Dün Fernandes’in Fenerbahçe’ye ‘Ben gelmek istiyorum... Siz kulübümle anlaşın...’ sözünü söylediği haberleriyle birlikte “Fernandes Fenerbahçe’ye gidiyor” manşetleri internet sitelerini süsledi...
Önce Fenerbahçe’nin Fernandes’i Beşiktaş’tan ne zaman ve nasıl zemin yoklayarak istediğini aktarayım...
Sonra Fernandes olayında bugün hangi noktadayız onu anlatayım...
Sezon başında, Aziz Yıldırım kendisine yakın bazı Beşiktaşlılar kanalıyla siyah beyazlı kulüpte zemin yoklamasına girişti...
- “Fernandes Fenerbahçe’ye gelirse çok iyi olurdu... Fenerbahçe bu tranfer için 15 milyon euro’ya kadar çıkabilirdi...”
O günlerde Alex’ten kurtulmayı düşünen yönetim Fernandes’le Fenerbahçe’ye taze bir kan vermeyi düşünüyordu...
Fenerbahçe’yi iştahlandıran gelişme Beşiktaş’ın “feda” sezonunda futbolculardan vazgeçebilecek konumda olmasıydı...
Oysa Beşiktaş “feda” sezonunda zaten göndermek istediği futbolcuları gönderecekti...
Fernandes’in gönderilmesi düşünülmüyordu...
Fenerbahçe’nin 15 milyon euro’ya kadar çıkacağı, Aziz Yıldırım’ın yakını Beşiktaşlılar tarafından seslendirilince, bir dalgalanma oldu kulüpte...
- “Fernandes gibi yararlı bir star futbolcu satılamazdı... Hele en büyük rakip olan Fenerbahçe’ye zinhar satılamazdı... Bu Beşiktaş’ın büyüklüğüne gölge düşürürdü...”
Bu düşünceyle; Beşiktaş ret cevabı verdi ve Fenerbahçe Fernandes’ten vazgeçti...
Onun yerine Alex’i gönderdikten sonra Meireles’i aldı...
Meireles Fenerbahçe’ye aradığı taze kanı getirdi...
Ancak Portekizli futbolcunun “kart gören ve takımı yalnız bırakan” tavırları, Meireles meselesini Fenerbahçe’nin yeniden gündeme getirdi ve Fernandes olayı bir daha konuşulmaya başlandı sarı lacivertli kulüpte...
Fernandes’i istemeyen Aybaba’ydı...
Fenerbahçe cephesinde bunlar olurken, Beşiktaş cephesinde, Samet Aybaba ile Fernandes arasında ipler kopma noktasına geldi...
Aybaba, esasen Quaresma operasyonunu Fernandes’e yaslanarak halletmiş olsa da, “yabancı yıldız futbolcularla” yönetim sorunu yaşıyordu...
Onlar yerine Olcay gibi genç yeteneklerle daha iyi anlaşıyordu...
Fernandes ile Aybaba arasındaki köprüler ligin bitimine birkaç hafta kala tamamen koptu...
Aybaba görevde kalsaydı, Fernandes zaten gitmek zorundaydı, çünkü Hoca’sının onu istemediğinin farkındaydı...
Ancak Beşiktaş yönetimi Ferdnandes’le değil, Samet Aybaba’yla yolları ayırdı...
Büyük olasılıkla güçlü bir yabancı Hoca’yla devam edecek...
Bu şartlarda Fernandes yeni Hoca’yla anlaşabilecek zemini bulursa, anlaşması olan Beşiktaş’ta devam edecek...
Fenerbahçe’nin Fernandes’e olan ilgisi biliniyor...
Ancak araya koydukları “aracı”lar fayda etmedi...
Sarı lacivertlilerin son olayda sadece dört maç ceza alan Meireles’le devam etmesi bekleniyor...
KEZBAN HATEMİ’YLE OĞLUNUN İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ...
Pazar günü Hürriyet’te Kezban Hatemi’nin 10 yıl İsviçre’de hukuk okuyan tek oğlu avukat Mehmet Ali Hatemi’nin annesiyle ilgili açıklamalarını içim burkularak okudum...
Bazı arkadaşlar, otoriter bir anneyle oğlu arasındaki ‘karmaşık aşk ve nefret ilişkisini’ hiç alakası olmayan konularla karıştırıyorlar...
Anlaşılıyor ki, “ayrı bir birey olarak oğlunun farklılığına saygı duymak yerine, kendisinin oğluna öngördüğü yaşam projesini uygulatmak isteyen” anne Kezban Hatemi, oğlunun şiddetli tepkisine maruz kalıyor...
