Ünal Aysal’ı izliyorum dün öğleden sonra...
Televizyon muhabirleri, gazeteciler, kameramanlar etrafını sarmışlar soruyorlar;
- “Fatih Terim konusu ne olacak?..”
- “Ne yapacağına Hoca karar verecek...”
- “Galatasaray’ın yanı sıra Milli Takım’ı da çalıştırmak isterse, tavrınız ne olur?..”
- “Bu mümkün değil... Biz Hoca’ya 4 maça izin verdik... Sezon sonuna kadar da danışmanlığa ‘evet’ dedik... Başka bir şey olmaz... Bu saatten sonra Hoca ne istediğine kendisi karar verir...”
Konuşma aynen böyle gerçekleşiyor...
Sanki Ünal Aysal’ın konuştuğu kişi, 6-7 yaşlarında bir çocuktur...
- “Anlaşma Galatasaray için geçerliymiş, Milli Takım’ı da çalıştırmak isterse Hoca karar vermek zorundaymış...”
Ünal Aysal gibi bir başarılı bir işadamı nasıl olup da bu konuşmadan “Galatasaray için hayırlı bir sonuç bekler” anlamak mümkün değil...
Başkan’ın; “Şöyle çalıştırırsa olmaz, böyle çalıştırırsa olur” dediği kişi, Galatasaray’a 8 sezonda 6 şampiyonluk kazandırmış, UEFA kupasını getirmiş, üçüncü kez geldiği Galatasaray’da arka arkaya iki kez şampiyon olmuş, Milli Takım’ı Avrupa üçüncüsü yapmış, Milan ve Fiorentina’da teknik direktörlük kariyeri olan bir Hoca’dır...
Fatih Terim’in başarı kariyerini yakalamış, “usta” statüsündeki Hoca’lara isimlerinin marka yönetimleriyle ilgili asgari bir saygı duyulur...
Yani,
Fatih Terim gibi bir Hoca, Milli Takım’ı çalıştırırsa Galatasaray’da başarılı olamayacağını düşünüyorsa, zaten Milli Takım’ı düşünmez...
Bu düzeydeki insanlar, iki kuruş daha fazla kazanacaklar diye, yıllar içinde alın teriyle kazandıkları isimlerini çöpe atmazlar...
Saygın bir Başkan şöyle der:
- “Bu konuda kararı Fatih Terim’e bırakıyoruz... Hocamız Galatasaray’ın yanı sıra Milli görevi yapmak istiyorsa ve bunun Galatasaray’daki çalışmalarını etkilemeyeceğini düşünüyorsa, yapabilir... En doğru kararı Hoca’nın kendisi verir... Fatih Terim Galatasaraylı’dır... Üstelik bu kulübe tarihi başarılar kazandırmış çok iyi bir Galatasaraylı’dır... Galatasaray’a zarar verecek bir şeyi yapmaz... Karar kendisinindir...”
Böyle derseniz Galatasaray kulübü başkanı olarak şık davranmış olursunuz...
Yok böyle demez, 40 yıllık Fatih Terim’e çocuk muamelesi çekerseniz; “Orayı çalıştırırsa Galatasaray’ı çalıştıramaz” gibi şartlar koyarsanız en hafif deyimiyle ayıp edersiniz...
Elbette Galatasaray’ın Başkanı “kulübünün şartlarını ortaya koymak hakkına” sahip...
Fatih Terim’in önüne istediği sözleşmeyi koyma hakkına sahip...
Ancak size 8 yılda 6 şampiyonluk ve UEFA kupası kazandırmış bir teknik direktöre bir inisiyatif hakkı tanımamak ayıptır...
Diyelim ki Terim 2014-2015 sezonunda Galatasaray’ı ve Milli Takım’ı birlikte çalıştırdı...
Hadi diyelim ki; konsantrasyon kaybı yaşadı ve Galatasaray o sezon şampiyon olamadı...
Sizi iki ya da üç yıl arka arkaya şampiyon yapmış bir teknik direktörün bir sezon şampiyon yapmama kredisi yok mudur Galatasaray’da?..
