Haberin Devamı
Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç, bu şartlar altında Bank Asya Ligi’nde oynamak istediklerini Federasyon’a iletti...
Fenerbahçe’nin bu isteği, “öfkeyle kalkıp zararla oturmak”, ya da “Fenerbahçe’siz ligi oynayın da görelim” deyip şantaj yapmak şeklinde algılanıyor...
Oysa Fenerbahçe’nin Bank Asya Ligi’nde oynama isteğine Federasyon net bir cevap vermezse ortada bir mağdur yaratılır...
Fenerbahçe şikeden ceza alacaksa bir kez ceza alır...
Yarın şikeden suçlu bulunursa, bir sezon Süper Lig’de oynatılıp, “Şimdi seni Bank Asya Ligi’ne gönderiyoruz” mu denilecek?..
Böyle şey olmaz...
Çünkü o zaman Fenerbahçe’yi sadece Bank Asya Ligi’ne göndereceğiniz sezon değil, bu sezon da cezalandırmış oluyorsunuz...
Federasyon çok zor durumda biliyorum...
Mehmet Ali Aydınlar “Ben bu görevi niye kabul ettim” diye kara kara düşünüyor...
Düşürme kararı verse, “Yarın ceza alıp almayacağı belli olmayan kulübü cezalandırdı” olacak...
Vermese ve Fenerbahçe bu sene bu ligi oynadıktan sonra “suçlu görülse” bu kez düşürüldüğü zaman bir kez daha mağdur olacak...
Fenerbahçe’nin Lugano’yla başlayan futbolcular arasındaki yaprak dökümü devam ediyor...
Gökhan Gönül de büyük olasılıkla gidiyor...
Sırada diğerleri var...
Durum böyleyse Fenerbahçe zaten ceza almış durumda...
Öyleyse ya ceza tam verilecek ya da küme düşme cezası bir daha verilmeyecek...
İkisi birden olmaz...
Çünkü bir suça bir kez ceza verilir...
Aynı suçtan senelerce, mükerrer cezalar sürmez...
Federasyon yasa koyucuya gitmeli ve yeni yasal düzenleme yapılmasını istemeli...
Fenerbahçe infial halinde olduğundan “Bizi Bank Asya Ligi’ne gönderin” diyor olabilir...
Ancak söyledikleri temelde doğrudur...
Ya Asya Ligi’ne bu yıl gönderilir Fenerbahçe, şike suçlusu olma ihtimaline binaen...
Ya da bir daha gönderilmez...
Bir suçtan kimse on kere mahkum olmaz...
MEHMET ALİ AYDINLAR: HAYATININ EN ZOR GÜNLERİ...
Kimi görsem, önce bir Mehmet Ali Aydınlar’a saydırarak başlıyor...
Zavallı Mehmet Ali Aydınlar...
Bir ay öncesine kadar, bütün Türkiye kendisinden sitayişle söz ediyordu...
Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı’nı sponsorlukla dünya çapında bir takım yapmıştı...
Arka arkaya kurduğu hastaneler ve yarattığı sağlık zinciri herkese parmak ısırtıyordu...
Herkes Mehmet Ali Aydınlar olmaya özeniyordu...
Fenerbahçe’de tüm gözler Aziz Yıldırım sonrası Mehmet Ali Aydınlar’ı gösteriyordu...
Bir de bir ay sonraki duruma bakın...
Kim futbolla ilgili konuşmaya başlarsa önce bir Mehmet Ali Aydınlar’a saydırıyor...
Futbolu eyyamla yönetmiş...
Radikal karar alamamış...
Cesur değilmiş...
Bunları söyleyenlere diyemiyorsun ki “Gel de sen karar al!..”
Mehmet Ali Aydınlar’a vurmak kolay...
Bugün dünyanın en kolay işi “Aydınlar’a sallamak...”
Kolaysa, şike yaptığı söylenenlere saydır...
Şike olduğuna inanmıyorsan, “Ortada şike yokken, Fenerbahçe’yi kim bu hale getirdi” onu yapanlara saydır...
Yok kimseye saydıramayacaksın...
Mehmet Ali Aydınlar’a saydıracaksın...
