Fransa Cumhurbaşkanı’nın Candan Erçetin’le flörtü...

Kolej’in ortaokul sıralarında tanışmıştım “flört” kelimesiyle...

-“O kızla flört mü ediyorsun?..” diye birbirimize sorardık..

Çocuk aklımızla flört kelimesinin “kızla erkeğin birliktelikleri” anlamına geldiğini sanırdık...

Biraz zaman geçmesi gerekti, flörtün “birliktelik olmadığını, bir nevi compliman, bir çeşit kadın ve erkek arasında yaşanan kısa süreli bir çekimin söz ve vücut diline yansıma şekli” olduğunu anlamamız için...

***


Anglosaksonlar ‘flört’ kelimesini “çapkınlıklarını ustaca örtmek için kullanıyorlardı...”

-“Bir şey olmadı aramızda... Basit bir flörttü yaşadığımız...” gibi...

Fransa’nın tüm Cumhurbaşkanları gibi, “aşk skandallarıyla grift ilişkilere giren” Cumhurbaşkanı François Holland yaşadığı skandallar yetmiyormuş gibi bir de Candan Erçetin’e ödül verirken flört ettiği haberleriyle gündeme geliyordu...

***


Flört haberleri, onun gururunu okşamış olmalıydı...

Eski karısı, eski sevgilisi ve yeni aşkı ile siyasi rakiplerinin kadınlarına yönelik salvoları arasında tenis topuna dönen erkekliği, biraz nefes alabilirdi belki de böylece...

***


Holland scooter’ına binerek gecenin bir yarısı sinema oyuncusu Julie Gayet’in evine girmiş, sabaha karşı aynı yolla çıkarken görüntülenmişti...

Haberin Devamı



Tipik bir Fransız aşk skandalıydı...

Sanırım Fransız ekonomisi, Cumhurbaşkanları’nın ve Başbakanları’nın bu tür aşk skandallarından besleniyordu...

Fransız usulü aşklar skandalsız olmazdı...

Aşkın yaşanış biçimiydi Fransa’da skandal...

Bir aşk eğer içinde mebzul miktarda skandal barındırmıyorsa, “aşktan sayılmıyordu” Fransa’da...

Aşk “büyük ve gerçek aşk” nitelemesine uygun olabilmek için “skandala” ihtiyaç duyardı...

İnsanı, kültürü, toplumsal dokusu, filmleri, romanları, sanatçıları, edebiyatçıları teşvik ederdi “skandallarla yaşanmasına aşkın” Fransa’da...

***


Mitterand’ın “aşk skandallarıyla büyümemiş miydim?..”

Onun skandallar sonrası sarf ettiği muhteşem repliklerden, hayatıma rotalar çizmemiş miydim?..

-“Niye mi evililik dışı çocuğumu size açıklıyorum... Vicdanımı temiz tutmak ve rahatlatmak için elbette... Bunun politik geleceğim ve kariyerimle ilgili olduğunu sanıyorsanuz siz bir zavallısınız...”

Mitterand, Chirac, Sarkozy ve daha niceleri...

Hepsi Notre Dame’ın Kamburu’nun ülkesinde aşkı skandallarla, siyasi açıdan rezil olmayı!!! göze alarak yaşamışlardı...

Bana mısın dememişlerdi...

Sanki gizli bir haz alıyorlardı “aşkları skandal şekilde yaşamaktan...”

Egzantrizmleri ve egzistansiyalizmleri besleniyordu böylece...

***


Notre Dame’ın Kamburu’nun sevdiği kız için, aynı kıza aşık olan Kilise’nin rahibiyle mücadeleye giriştiği mücadelenin ülkesinin adıydı Fransa...

O mücadeleden, tarihin gelmiş geçmiş en muhteşem aşk şarkılarından biri olan Belle çıkmıştı...

Belle’i ve müzikalini muhteşem kılan, Notre Dame’ın dilberine “aşık olan adamlardan birinin bizzat Kilise’nin rahibi olması” değil miydi?..

Bir din adamı, “aşkı için diğer erkekleri, altedebilmek uğruna binbir türlü kirli numarayı çevirmiyor muydu?..”

Böyle bir Parisien müzikalin çıktığı ülkenin Cumhurbaşkanı’nın, karısını sevgilisiyle, sevgilisini ise eski karısının ayarladığı yeni sevgilisiyle aldatması kadar olağan ne olabilirdi...

***


Bell’in sahne aldığı, Edit Piaff’ın bir boksörle yaşadığı yasak aşkın uçak kazasıyla trajik biçimde son bulmasıyla hayattan koptuğu bir ülkede bundan başka ne olabilirdi ki?..

Öyle bir skandalın trajik sonu olmasa, Sous Le Ciel de Paris bu kadar etkili olabilir miydi dünya müzik piyasalarında?..

