Galatasaray’da istifa etmesi gereken...

Haberin Devamı

Galatasaray’da bu denli başarılı olabileceğini bile tahmin etmiyordum Mancini’nin...

Avrupa’nın dev isimlerinin, hiç tanımadıkları, hiçbir özel sevgi ve ilgi beslemedikleri Türkiye liginde, kolayından başarılı olmalarını zaten beklemiyordum...

Bunu del Bosque’nin gözlerinin içinde okumuştum...

Türkiye’ye geldiğinde, “karısı ve özel bakım isteyen çocuğunun hayatını İstanbul’da nasıl düzene sokacağını düşünüyordu...”

Türkiye ligini tanımıyordu...

Tanımadığı ve bilmediği gibi öğrenmek için hiçbir sevgisi ve motivasyonu yoktu...

Niye olsundu ki?..

Real Madrit’ten gelip, Sivasspor’u, Kayserispor’u, Gençlerbirliği’ni etüt etmek için nasıl bir psikololojik motivasyonu olabilirdi ki?..

Onun Mancini’den kötü olan yönü, hiç tanıyıp bilmediği bir ligde, yanına yardımcı bir Türk antrenör alınmasına da karşı çıkmasıydı...

“Yanına yardımcı Türk antrenör verelim, hiç olmazsa rakibi etüd eder, ona göre oyun planı kurarsın” dediğimizde, “Benim İspanyol yardımcılarım bana yeter” cevabı vermişti...

***


Mancini’nin del Bosque’den farkı Avrupa’nın dev takımlarını sürekli çalıştırmış bir kulüp antrenörü olması...

Galatasaray teklif ettiğinde, takım çalıştırmıyordu ve UEFA kupasını kaldırmış Galatasaray Mancini için iyi bir tercihti...

Ama o kadar...

Mancini gibi bir devin Galatasaray’ı içselleştirse bile, Türkiye liglerini, benimsemesi, onu sevgiyle ve ilgiyle analiz edip, her maçta rakibe göre kılı kırk yarması zaten beklenemezdi...

Tugay gibi Türk futbolunu yakından bilen bir yardımcıya rağmen...

***


Allah’ı var Mancini Şampiyonlar Ligi’nde çok uğraştı...

Oradaki rakipler ve o maçlar kendi dünyasının maçlarıydı...

kendi sahnesiydi...

Süper Lig’e gelince rakipleri umurunun teki olmadı Mancini’nin...

Fenerbahçe’nin 13 puan gerisine düştü...

Kendi sahası bile olmayan gezginci Beşiktaş’la aynı puanda ikincilik mücadelesi verir duruma düştü...

***


Şimdi sorayım Galatasaray’a Başkan olan Ünal Aysal’a...

Sevgili Aysal;

Seni iki kere üst üste şampiyon yapmış bir Hoca’yı “hangi sakatlanmış bakış açısıyla” takımdan uzaklaştırdın?..

Mancini ve Galatasaray bugün Fener maçını kazansa ne olacak, kaybetse ne?..

Ersun Yanal’ın takımı, nal toplatıyor, dünya çapında yapmaya çalıştığını söylediğin Galatasaray’a...

***


Kısa ve net tek bir soru;

-“Mancini, Galatasaray’ı ve Türkiye liglerini Fatih Terim’in onda biri kadar içselleştirebilir mi?..

İlgisini ve sevgisini teksif edebilir mi?..”

Cevap;

-“Fatih Terim değil Milli Takım’ı Galatasaray’ın yanında üç takım daha çalıştırsa, Mancini’den fazla Türkiye liglerinin içinde bir Hoca olarak kalır...”

***


-”Mancini büyük hoca mı?..”

-”Evet...”

-”Fatih Terim ayarında; hatta daha üst düzeyde mi?..”

-”Evet...”

-”Mancini mi, Fatih Terim mi?..”

-”İkisi de olabilir, bu tercihe karışılmaz...”

-”Peki Türkiye liglerinde dördüncü yıldızını takmaya ramak kalmış Galatasaray’da Fatih Terim bile bile gönderilip yerine Mancini alınır mı?..”

-”Hayır alınmaz...”

-”Başkan değil mi?.. Galatasaray kongre üyelerinin oylarıyla oraya seçilmedi mi?.. Bu tasarrufa hakkı yok mu?..”

-”Var... İsterse Galatasaray’ı oynatmayıp lig düşürme hakkı bile var...”

“Ama oynadığı bu imkansız kumar başarısız olduğunda, istifa etmek şartıyla...

Galatasaray’ın kaderiyle oynamamak şartıyla...”