Bu olayın “çocuklarını kendilerinin malı zanneden anneler için” ibret alınacak dersleri var...
1) Çocuklar sizin değildir...
2) Çocuklar 18 yaşına kadar sizin tarafınızdan doğru yetiştirilmek üzere sizin sorumluluğunuza verilen sizden bağımsız bireylerdir...
3) Eğer çocuğunuzu gerçekten seviyorsanız, onun farklı kişiliğine saygı duymasını bileceksiniz...
4) Çocuğunuzun farklı kişiliğine saygı duymadan onu bir ‘proje’ gibi sevmek “marazi” bir sevgidir ve gerçekte sevgi değil, kendi boy aynasında kendini sevmektir...
5) Her düzeyde ‘sevgi’, “nasıl olunacağını dikte ettirerek tezahür eden bir duygu” değildir...
Ona ne yapacağını söyleyerek çocuğunuzu sevemezsiniz...
İstediğiniz gibi davranmazsa sevmeyeceğinizi söylerseniz koşullu sevgi üretirsiniz...
Sevginin koşulu olmaz...
Anlaşmanın koşulu olur...
Sevgi bir anlaşma değil, bir duygudur...
Duyguların en kutsalıdır...
En fazla mutluluk vereni...
BU MU SENİN BEŞİKTAŞ’A “FEDA” ANLAYIŞIN SAMET HOCA?..
Zor günlerinde Beşiktaş’ta görev yaptın...
Hayatının en büyük hayalini gerçekleştirdin...
Kaptanı olduğun siyah beyazlı formanın antrenörü olarak sahaya çıktın...
Oğuzhan ve Olcay gibi iki müthiş yeteneği geçen sezon, takıma kazandırdın...
Onlar Beşiktaş’ı geleceğe taşıyacak iki büyük değer olarak sivrildiler...
Beşiktaş Avrupa’da zaten olmadığı ve Türkiye Kupası’na da erken veda ettiğinden, tek bir kulvarda üçüncü olarak tamamladın bu feda sezonunu...
Ezeli rakiplerin; UEFA’da yarı final, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynar, Türkiye Ligi Şampiyonu ve ikincisi olurken, Türkiye Kupası’nı alma ihtimali hala varken, Beşiktaş’ı üçüncü yapman bir başarı değil Samet Hoca...
Böyle bir sezonda “başarısızsın” diyemem; fakat çok başarılı olduğunu da söyleyemem...
Fakat bunların hiçbiri önemli değil...
Beşiktaş’a; Beşiktaş’ın çocuğu olarak, çok istediğin hizmeti bir yıl boyunca, göz nuru ve alın teri dökerek “şeref”le verdin...
Beşiktaş sana müteşekkirdir...
Hep bunu söyledim, hep bunu söylerim; gerçek bu...
Fakat “etik olduğuna inandığım vazgeçilmez tek bir şartla...”
Dün yönetimden Ahmet Kavalcı kardeşimle yaptığın görüşmeden sonra, “Ben Beşiktaş’tan istifa etmedim... Bundan sonrasıyla avukatlarım ilgilenir...” demişin...
Bunun anlamı açık...
İki yıllık sözleşmen olduğundan ikinci yılın parasını da çalışmadan almak istiyorsun Beşiktaş’tan...
Hukuki olarak haklı olabilirsin...
Fakat Beşiktaş’ın çocuğuna, Beşiktaş’ta çalışmadığı senenin parasını almak yakışmaz Samet Kardeş...
Ertuğrul Sağlam Beşiktaş’tan ayrılırken sözleşmesinden kaynaklanan; çalışmadığı dönemin alacaklarını elinin tersiyle itti...
Beşiktaş’ın çocuğu olarak Beşiktaşlı gibi davrandı ve çalışmadığı dönemin parasını almadı...
Sen geçen yıl bütün futbolcularına “feda sezonu” dedin, paralarını düşürttün...
Hilbert hariç parası düşürülmesi istenen herkes “feda”da bulundu...
Quaresma istediğin kadar “feda”da bulunmadı diye Quaresma’yı takımdan gönderdin...
Hilbert oynadığı sezonda parasını düşürmedi diye ona gönül koydun.. Şimdi yakışacak mı sana; “Feda yılı boyunca bütün paranı aldığın halde, çalışmayacağın sezonunun parasını avukatların kanalıyla istemek...”
Bu mu senin “Beşiktaş’a feda anlayışın Samet Hoca?..”
Yakışmaz Beşiktaş’ın kaptanına, çalışmadığı yılların parasını istemek...
Nihat Kahveci değilsin sen...
Samet Aybaba’sın...
Yoksa Nihat Kahveci gibi misin?..
Karar ver Samet Hoca!..