Jacques Brel’in o ıslak hali değil miydi Ne me Quitte Pas ‘Beni Terketme’ diye bütün Fransa’yı ve dünyayı inlettiği parçanın bu kadar etkili olma nedeni?..

Fransa Cumhurbaşkanı scooter’a binerek Elysee Sarayı’nı bir gece kaçamağı için terk etmiş...

Bu Fransa’nın kendi bildiği yöntemlerle yeniden dünya medyasının manşetlerine taşınma halidir...

Sen nehrinin ülkesi, artık başka bir egzantrik neden bulamıyor, manşetleri süsleyebilecek...

Tek geçerli akçesi “skandallarla dolu aşk”larıdır...

***


“Bir miktar ahlaksız unsuru her zaman barındıracak şekilde yeni bir skandal aşk ritüeli Paris’ten dünya kamuoyunun tüketimine sunulmuştur...”Fransa Cumhurbaşkanı’nın Candan Erçetin’le flörtü...

Ahlak dışı olmasıdır aşkı bu derece skandallaştıran...

Manşetlere taşıyan, üzerine bir endüstri yaratıp, Fransa’yı aşklar ve aşıklar ülkesi yapan...

Bu yönüyle Fransız Cumhurbaşkanları “vatan görevi” yapmaktalar...

Fransa’nın her daim “aşk” ülkesi olduğunu böyle anlatabiliyorlar diri tutuyorlar ülkelerinin “aşk ülkesi” imajını...

Aşkın skandallaşmasından para kazanmakta, turist çekmekte ve müzik endüstrisini beslemekte Fransa...

Böylece dünyada “hala varız” diyorlar...

***


Amsterdam hafif uyuşturucuların serbestçe kullanılabildiği bir ülke ve seks turizminin cenneti olarak dünyada pazarlanıyor...

Fransa’nın pazarlanma biçimi de “skandal adı verilen ahlaksız aşklardır...”

Fransız Cumhurbaşkanları bu skandallara Fransız derin devletinin ülke ekonomisini gözeten kararları çerçevesinde alet oluyorlar...

Onlar aşklarını gönüllü yaşıyorlar yaşamasına fakat; Skandalları ortaya çıkartan Fransız derin devleti “memleket hizmeti” yapmakta...

SKANDALIN OLDUĞU YERDE ESKİ SEVGİLİNİN PARMAK İZİ ARANIR...

Aşk skandalları kendiliğinden gerçekleşir zannederdim... Bir şeyin medyanın ilgi odağı haline gelmesi, ortaya çıkması, yakalanması, ahlaken sorgulanır hale gelmesi için “mutlaka birilerinin özel çaba harcaması gerektiğini” fark etmezdim...

***


O birileri, bu aşk ilişkisinden çıkarları fena halde zedelenen birileri olurdu...

Çoğu zaman, olayı alevlendirir, fitili ateşler, gizli manipülasyonlarla, eski sevgili ve yeni ilişkisiyle ego savaşına girerlerdi...

Eski sevgililer eski olarak kalmayı bir türlü kabullenmezlerdi...

Hastalıklı bir ruh yapısıyla, psişik bir koşullanmayla hayatın herkesi başka yollara götürdüğünü anlamak ve kavramak istemezlerdi...

Bitmek bilmeyen bir intikam ve itibarsızlaştırma kampanyasından medet umarlardı...

***


Yapan için acıklı bir durumdu...

Kadın ya da erkek giden gitmiş, artık hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak, anlaşılmıştı...

Onlar kendilerine yeni bir hayat kuracakken, “geçmişi eşeleyerek ve onunla kavga ederek” iyice çukura batmayı seçerlerdi...

***


Skandalları ortaya çıkartan buydu...

Skandal yoksa bile onlar manipülasyonlarla skandallar yaratırlardı...

Medya zaten skandal sever, doğru yanlış üzerine giderdi...

Bir kadının ya da bir erkeğin iyi bir sevgili olup olmadığını anlamanın tek bir yolu vardı...

-“Erkek veya kadın eski sevgilisinin yeni sevgilisiyle olan hayatına ne kadar müdahale ediyordu?..”

Bu sorunun cevabı “hiç müdahale etmiyor” ise eski sevgili doğru bir kişiydi...

Bazıları, “eski sevgilinin takıntılı halini kendilerinin ne kadar büyük bir sevgiyle sevdiğine delalet ettiğini” sanırlardı...

Oysa obsesyon bir sevgi belirtisi değil, bir hastalık tezahürüydü...

Bunu anlayamayan eski sevgililer, bir süre sonra kendileri de o girdaba sürüklenmekten kurtulamazlardı...

DİĞER YENİ YAZILAR