Gabriella’nın intikamı!..

Haberin Devamı

“10 yıl iş verdim... Milletvekili yaptım... Siyasi kariyerini başlattım... İhanet etti bana!..” diyor, Slivio Berlusconi, “şov kızı ve televizyon şöhretiyken” tanıyıp, ilişkisiyle birlikte partisinden milletvekili yaptığı Gabriella Carlucci için...

“İçimizdeki 8 hain” dediği listede, bir zamanlar aşk yaşayıp siyasete soktuğu Carlucci birinci sırada...

Çünkü Carlucci, son dakikada ihanetin en “büyüğünü” yapıp, Berlusconi’nin partisinden istifa edip, muhalefetteki partiye geçiyor...

O çok sevdiği, “Ben bunun için doğmuşum” dediği İtalyan Başbakanlığı’ndan, Berlusconi’yi hiç kimse değil eski sevgilisi ve elleriyle milletvekili yaptığı kadın indiriyor...

***


Oysa Gabriella, çok değil daha bu yılın başında şöyle demekten çekinmiyordu Berlusconi’yi anlatırken:

“Çocuklarım için örnek olabilecek derecede, efsanevi birisidir o...”

Bir kadının, kendisini “playboy zannedip, kadınlarla küçük keyifli oyunlar oynayabileceği” vehametine kapılan, bir erkeğe karşı intikamının adıdır Gabriella...

Daha birkaç ay önce “efsanevi kişilik, çocuklarına örnek olacak bir erkek” diye nitelediği, aşk yaşadığı ve aşkın sonunda milletvekilliğine uzandığı bir adamı “en fazla ihtiyaç duyduğu anda düşmanlarıyla biraraya gelerek sırtüstü yatırabilir...”

Gabriella’nın hareketini “ihanet” olarak adlandırıyor Berlusconi...

Oysa Gabriella ve kadınlar bunu “intikam” olarak adlandıracaklar...

Nedeni açıktır bir kadın için:

“Berlusconi yaşadığı onca aşk ve kadınlarla sayısız ilişki ve flörtleriyle Gabriella’nın gururunu incitmiştir...”

***


Bir kadının alabileceği intikamların korkunçluğunu bilememesi, televizyon ve gazetelerin sahibi bir medya imparatoru, multimilyarder bir işadamı, dünyanın en seçkin futbol kulüplerinden birinin sahibi ve Rönesans’ın gerçekleştiği ülkenin Başbakanı olan bir adam için ne büyük bir handikap!..

Gabriella’yı aramış son bir kez, belki kararını değiştirir ve “hainler listesinde yer almaz” diye...

Bir kadın, bir zamanlar aşk yaşadığı bir erkeği arayıp böyle bir “rica”da bulunsa, hiçbir erkek buna “hayır” diyemez çünkü...

Berlusconi de bir erkek gibi düşünüyor Gabriella Carlucci’yi...

Oysa o bir kadın...

Ve kadının intikamı en acınacak anda olacaktır...

***


Onun için gizli servislere ve her türden espiyonaj faaliyetinde çalışanlar, “eğer hedefledikleri bir erkekse, mutlaka adamın halihazırda ya da geçmişindeki sorunlu bir kadın üzerinden giderler...”

O kadınlar üzerinden “adamın şeceresindeki zaafları bir bir ortaya döküp öldürücü darbeyi” vururlar...

Berlusconi’nin bunu bilmemesi imkansız...

Demek ki Roma’da Kleopatra’nın entrikalarının ertesinde sırtından bıçaklanan atası Sezar’dan hiç ders almadı...

“Sen de mi Brütüs değildir” o aslında...

“Senin yüzünden Kleopatra”dır...

Berlusconi, “Sen de mi Gabriella” diye, kendi durumunu izah ederse büyük hata eder...

Berlusconi açısından basit gerçek; “Gabriella ve gururunu kırdığı tüm kadınların intikamıdır...”

Bütçe, kriz şu, bu; onlar teferruattır...

****


BİLGİSAYARLARI VE KAMERAYI ÇALANLARI YAKALAYACAĞINIZI UMUYORUM...


Çalışma büromdan önceki gece yarısı iki hırsız iki lap-top bilgisayarı ve el kamerasını çaldılar...

Hırsızlardan birini gören tanıklarım var...

Türkiye çok karışık günlerden geçiyor...

Ya da şöyle söyleyeyim...

Türkiye hep çok karışık ve gizli olaylarla doluydu, ancak şimdi olaylar ayyuka çıkınca, “olayların arkasında acaba başka bir el var mı?..” sorusu gündeme gelmeye başladı...