Böyle mi düşünüyorsunuz?..
Böyle mi başarı bekliyorsunuz?..
En kötü ihtimal Terim başarısız olursa sözleşmeyi sona erdirirsiniz...
Baştan bunu önşart olarak koymak, “üzüm yemek değil, bağcı dövmektir...”
SURİYE VE MISIR’DAN GÜÇ ALIP, “BARIŞ”I SABOTE EDECEKLER...
Haftalar önce yazdım “Şimdiki hedef ateşkes ve barış sürecini yok etmek” diye...
Son aylarda benim yazılarımdaki “derin operasyon” bağlantılarına referans verenler şöyle diyorlar;
- “Farklı ve ezber bozan türde yazıyorsun... Komplolar ve derin operasyonlardan bahsediyorsun... Bu kadarı oluyor mu gerçekten?..”
- “Oluyor...” diyorum onlara...
Olmasaydı, “olacakları önceden bilmem, mümkün olmazdı...”
Söz gelimi, Gezi olaylarının doğal mecrasının bitiminden, yani Gezi’de amaçlanan sağlandıktan sonra devam eden olayların ardından, şimdiki amacın Güneydoğu’daki barışı bitirmek olduğunu yazıyorum...
Yazının mürekkebi kurumadan, birkaç gün içinde Kandil’den “geri çekilmeyi durduruyoruz” yollu açıklamalar geliyor...
Müneccim miyim?..
Hayır...
Doğal tepki diye lanse edilmeye çalışılan olayların uluslararası bağlantılarını ve arkasındaki güçleri biliyorum...
Onları deşifre edince, bir sonraki eylemde neyi nasıl yapacakları da kendiliğinden belli oluyor...
Uluslararası lobiler ve Türkiye’deki iştirakleri, bir süredir Türkiye’yi “yönetilmez bir ülke haline getirmeye” çalışıyorlar...
Sandık ve milletvekili sayısı şimdilik değişmeyeceğine göre, nasıl yönetilmez bir ülke haline gelecek Türkiye?..
Şöyle;
Toplumdaki çatışma damarları tespit edilecek ve bunların üzerine gidilerek, su kaynatılacak...
Örneğin Beyaz Türkler’de ve şehir küçük burjuvazisinde; “yaşam tarzına müdahale edildiği inancı” var...
Bu yönde Gezi Parkı’na kanalize olan tepkileri, “bitmek bilmeyen bir polisle çatışma maratonuna” çevirirseniz, Türkiye’yi bu alanda yönetilmez hale getirirsiniz...
Beyaz Türk ve şehir küçük burjuvazisinin “yaşam tarzı” tepkisi yetmez...
Eğer bunu Güneydoğu’daki barışı sabote ederek sürdüremezseniz, çatışmalar yerel kalır...
Olayları bir Türk-Kürt kavgasına dökmek, BDP’yi harekete geçirmek, Gezi Parkı eylemleriyle, Kürt aktivist eylemleri müttefik kılmak mümkün olursa, Türkiye daha fazla yönetilmez olur...
Bunu bildiğim için Gezi Parkı olaylarının devamından sonra, Güneydoğu barışını torpilleyecekler diyorum...
Hiç yanıltmıyorlar sağolsunlar beni...
Yeni bir müneccimlik de yapmanın zamanıdır şimdi...
Bundan sonra Alevi meselesini iyice kaşıyacaklar...
Reyhanlı gibi hassas alanlar bu işin merkezi olacak...
Üçüncü aşama Alevi meselesini hareketlendirmeye çalışmaktır...
Ahmet Atakan gibi gencecik insanların trajik ölümleri, “bu yolda döşenmeye çalışılan cehennem taşlarının uğursuz taneleri gibidir...”
Dikkatli ve uyanık olma zamanı...
Türkiye’yi yönetilmez kılmak için, ateşle oynuyor ve yangın çıkartıyorlar...
Bütün devlet birimleri çok uyanık ve anlayışlı olmazsa, yangın ha çıktı ha çıkıyor...

