Fenerbahçe’de birileri neden küme düşmek istiyor?..

Haberin Devamı



Tahmin ettiğim, fakat “öyle değildir” diye, üstüne kondurmadığım bir şeyler oluyor Fenerbahçe’de...

Şike soruşturmasını, tapeleri, iddianameyi, tutuklamayı ve davayı, polis ve adli makamların çalışması açtırdı...

Ortada bir sorumlu varsa, bu sorumlu Galatasaray veya Trabzonspor ya da Beşiktaş değil...

Ne kadar aksi olduğunu ima etmeye çalışırlarsa çalışsınlar, rakipleri tarafından biçimlendirilmiş ve Fenerbahçe’yi hedef alan bir operasyon yok ortada...

Rakiplerinin böyle bir gücü yok her şeyden önce...

***


Öyleyse ne yapmalı Fenerbahçe?..

Mahkemelerde takır takır kendini savunurken, idari olarak kulübün bu soruşturmadan, davadan ve karanlıklarla dolu tünelden en az zararla çıkmasını sağlamalı...

Peki neden Fenerbahçe, “58. maddenin uygulanmasını, yarım puanının dahi silinmemesini ve gerekirse Fenerbahçe’nin küme düşürülmesini” istiyor?..

Fenerbahçe küme düşerse Türk futbolu zarar görecek bu doğru...

Fenerbahçe küme düşerse yayıncı kuruluş zarar görecek bu zarar da kulüplere yansıyacak bu da doğru...

Fenerbahçe küme düşerse, futbol heyecanını yitirecek, süper ligin eski havası kalmayacak...

Beşiktaş, Galatasaray, Trabzon, Fenerbahçe’siz bir ligde şampiyon olmuşlar kaç yazacak, şampiyonlukların da galibiyetlerin de fazla bir anlamı olmayacak bu da doğru...

Bunların hepsi Fenerbahçe’nin küme düşmesi durumunda rakiplerinin ve Türk futbolunun uğrayacağı zararlar...

***


Peki Fenerbahçe’nin küme düşmesinden en büyük zararı rakiplerinden öteye, önce Fenerbahçe görmeyecek mi?..

Fenerbahçe gibi büyük bir kulübü yönetenlerin, rakipleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir iddianamenin kulübe mümkün olduğunca az zarar vererek geçiştirilmesi için uğraşmaları gerekmez mi?..

Fenerbahçe niye “mızıkçı” görüntüsüyle bu olaydan en fazla zararı alsın?..

Fenerbahçeli bazı yöneticilerin “Bize iyilik yapmayın... Bizi küme düşürün...” mealindeki mızıkçı görüntüsünün altında ne yatıyor?.. Kulüp başkanı ve diğer yöneticilerin cezaevinden kurtarılmasını amaçlıyorlarsa, onların kurtarılmasının başka yollarını bulmalılar...

***


Fenerbahçeli bir kısım yöneticinin tutuklu kalması kimsenin “mutlu olduğu bir olay değil...”

Bunun sona ermesi için, yapılabilecek her şeyi yapmalı futbolu yönetenler...

Ancak “Fenerbahçe kulübünü pazarlık masasına koymak” anlamına gelebilecek hareketlerden özellikle kaçınmak lazım...

Fenerbahçe’nin halihazırdaki yöneticileri, kulübün daha fazla zarar görmemesi için “işbirliği” yolunu denemeliler...

Emin olabilirler ki böyle davranırlarsa, en fazla Fenerbahçe yarar görecek bu davranışlarından...

“Mızıkçı” görüntüsünün kimseye yararı olmadı bugüne kadar...

*****


TEMPLE GRANDİN’İN OTİSTİK HAYATI...

Sömestr geldi, yarı yıl arasında Ayşe Nazlı’yı daha fazla görür oldum...

Önceki gece, bir yemeğim vardı, dışardayken telefonuma baktım, mesaj atmış:

-”Baba gelmiyor musun?..”

Kız çocuklarının erken yaşlardan itibaren “babayı yönetme biçimleri” üzerine çok şey okuyup öğrenmiştim...

Ancak bildiklerim pratikte fazla bir şey ifade etmiyor...

Hızlı hızlı eve geldim, baba-kız sömestr tatilini fırsat bilip, güzel bir film seyrederiz diye...

Otistik olan Temple Grandin’in hayatını anlatan, Temple Grandin filmini o anda gördüm ve “hadi bunu izleyelim” dedim Ayşe Nazlı’ya...

