Cumartesi günü, güvendiğim kaynaklarım hemen yetiştiriyorlar bana haberi:
-”Galatasaray; kendi sahasındaki maçı alır, ezeli rakibi Fenerbahçe’yle skoru 3-3’e eşitlerse, ‘can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Ülker Arena’daki finalin son maçına çıkmayacak...”
Durumu bütün çıplaklığı ve derinliğiyle ortaya çıkartacak soruları, önüne geçemediğim bir refleksle muhatabıma soruyorum...
Verdiği cevaplar; Galatasaray’ın kararının ciddi olduğunu gösteriyor bana...
En önemlisi yılların tecrübesinden süzülmüş sezgilerim...
Şöyle düşünüyorum içimden;
- “Basketbol; basketbol olmaktan çıkmış... Savaş halini almış...
Galatasaray’ın “savaş” yapılan yerde deplasmanda maçı almasına imkan yok...
İki takımın rakip salonlarda karşılıklı can güvenlikleri kalmamış...
Her an saldırıya uğramayı bekleyen coach’lar oyuncularını nasıl motive edecekler?..
Oyuncular nasıl rahat basketbol oynayacaklar?..
Bu maça Galatasaray çıkmıyorum dese; ‘Kimse niye çıkmıyorsun?..’ demez...
Can güvenliğim yok diyecek...
Üstelik kamouyunun önemli bir kesiminde haklı olacak...
Zaten biliyorlar ki, rakip sahadaki savaşı kazansalar bile oradan rahat çıkamazlar...
Aynı şey Fenerbahçe için de geçerli...
Onlar da son maçı, normal seyirciyle Abdi İpekçi’de oynasalar aynı şey onların da başına gelecek...
Sonuçta Galatasaray’ın coach’u Fenerli yöneticinin kendisine açıkça “küfürlü tacizde” bulunduğunu söylüyor...
Tacizde bulunduğu söylenen yöneticinin durumu da ondan farklı değil...
O da önceki maçta, rakip takım taraftarından salonun ortasında yumruk yedi...”
***
Böyle düşünüyorum...
Bilgilerimi birleştiriyorum...
Cumartesi akşam “haberi yazmaya karar veriyorum...”
Galatasaray Pazartesi günü evinde kadın ve çocuklara maç oynayacak...
Pazartesi benim yazım yok...
Salı yazısına bıraksam, bu sefer Galatasaray maçı alamamış, Fenerbahçe galip gelmiş ve zaten 7. maçı oynamaya gerek kalmamış olabilir...
Gazetecilik deyimiyle haber “elimde patlamış olur...”
***
Kendimi biliyorum...
Elimi tutamayacağım ve yazacağım haberi...
Başıma ne bela gelirse gelsin yazacağım...
Benim genlerim “haberci...”
Haber gördüm mü heyecanlanıyorum ben...
Haberin sonuçlarına bakarak elimi tutamıyorum...
Son yıllarda “herkes millete kendisinin gazetecilik yaptığını zannettirerek güya gazetecilik yapıyormuş gibi, karşı tarafı suçlama yarışına giriyor...
Ben girmiyorum...
Namusumla açıklıyorum ki; “Türkiye’de gazetecilik yapamayacağım... Kendimi ve üstelik daha beteri okuyucumu aldatmanın bir alemi yok... ‘Gazeteciliği bıraktım’ derim, en azından namusumla gazetecilik yapmadığımı anlatmış olurum... Kimseyi aldatmam... Benim yazımı okuyan bir ‘yazarı’ okumuş olur; bir gazeteciyi değil...”
***
Böyle diyorum ama haber Galatasaray-Fenerbahçe basketbol maçı finali olarak da gelse, heyecandan yerimde duramıyorum...
Elim başka bir yazıya gitmiyor...
Yalanlanmam çok büyük olasılık...
Son anda bir orta yol formülü bulunup, “bu kararı hiç açıklamama” ihtimali mevcut...
Spor dünyasında kararlar ‘devlet kararı’ değil...
Son anda şartlar değişir ve karar rafa kalkar; bunun da farkındayım...
Ama ne yazık ki; ben hayatımda, bütün şanımı, şöhretimi, paramı, derin merkezlerin operasyonlyarından değil, salt haberden habercilikten kazandım...
Benim kimyam, fiziğim, geometrim, trigonometrim, genetiğim bu...
35 yıl önce “Fransa’ya ithalat durduruldu” haberimden dolayı 12 Eylül darbecileri Milliyet’i nasıl toplattılarsa, yine başıma bela gelebilir farkındayım...
STAR televizyonunda “F-16 uçakları alımında 2 milyar dolar rüşveti kim yedi” haberini yaparken nasıl kapının önüne konduğumda, hiç “pişman olmadımsa” yine pişman olmayacağım...
Yazacağım ben bu haberi...
35 yıllık ismimi çizdirme pahasına yazacağım o haberi...
Çünkü ben hayatta her şeyimi “hiçbir önyargı olmadan yaptığım deli habercilikle kazandım...”
Haber beni yanıltsa da haber beni satmaz... Haber beni eleştiriye uğratsa da velinimetim olma özelliğini yitirmez...
Jübilemi yapsam da, jübile maçlarım bitmez...
Gün gelir ben biterim...
O bitmez...
Hiç hiç hiç bitmez...
EKMELEDDİN İHSANOĞLU OLAYI... 2015 SEÇİMLERİNDE, CHP-MHP SEÇİM KOALİSYONUNA GİTMEYİ DÜŞÜNÜYOR...
Gazetecilikte madem 35 yıllık gazeteciliğimin jübile maçları heyecanı kalemimi sardı...
O zaman bir özel haber daha vereyim...
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı, 2015 seçimlerinde CHP ile MHP arasında seçim koalisyonu hazırlığının ilk büyük işareti...
CHP ve MHP tavanı, hangi seçim bölgesinde partilerden hangisi önde ve kazanacak gibi duruyorsa, o bölgede geride kalan partinin, öndeki partiyi desteklemesi formülünü benimsiyor...
İki parti, yanlarına Saadet Partisi ile HDP’yi de alarak, seçim öncesi ilan edecekleri seçim koalisyonunu, seçim sonrasına taşımak istiyor...
***
Bunun ilk deneyini CHP ile MHP Ankara’da
yapıyor...
Mansur Yavaş seçimi kazanamasa da, aldığı oylar Melih Gökçek’le atbaşı gidiyor ve CHP ile MHP tavanına göre, “maya tutuyor...”
İkinci deneyi Yalova’da gerçekleştiriyor CHP ve MHP...
Burada da CHP adayı kazanıyor...
Üçüncü deney Ağrı’yı kapsıyor...
Orada da HDP adayı kazanınca, “seçimden sonra değil, seçimden önce koalisyona gitme“ fikri ağırlık kazanıyor...
***
Ekmeleddin İhsanoğlu Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayabilir...
Ancak iyi bir oy alırsa, 2015 seçimlerinde “CHP, MHP, belki Saadet ve HDP’nin geniş seçim koalisyonunun şapka Başbakan adayı olarak ilan edilebilir...”
Partiler kendi genel başkanlarıyla kalıp, şapka Başbakan adayının altında geniş çaplı koalisyona gideceklerini söyleyebilirler...
Ekmeleddin İhsanoğlu formülü; bir Cumhurbaşkanlığı meselesi gibi gözükse de aslında parlamenter demokrasinin Başbakan adayı formülüdür...
Muhalefet böyle düşünüyor...

