileye ‘Çok hızlı giderseniz, duygularınız size yetişemez’ demişti...
Hayat bana, acıları ve üzüntüleri yeterince yaşamıyor gözükenlerin, aslında yeni mutlu duyguları da yaşayamadığını gösterdi...
Üzüntüyü yaşarsanız, geride bırakırsınız...
Bir şey yaşanmadan geride bırakılmaz...
Elbette bu sürekli bir melankoli halini çağrıştırmaz...
Ancak bir yasın, bir üzüntünün, bir acının yaşanması gereken bir süreci vardır ki, geride kalabilmesi mümkün olsun...
Bu duyguları yeterince yaşarsanız, o duygulara esin kaynağı olan durumları ve kişileri arkanızda bırakırsınız...
Eğer yeterince üzülüp geride bırakmamışsanız, onlar sizi takip edecekler...
O olayların yeniden hayatınıza girmeleri önemli değil...
Yeni hayatınızı tarumar etmeleridir önemli olan...
Hem eskiye dönersiniz...
Hem yarım kalmışa...
Hem yeniyi kaybedersiniz...
Hem de eskinin hayrını göremezsiniz...
Geçmiştekinin üzüntüsünü, acısını ve öfkesini yaşayın ki geçsin...
Yaşayın ki yeni bir şeye ‘merhaba’ deyin...
Geçmişi bitirin ki geleceğe kanat açabilin...
Hayata merhaba diyebilmek için “hayat”ın yeni, fakat öncelikle sizin yenilenmiş olmanız gerekir...