Üstelik cesur olmamakla...
Böylesine korkak bir cesaret eleştirisi görmedim hayatta...
Bu da cesur gö-rüntü altındaki kor-kak eyyamcının ruh halidir işte...
BAYRAM VE BOŞALAN İSTANBUL...
Dün öğlen arefe günü işleri için dışarı çıktım...
Etrafta inanılmaz bir boşluk göze çarpıyordu...
Sanki insanlar yer yarılmış da içine girmişlerdi...
Kimsecikler görünmüyordu etraflarda...
Belli sezon öncesinin “son büyük Bayram tatili”ne gitmişti megapoldekiler...
Sanıyorum Ankara da öyledir şu sıralarda...
İn cin top oynuyordur mahalle aralarında...
İnsanların yaptıklarının aksine davranmak “huzursuz bir özgürlük duygusu” yaratıyor bende...
Herkes tatil yörelerine koştururken, İstanbul’da kalmak, “farklılığın karizmasıyla, sürüden ayrılmanın huzursuzluğunu” barındıyor ruhumda...
İnsanların büyük çoğunluğunun yaptığı bir eylemi yapmamak, “filmlerde kahramanlarına çok karizmatik ve özgürlükçü görüntüler” verir...
Siz farklısınızdır...
İnsanlar sürüler halinde, trendi ikonların ve kültürlerin arkasından sürüklenmekte, siz ise bağımsız, özgür ve ayrıksı kişiliğinizle, “kendi bildiğinizi okumaktasınız”dır...
Bu davranışın meçhul bir yerlerde meçhul birileri tarafından, kutsanacağına, takdir göreceğine inanırsınız...
Oysa hayat sizin beyninizde yarattığınız şizofreninizin aksine, sıradan ve düzayaktır...
Bayram sonrası yorgun argın, çoluk çocuk tatil beldelerinden gelenler, sizin bu bireysel özgürlükçü, protest duruşunuza aldırmazlar...
Anlamazlar zaten...
“Yaa Bayram’da burada kaldın” demek türünden, düzayak, sıradan biraz da küçümser bir ifade takınırlar...
Oysa içinizdeki “Issız Adam” ne büyük hayallerle, sürünün aksine bir bağımsızlık ve kişisel özgürlük eylemine girişmiştir...
Herkes bir taraflara giderken, şehrinde kalıp, kendi şehrinin insansız güzelliğini dinlemiştir...
Ne ki bu Issız Adam eylemi, arzuladığınız etkiyi yaratmaz...
Hayal kırıklığına uğrarsınız...
“Allah’ın kıroları ne anlarlar bireysel mutluluklardan” gibi, biraz da entellekt bir analizi seslendirirsiniz...
En kötüsü bir dahaki uzun Bayram tatilidir...
Bu “anlaşılamama” ve değerini bulamama duygusu sizi bir dahaki uzun Bayram tatilinde “mutlaka bir yerlere gitmeye” yönlendirir...
Amaaan siz de önümüzdeki Bayram kalıp ne yapacaksınız; keyfinize göre, sürüye yine uymadan daha bireysel takılabileceğiniz bir yerlere tatile gitmeye karar verirsiniz...
Bana gelince...
Çocuklarımla çok uzun ve güzel bir tatil yaptım...
O ayrıksı ve protest takıldığım günlerin uzağındayım artık...
Herkes bir yerlere gidiyor diye, “Ben gitmemeyim” dediğim yıllar çok gerilerde kaldı...
Artık kendi gerçeğimi yaşamasını öğrendim...
Benim gerçeğim burada kalmamı gerektiyorsa, hiç hava atmadan burada kalıyor ve onun keyfini sonsuz derecede çıkarmayı planlıyorum...
Tatile gitmemde sakınca yoksa, “Uzun tatil yaptım” diye yeni bir tatil fırsatını da ertelemiyorum...
Bakalım bu Bayram tatilinde ne olacak?..
Arada iki üç gün kaçabilecek miyim?..
Yoksa bu tatil bütünüyle İstanbul’da mı geçecek?..
Hiç fark etmez...
Sevdiklerinle geçiyorsa tatil; o tatildir zaten...
Gerisi “moda...”