***


Bugün Galatasaray Fenerbahçe’yi yenmiş, yenilmiş fark etmez...

Galatasaray’da istifa etmesi gereken Mancini değil, Ünal Aysal’dır...

*****


KISMET...

Dün, “Çocukları alıp birkaç günlüğüne Amerika’ya gideceğim” demiştim...

Yazarken aklıma gelmiş “kısmetse” demiştim...

“Kısmetse...”

Bir şeyi söylerken içimden veya dışımdan “kısmetse” demeyi çoktan öğrendim...

“Kısmetse” demek, benim gibi çocukluğu ve gençliği “had safhada pozitivizmle şırıngalanarak geçirilmiş” kimseler için “bir kadercilik göstergesi” olarak addedilebilir...

***


Oysa “kısmetse” demek, hayatın sizin boyunuzu aşan bir gerçeğinin varolduğunu anlatır...

Hayata ve hayatınıza tek başınıza hükmedemeyeceğinizi kabullenmenizi öngörür...

Hayatın ve evrenin tek tek insan gerçeğinin çok ötesinde olduğunu, insani iradenin, tek başına “kısmeti” aşamayacağını anlatır...

***


Nitekim, baktım bazı aksilikler oluyor ve çocuklar çok rahat edemeyecekler...Amerika tatili bir “keyif olmaktan çıkacak ve ızdıraba dönüşecek...”

-“Kısmet değilmiş” dedim ve yeni bir tatil programı için kolları sıvadım...

Amerika’ya gitmedik dün...

Fakat çocuklar çok mutlu...

Çok güzel bir gün geçirdik...

Yeni güzel günler de geçireceğiz yine kısmetse...

Sanırım bu tatil çocuklara “kısmet”i öğretiyor...

Bir şey kısmetse olur...

Kısmet değilse, onu zorlamanın ve ağlaşmanın alemi yoktur...

Bu tatilin hediyesi ve öğretisi “kısmet” kelimesinin anlamını öğretmek bizlere...

***


Bugün sabahın köründe tenis antrenmanlarına gitmeyi planlıyoruz...

Ufacık bedenlerine giydikleri tenis kıyafetleriyle tenis oynayacaklar...

Ben de biraz spor yapar, ter atarım...

İyi Pazarlar...

*****


BİR ÇINAR VE BİR SARMAŞIK...

-“İnsani vasıfları ile mesleki değerleri arasında dengeyi hakkaniyetle kurabilen, kendine olan yolculuğunda açık yürekli paylaşımları ile deneyimlerini sunan ve bu deneyimleri ile başkalarını aydınlatmayı başarabilen, haftalarca kendi köşesinde kişisel gelişim öykülerime ve yorumlarıma yer vererek beni ve okurlarımı gönlünde misafir eden, kıymetli gazeteci-yazar Reha Muhtar, hassas ve öngörülü yüreğinizle ilk yapıtıma ismini vererek beni onurlandırdığınız için içtenlikle teşekkür ederim...” demiş Burçin Alpacar kitabında...

“Burçin Alpacar’dan Bir Not Var” sevgiyi ve vericiliğin mutluluğunu anlatan öyküleri içeren kitabının ismi...

***


Çok sevdiğim ve daha önce paylaştığım bir öyküsü de yine kitabının satırları arasında...

Her gün bu çarpıcı öykünün, hayatın mucizesini nasıl anlattığını görmekteyim...

Bugün onu sizinle bir kez daha paylaşmaktan mutluluk duyuyorum...

***


“Ulu bir çınar ağacının yanında bir sarmaşık filizi boy göstermiş...

Bahar ilerledikçe sarmaşık çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış...

Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş...

Bu hali ile o kadar gurur duymuş ki, gurur duyma hali kibire dönüşmeye başlamış...”

Bir gün dayanamayıp sormuş çınara;

-“Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?..”

-“On yılda...” demiş çınar...

-“On yılda mı?..” diyerek, alaycı bir şekilde yapraklarını sallamış sarmaşık...

-“Ben neredeyse iki ayda senle aynı boya geldim bak...”

-“Doğru” demiş çınar... -

-“Doğru...” Başka da bir yorum yapmamış...

***


Günler günleri kovalamış, sonbaharın ilk rüzgarları başladığında sarmaşık önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağı doğru inmeye başlamış...

Endişeye kapılınca çınara sormuş...

-“Neler oluyor bana ağaç?..”

-“Ölüyorsun...” demiş çınar...

-“Niçin?..”

-“Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda geldiğin için...”

DİĞER YENİ YAZILAR