***


Temple Grandin otistik bir kadın...

Tüm engellere rağmen yoluna devam edip, hayvancılık sektöründe çok önemli iyileştirmeler yapan projelerin sahibi bir bilimkadını olmasının hikayesini anlatıyor film...

Grandin, bütün otistik kişiler gibi, belirli özellikleri insanlara göre çok daha gelişmiş bir kişilik...

Hayatı kafasında resmederek algılıyor...

Resmederek algıladığı için de, başka insanların göremediği şeyleri görüyor kafasındaki uyanan görüntülerle...

Annesi kızını “farklı fakat eksik değil...” diye tanımlıyor...

Somut olan herşeyi mükemmel bir şekilde kavrarken soyut şeyleri algılamakta güçlük çekiyor Grandin...

Buna karşın somut olarak gördüğü ve resmettiği şeyler onun hayatta büyük başarılar kazanmasının önünü açıyor...

Yazları gittiği teyzesinin çiftliğinde sığırları yakından gözleyerek, mucizevi projelere imza atıyor...

Otistikler kendilerine dokunulmasından hoşlanmıyorlar...

Temple da öyle...

Diğer insanların sarılarak hissettiği rahatlama duygusuna yabancı o da...

Onun için kendine sığırlarınkine benzer bir sıkıştırma aleti yapıyor...

Duygusal patlamalar yaşadığı anlarda rahatlamasını sağlayan ve çevresine uyumunu kolaylaştıran da bir alet bu...

Dört yaşına kadar hiç konuşamayan, tepki biçimleri arkadaşlarının hayret ifadelerine neden olan Temple, bütün bu farklılıklarına aldırmadan, üniversiteden mezun olup sığır besiciliği ve kesimi üzerine akademik kariyer yapıyor...

Hayvan besiciliğinin insanileştirilmesi için bıkmadan usanmadan mücadele ediyor...

Ona göre bu “hayvanlar, hayatlarını bizlere besin olabilmek için verdiklerinden saygıyı hakediyorlar...”

***


Yazdığı makaleler ve tasarladığı kesimhanelerle hayvancılık sektöründeki en önemli isim olmasının yanı sıra kendisi gibi otistik insanlara ve onların bu durumu anlayamayan ya da zorluk çeken ailelerine kılavuz oluyor...

Temple Grandin otistik farklılıklarına karşın hayata bir anlam katmaya çalışan değerli bir insan...

Onun gerçek hikayesini büyük kızımla izlerken, “evrendeki yaşama katkı sağlayan insanların içlerinde ve gözlerinde varolan o ışığı” farkettim...

Film bittiğinde 11 yaşındaki kızıma bakıp, onun filmden ne kadar etkilenmiş olduğunu gördüm...

Gece yemekte laklakı fazla uzatmadan eve dönüp, Temple Grandin’in hayatını kızımla beraber izlememin, ona hayatta değerli bir katkının sağlanmasına aracılık ettiğini farkettim...

Temple Grandin’in hayatını anlatan yedi Emmy ödülü sahibi filminin “evren”e sunduğu katkı, 11 yaşındaki kızımın 6. sınıf sömestr tatilini değerli geçirmesine neden oluyordu...

Bu insani değerin keyfiyle Pazar gecesi üç çocuğumla huzur içinde uykuya daldım...

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ İNSANLARIN YAŞAMLARINA BİR FARKLILIK KATABİLMEK!..

Tahmin edebileceğinizden çok daha fazla insan, yaşamını geçmişe dönük olarak yaşamaya çalışır...

Mutluluğun ulaşılacak bir şey değil, kendi yarattığımız bir durum olduğu bilgeliğini edinmek yerine, günlerini kendilerini mutlu edecek şeyleri elde etmeye çalışarak geçirirler...

Oysa mutluluk ve varolduğumuzu hissetmemiz, ancak; başkalarının yaşamına farklılık yaratmak için ruhumuzu adadığımızda gerçekleşir...

***


En yüce insani yeteneklerinizle, kendinizden daha büyük bir şey için yaşamak ve ruhunuzun özüyle başkalarının yaşamında farklılık yaratmaya odaklanmak...

Yaşamınız tüm karmaşalardan sıyrıldığında, gerçek anlamı da belirgin hale gelir...

Hayatın amacı, bir amacı yaşamaktır...

Robin Sharma

DİĞER YENİ YAZILAR