Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi Cüneyt Çakır’a bağlı...

Haberin Devamı

Beşiktaş takımı bu sezonki Galatasaray derbisine çıkmadan önce, istim üstündeydi...

Galatasaray ise gidip gidip geliyordu...

Oysa o sırada biliyordum ki, Galatasaray’ın iki yıldır şampiyon olan oturmuş kadrosu her ne kadar formda gözükmesin, Beşiktaş derbisinde kendini gösterecektir...

Buna karşın Beşiktaş, o sırada çok iyi gitmesine rağmen, Galatasaray’ın güçlü kadrosu karşısında bocalayacaktır...

Galatasaray maçını Beşiktaş kaybeder dedim, o hafta boyunca...

Nedeni basit...

Futboldan keyif almak duygusal bir sonuç yaratsa da, futbolu analiz etmek duygusallığı kaldırmıyor...

***


Gelelim Şükrü Saracoğlu’ndaki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisine...

Fenerbahçe çok güçlü görünüyor...

Oysa spor değil, skor yazarlarına göre öyle...

Aynı Fenerbahçe son dakikalarda attığı golleri atmasa ve maçlarını çeviremese, bugün “Fenerbahçe’nin şampiyonluğa adım adım gittiğini yazan ve söyleyen skor yorumcuları, Fenerbahçe’yi yerin dibine batırırlardı...”

***


Fenerbahçe’nin son dakikada attığı golleri kesinlikle bir tesadüf olarak görmüyorum...

Tersine çalışılmış taktiklerin ve rakip sahada basmayla yaratılan pozisyonlarla geliyor bu goller...

Ancak bu gollerin ve pozisyonların çalışılmış olması, her maçın sonunda Fenerbahçe’nin maç çevirebileceği anlamına hiç gelmiyor...

Galatasaray maçının aksine, ben Beşiktaş’ın şu anda çok daha oturmuş bir takım olduğunu düşünüyorum...

***


İki bek hariç, Fenerbahçe’den eksik tarafının olmadığı, buna karşın orta sahasındaki teknik kapasitesi yüksek ve hızlı ayaklarının kendisi için büyük avantaj olduğunu biliyorum...

Açık söyleyeyim...

Hakem katliamı, hatası, ya da avantajları sürekli Beşiktaş aleyhine çalan bir hakem triosu olmazsa, Beşiktaş Şükrü Saracoğlu’ndan en az bir puanla çıkar...

Galibiyet ihtimali de, beraberlik ihtimali kadar var...

Bence Beşiktaş’ın durumu, Cüneyt Çakır ve arkadaşlarının hata durumuna bağlı...

FERNANDES YAKINLARINA HANGİ TAKIMLARIN KENDİSİNİ İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİ?..

Quaresma olayında aynısı oldu...

Portekizli futbolcuyla görüşmeler devam ederken, el altından Galatasaray devreye girdi...

Quaresma’ya “Beşiktaş’ın verdiğinden daha fazlasını vereceğini” söyledi...

Müzakereler bir gitti, bir geldi...

Sonunda Beşiktaş yönetimi Quaresma’yı Galatasaray’a yar etmedi...

Ancak futbolcuya oynamadığı bir dönemin parasını ödeyerek göndermek zorunda kaldı...

***


Futbolcular hele yabancılar uyanık...

Piyasayı kızıştırıyorlar...

Beşiktaş’ın iki ezeli büyük rakibi, Galatasaray ve Fenerbahçe, uzun zamandır Beşiktaş’ın kadrosuyla ilgileniyorlar...

Menajerlere, futbolcular için el altından fiyat veriyorlar...

Fiyat ve komisyon sözü alan menajerler, futbolcular için yeni fiyatlar çekiyorlar...

***


Quaresma Galatasaray’dan defalarca teklif aldı...

Fernandes de, hem Fenerbahçe’den hem Galatasaray’dan teklif alıyor...

Bunu çok yakınında bulunan arkadaşına bizzat kendisi söylüyor...

Fernandes’in hangi futbolcu arkadaşına, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın teklifleriyle ilgili ne söylediğini ben biliyorum...

Fakat şimdi bunu açıklayıp, söylediği o futbolcuyu zor durumda bırakmak istemiyorum...

***


Aslında Fernandes’le ilgili bu somut bilgiye de gerek yok...

Futboldan biraz anlayan birisi, bir futbolcunun kendisi için her yıl imza parası da isteyip, nasıl olup da her yıl için toplam 4.1 milyon euro fiyat çektiğini düşünürse, cevabı kendiliğinden bulur...

Bu futbolculara Avrupa’da bu parayı ödeyecek bir kulüp yok...

Yarısını bile ödemezler...

Ancak Türkiye’de üç büyükler arası rekabet, maliyetleri yukarı çekiyor...

Beşiktaş ezeli rakiplerine kendisine yapılanın aynısını yapmadıkça, futbolcularına yönelik “el altından operasyonlar” devam edecek...



KOLEJ’DEKİ ÜÇ ÇOCUK...

Hafta içinde anneleri aradı:

- “Benim çekimlerim var... Çocuklar okuldaki çalışmalarını bir presentasyonla ailelerine gösterecekler... Sen gidebilir misin?..”

Anneyle çocuklarımızın işlerini ikiye ayırdık...

Okulla ilgili kısımlarıyla o ilgileniyor...

Okul dışındakilerle ben...

Ona iki yıl öncesinden dedim ki;

- “Ben dersleri ve okul işlerini pek sevmem... Okulda spor yapmaları ve hobileri dışında derslerle ilgili bütün konularla ne olur sen ilgilen...

Dersler konusunda o okulda ta kendi okuduğum yıllardan beri arızalıyım...

Ders çalışmasını sevmem...

Ders denilen didaktik sisteme alerjim var...

Derslere girmeye değil, dersleri asmaya meyilliyim...

İyisi mi; çocuklara kötü örnek olmaktansa, hiç örnek olmayayım...

Sen yaparsın belli ki, okulda iyi öğrenciymişsin...”

***


Daha anaokulundalar ama sağolsun annesiyle böyle götürebiliyoruz...

Dışarıda, sinemada, tiyatroda, teniste, basketbolda, oyunlarda, yabancı dilde, tatilde, giyim kuşamda ne kadar ilgiliysem, dersler konusunda da bir o kadar ilgisizim...

***


Annesi gelemeyince, kalktım o gün sınıflarına gittim...

Beni gördüler sevindiler, havalara uçtular...

Yaptıklarını gösterdiler...

Mutluluk, özgüven ve sevginin patlama yaptığını gördüm miniklerde...

Onlara özgüven ve sevgi aşılamanın ne kadar önemli olduğunu hissettim bir daha...

Hayatta “almanın değil, vermenin mutluluk kaynağı olduğunu” yaşadım bir kez daha...

***


Anaokulundan çıktım, bitişikteki yan binaya Kolej’in ortaokuluna gittim...

Ablaları Ayşe Nazlı’yı ilk kez Kolej kıyafetleriyle gördüm...

Hocalarıyla konuştum... Okulun tenis takımı çalışmaları için, bu sezon nasıl bir antrenman programı yapması gerektiğini Hoca’sı anlattı...

Okulun müdür yardımcısı Hoca; benim dönemimin iki arkasından gelen 78 mezunu bir Kolej’liydi...

TED Koleji’nde okuyan üç çocuk...

Orada okumuş olan babaları, orada okuyan ve şimdi onlara öğretmenlik yapan Hoca’ları... Lacivert kırmızı bir sabahtı...

Bozkır’da yeşil bir yuvadan yankılanan...

DİĞER YENİ YAZILAR