Fernandes Fenerbahçe'ye giderse, Fikret Orman ne yapar?..

Haberin Devamı

Aziz Yıldırım’ın ne yapıp edip Fernandes’i istediği haberleri yine manşetleri süslemeye başladı...

Bu haberler henüz çıkmadan, 15 Mayıs 2012’de bir yazı yazdım...

Çok şey vardı o yazıda...

Önce yazıyı okuyalım...

Sonra söyleyeceklerimi söyleyeceğim...

***


“Bir hafta önce kulağı delik, kadim bir dostumdan duymasaydım, çok önemsemeyip geçecektim...

Fakat ne tesadüftür ki, haber tıpkı kadim dostumun geçen hafta kulağıma fısıldadığı gibi, şok ediciydi:...

Beşiktaş’tan Fernandes ve İsmail Köybaşı’yı almak için 20 milyon euro’yu gözden çıkardı...”

***


Kadim dostum İsmail Köybaşı’yla birlikte değil de tek başına Fernandes’i söylemişti...

Ne enteresandır ki o da 20 milyon euro rakamını telafuz etmişti...

***


Kulağı delik dostuma, bunu dillendirdiğinde ne söylediğimi söyleyeyim, aramızdaki konuşmayı nakledeyim en iyisi...

Nasıl olsa dostuma söyledim bunları...

Başkasına söylesem durup dururken alınıverir şimdi!..

Dedim ki kadim dostuma:

“Tribündeki herhangi bir Beşiktaş taraftarı, Fernandes’i Fenerbahçe’ye mümkün değil sattırtmaz...

20 milyon euro değil, 100 milyon euro verse yine sattırtmaz...

Kulüplerin bir itibarı vardır...

Beşiktaş en yıldız futbolcusunu Fenerbahçe’ye satmaz...

Zamanında Şenol Birol Beşiktaş’tan Fenerbahçe’ye gitti diye Beşiktaş tarihi onları hayırla yad etmedi...

Beşiktaş’ı şampiyon yapan Stankoviç Fenerbahçe’ye gidince, iki kulüp arasında ipler koptu...

Onun intikamı arkadan geldi...

Beşiktaş Fenerbahçe arasında futbolcu transferi yapılmaz mı?..

Yapılır... Örnekler mevcut...

Rüştü var, Tümer var, Alpay var...

Ancak bu örnekler, biraz da kulüplerinin isteğiyle yapılan transfere örnekler...

Futbolcunun en iyi olduğu zaman diliminde, takımın bir numaralı starıyken, Beşiktaş’tan Fenerbahçe’ye veya Fenerbahçe’den Beşiktaş’a gitmesini camialara anlatamazsınız...

Burada sözkonusu olan kulübün itibarı ve prestijidir...

Aziz Yıldırım 15 milyon euro verdi, Galatasaray’dan Arda’yı alamadı...

Fernandes’i de Beşiktaş’tan alamaz...

Hiçbir yönetim, Beşiktaş kulübünün prestijini düşürmez...

Mehmet Topuz’un son dakikada Fenerbahçe’ye transferini hatırla...

Bir hafta içinde Beşiktaş, Fener’in peşinden koştuğu Nihat Kahveci’yle astronomik bir rakama anlaştı...

Normalde bu kadar para etmeyecek Nihat Kahveci, sırf Mehmet Topuz’un elden kaçırılması karşılığı, faça bozulmasın diye, misilleme olarak alındı...

Böyledir bu işler...”

***


Şimdi bir sözüm de Beşiktaş Başkanı sevgili kardeşim Fikret Orman’a...

Beşiktaş’ın en efsane ismi Baba Hakkı’nın 1962-63 sezonunda Beşiktaş Başkanlığı’nı niye bıraktığını hatırlar mısın?..

Baba Hakkı’nın Beşiktaş Başkanlığı’nı bırakmasıyla “Şenol Birol kardeşlerin Fenerbahçe’ye transfer olmaları arasında bir illiyet var mıydı acaba?..

Üstelik Baba Hakkı, giden Şenol Birol’un yerine Yusuf ve Sanlı gibi iki genci takıma monte etmişken?..”

Fikret kardeşim olayı hatırladığı zaman, Beşiktaş Başkanı olarak sanırım doğruyu yapacaktır...

****


SANTORİNİ’DE OLMAK VARDI...

Ege’deki Yunan adalarının bazılarının satışa çıkartılacağını söylüyor Samaras...

“Güvenliğimizi tehlikeye atmayacak adalar satılık” diyor...

Ege’de altı bine yakın ada var...

Bunlardan sadece ikiyüzden biraz fazlasının üzerinde yerleşim var...

Başbakan Samaras, zamanında Türkiye ile defalarca savaşın eşiğine geldikleri adaları şimdi satmayı düşündüklerini söylüyor...

***


Hayat böyle değişiyor işte...

Bir hafta önce, Leros adasındaki deniz kenarı tavernasına gittiğimizde, tekneyle yanaşıp, tavernanın spesiyalitesi olan istakozlu makarnadan ısmarlamış ve kimsenin sorgu sual etmediği adada saatlerce yemek yemiştik...

Giderken “pasaporta gerek yok” dedikleri halde, ne olur ne olmaz diye pasaportumu yanıma almıştım...

Ne tavernada, ne de civarında hiçbir polis gelip, pasaport kontrolü yapmadı, kimlik sormadı...

Yemeklerimizi yedik, saatlerce sohbet ettik, geldiğimiz gibi tekneyle Yunan adasından ayrıldık...

***


O adalara gidebilmek için, muhabirken Atina’dan Yunan Basın Yayın Bakanlığı’na dolaylı bildirimde bulunurdum...