***


İki bilgisayar ve el kamerasını çalanlar, adi bir hırsızlık vakasının müsebbibiler mi yoksa, bilgisayarlardan ve kameradan “kendilerine yarayacak bilgiler çıkacağını” uman gizli ellerin tetikçisi mi?..

Polis arkadaş çalışma bürosundaki kitapları görünce “ben olsam bu kitapları götürürdüm, bilgisayarı değil...” dedi...

Bilgisayarları götürenler, onu tezgah altından satacakları üçbeş kuruşu mu önemsiyorlar, yoksa içinden çıkacak bilgileri mi?..

Hırsızlardan birinin eşgali belli...

Yakalanmasını bekliyorum...

Dün arayan Hüseyin Çapkın ve Ramazan müdürün, bizzat benim yakınımda olan nice olayda gösterdikleri başarıyı, bu hırsızlardan esirgemeyeceklerinden eminim...

Bilgisayar önemli değil...

Kimin ne yapmaya çalıştığı önemli...

****


VE 10 KASIM...


Bu dönem ısıtılan tartışma “Atatürk”tür biliyorum...

Olsun varsın ısıtılsın, tartışılsın, bilinmedik bir yeri, atlanmış, gizli kalmış, gözlerden ırak tutulmuş bir kısmı kalmasın...

Bu tartışmayı yürüten arkadaşlara tepki duymuyorum, olsun varsın onlar da bu dönem bunları tartışsın...

Bana gelince;

Ben çok tartışılan ve geçmişinde büyük hatalar da barındıran bu Cumhuriyet’in, “onların varlığında çok önemli katkıları” olduğunu söyleyeceğim...

***


Fiziksel varlıklarından söz etmiyorum...

Dünyaya bakışlarında, hayatı okuyuşlarında, nasıl bir ülkede doğduklarında, hangi yöne doğru yol alacaklarında, Mustafa Kemal’in hayatlarında ne kadar belirleyici olduğunu anlatacağım onlara...

O belirleyici rolün, yaşanan tüm tartışmaların ötesinde ona yönelik derin bir şükran borcunu üzerlerine yüklediğini söyleyeceğim...

Ona teşekkür etmelerini ve bu şükran duygusundan “hiçbir zaman vazgeçmemelerini” öğütleyeceğim...

Atatürk öyleydi veya böyleydi...

Her şeyi tartışabilirler...

Fakat insanlık, önce ona teşekkür etmeyi gerektiriyor...

****


MUSTAFA’NIN MEKTUBUNA 10 KASIM’DA İÇİMDEN KOPAN BİR İKİ SÖZ...


Dün Mustafa’nın bana gönderdiği mektubu yayınladım...

Baktım sabah saatlerinde milletvekili seçildiği Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı ve yöneticileri Mustafa’yı ve Haberal’ı ziyaret edip bayramlaştılar...

Mutlu olmuş, yalnız olmadığını hissetmiştir Mustafa...

Hazır kendisini iyi hissettiği bir günde ona “mektubunda en kalbi dostluk ve teşekkür” ifadelerinin ötesinde, “özenle yazdığı iki satır” için duygularımı söyleyeyim...

Sevgili Mustafa;

“Zaman zaman girdiğim polemiklerden çok gerildiğini” söylüyorsun sözcükleri büyük bir itinayla seçerek...

Seni hiç germek istemem...

Hele içerdeyken...

Ne ki, “Ben duruşunda insanlığı kaybetmeyenlerle, temiz siyasi tartışmalar yapanlarla, karşısındaki üzerinde cellat kesilmeyenlerle hiç sert polemiklere girmiyorum....”

***


Hayata, insanların inançlarına, duygu ve düşüncelerine, muhalif ya da yandaş duruşlarına karışamam ki ben...

Fakat, türlü iftiralarla insanları itibarsızlaştırmaya çalışanlarla, “kadın”ı kullanmaktan çekinmeyip en kirli belaltı operasyonlara tevessül edenlerle, insanın şeref ve haysiyetini yerin dibine sokarak, aileyi bile yok etmekten bir nebze utanç duymayanlara karşı -maalesef seni germekten üzüntü duyduğum- o polemikleri yapıyorum...

Ben çok iyi bildiğin gibi “siyasi değil, önce insani bir adamım” sevgili kardeşim...

***


Bu yapılanların “insanlık” olmadığına inanırım...

“İnsanlık” adına yapıldığının söylenmesi “o faaliyetlerin insanlık dışı bir canavarlık olduğu gerçeğini” yok etmiyor ki Mustafam...

Bugün Atatürk’le dolu dolu geçireceğin bir 10 Kasım diliyorum sana kardeşim...

DİĞER YENİ YAZILAR