Dinlenen telefonlarımda birkaç kere “adaya niye gittiğimi, ne röportajı yapacağımı” özellikle belirtir, adalardaki Yunan yetkililerden randevu talep eder, öyle oralara giderdim...

Adalara indiğim andan itibaren, etrafımda Yunan sivil polislerinden oluşan bir ordu bulunurdu...

Nereye gittiğimi, kimle görüştüğümü her an kontrol eden bir orduydu o...

Şimdi pasaportuma bile bakmıyorlar...

Gelip gittiğimden bile haberdar olup olmadıklarını bilmiyorum...

Bu derece rahat, bu derece geniş bir özgürlük havası var...

***


O adaları kimler satın alacak şimdi acaba?..

Sanıyorum en başta Almanlar ve Çinliler rağbet edecekler... Yunan ekonomisini kurtarmaya soyunan Almanya çünkü... Samaras da Almanya’ya yakın bir politikacıydı ben Atina’dayken...

Kim alacaksa alsın orası beni ilgilendirmiyor da... Ben Santorini’ye ne olacak onu merak ediyorum...

O “deli güzellikteki” Yunan adasına...

Aşkların en güzelinin, en dingin, en huzurlu, en barışçıl yaşandığı o romans ötesi egzantrik Santorini’ye...

Sabah güzel olmasına güzeldir de akşama doğru fotografik bir havası vardır Santorini’nin...

Işıklar yavaş yavaş yanmaya başlar...

Volkanik ada muhteşem bir renk cümbüşünün gizemli bir fotoğrafına dönüşür... Ada fotoğraf olur...

Volkanik yanardağın eteklerindeki beyaz evler, sarı ışıklar, Ege’nin mavisinde bir kartpostal halini alırlar...

Yanınızda sevgiliniz varsa eğer o kartpostalın içindeki insan oluverirsiniz...

Zaman ve mekan donar...

Santorini resim olur çıkar... Ölümsüzsünüzdür o Yunan adasında artık...

*****


UNVAN, İŞ VE PARA GİTTİĞİNDE...

“Gerçek doğanızı keşfettiğiniz ve kim olduğunuzu bildiğinizde, düşlediğiniz her şeyi gerçekleştirebilme yeteneğinizi keşfedeceksiniz...

Siz şu an ve gelecek için sonsuz bir güç ve sınırsız olanaklara sahipsiniz...

Hatta olanakların da kendisisiniz...

İç referans bize şunu anlatır...

İçimizdeki referans noktası deneyimlediğimiz dış nesnellik değil, bizim içimizdeki “Öz”dür...

İç referansın tersi olan “dış referans”ta ise, her zaman benliğimizin dışındaki nesnellikten, yani durumlar, koşullar ve başka insanlardan etkileniriz...

Dış referansta daima başkalarının onayını bekleriz...

Düşünce ve davranışlarımız daima başkalarından beklediğimiz tepkiye göre şekillenir, yani korku temellidir...

***


Dış referansta her şeyi kontrol etmek isteriz...

Dışarıdan bir güce ihtiyaç duyarız...

Onaylanma ihtiyacı, kontrol etme ihtiyacı, dış güç ihtiyacı gibi tüm ihtiyaçlar korku temellidir...

Bu çeşit bir güç, ne içsel ne benlik ne de gerçek bir güçtür...

Benlik gücümüzü deneyimlediğimizde korku yok olur, kontrol etme isteği yok olur, diğerlerinin onayı ya da dış güç için mücadele yok olur...

***


Dış referansta içimizdeki referans noktası ‘ego’muzdur...

Fakat ‘ego’ gerçek siz demek değildir...

Ego sizin kendiniz için yarattığınız imajdır...

Sizin toplumdaki maskeniz, oynadığınız roldür...

Toplumsal maskeniz, diğerlerinden aldığınız onaylarla beslenir...

Kontrol etmek ister, güç ile ayakta kalır, çünkü korku içinde yaşar...

***


Gerçek benliğiniz yani “Öz”ünüz, ruhunuz tüm bunlardan özgürdür...

Eleştiriye kalbi açıktır, herhangi bir mücadelede korkusuzdur, kendini kimseden aşağıda hissetmez...

Buna karşın mütevazıdır, kendini kimseden üstün hissetmez...

Çünkü herkesin kendi benliği ile aynı olduğunu, farklı kabukların altında aynı “Öz” olduğunu bilir...

Bu dış referans ile iç referans arasındaki en önemli farktır...

İç referansta her koşulda korkusuz, herkese saygılı, kendini kimseden üstün görmeyen gerçek varlığınızı deneyimlersiniz...

Bu nedenle içindeki güç gerçek güçtür...

***


Dış referans temeli ise aldatıcı bir güçtür...

Ego temelli bir güç, sadece dış referans unsuru varoldukça oradadır...

Eğer belli bir unvanınız varsa, bir ülkenin veya bir şirketin yöneticisiyseniz veya çok paranız varsa, bu unvan, para ve kariyerle gelen gücün keyfini çıkartırsınız...

Ego temelli güç bütün bunlar var oldukça sürer...

Unvan, iş ve para gittiğinde güç de gider...

Buna karşın içimizdeki güç devamlıdır...

Çünkü içimizdeki bilgeliğe dayanır...

Bu kişisel gücümüzün bazı kesin özellikleri vardır...

İstediğimiz şeyleri ve insanları cezbedebiliriz...

Arzularımızın gerçekleşmesi için insanları, durumları ve koşulları kendimize çekeriz...

Buna doğa yasalarının desteği denir...

Bu ilahi erdemden gelen ilahi bir destektir...

Bu güç sizin insanlarla gerçek bağlar kurmanızı sağlar ve bu bağ gerçek sevgiden gelir...”

(Deepak Chopra’nın Başarının 7 Spiritüel Yasası kitabından)

DİĞER YENİ YAZILAR