Yaz mevsimiyle birlikte nereye baksanız kına geceleri, bekarlığa veda partileri, nereye baksanız bir evlilik, düğün telaşı... Ama diğer taraftan boşanan boşanana... İşte Reha Muhtar’la bu Pazar sohbetinde evlilikleri, boşanmaları ve çok zaman fotoğraflarda kalan o mutluluk karelerini konuştuk... İlginç cevaplar ve tespitler bulacaksanız bu yazıda...
* Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2010 yılında boşanan çiftlerin sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 3,86 artarak 118 bin 568’e yükselmiş ve uzmanlar boşanma sayısının her sene arttığını söylüyor. Evlilik kurumu mu yoksa bizler mi günümüzün koşullarına ayak uyduramıyoruz sizce?
Bu soruyu soracağın insanların yüzde 90’ı sana, “biz evliliğe yeterince uyum sağlayamıyoruz” diyeceklerdir. Oysa gerçek şudur, evlilik kurumunun bizzat kendisi çağımızın koşullarından gün geçtikçe uzaklaşmakta. Bu çağda bir evliliği yıllar boyu götürebilmek artık kolay kolay mümkün değil. Aksini söyleyenler, laf olsun torba dolsun diye konuşuyorlar.
* Büyük umutlarla başlayan evliliklerde nasıl oluyor da bir iki yıl geçmeden bütün umutlar tükeniyor?
Bu laf da bir klişe... “Büyük umutlarla başlanan evlilik...” Valla ben çevremdeki bir sürü evlilikte “büyük umutlarla başlayan evlilik” falan görmüyorum. Durum gerektirdiği için başlayan evlilikler görmekteyim. Çünkü evlilik bir aşk değil... Evlendiğinde vücut kimyan değişmiyor. Sevdiğin insanla sadece bir sözleşme imzalıyorsun. Bu sözleşmenin gereklerini yerine getireceğini söylüyorsun. Taahhüde giriyorsun. Yoksa adrenalin salgıladığın ya da hormonlarının başka çalıştığı gibi bir durum olmuyor evlendiğinde. Buna karşın hayat çok hızlı. İnsanlar hayatın her alanında “zap”lıyorlar. Hayatın her alanında zap’larken, evlilik ilişkisinde zap’lamadan sabit kalmak pek mümkün değil. Ne ki insanlar, “tutamayacakları vaatler”i söylemeyi, imkansızın peşinden koşmayı seviyorlar... Kumar oynayarak da zengin olamazsın. Ancak bu gerçek kumar oynamayı engellemiyor.
* “İyi günde, kötü günde “ sözlerinin yerini “kötü gün bizi ayırana kadar” mı alıyor?
Eylem’ciğim... Bir dostluk ilişkisinde, bir arkadaşlıkta insanlar ne kadar birbirlerini koruyorlarsa, evlilik ilişkisinde de o kadar koruyorlar. Hatta arkadaşlarını ve dostlarını daha çok koruyorlar. Çünkü arkadaşlık ve dostluk gönüllü bir ilişki türü. Oysa evlilik anlaşmalı...
* Evlilikle ilgili bazı tartışmalar yapılıyor ya zaman zaman hani evlilik 5 yıllık olmalı, 3 yıllık olmalı istenirse yenilenmeli gibi...
Nasıl bakıyorsunuz bu fikirlere?
3 yıllık evlilik süresi bana biraz daha gerçekçi geliyor. Üç yılın sonunda monotonlaşma başlamamışsa, çiftler evliliği devam ettirmek istiyorsa, ettirirler. Ettirmek istemeyen ayrılır.
* İnsanlar özellikle genç yaşlarda evlenmişlerse zamanla doğal olarak değişiyorlar, bakış açıları, beklentileri birbirinden farklı hale gelebiliyor. Bu durumda birine ömür boyu bir arada olma, ömür boyu sevme sözü vermek ne kadar gerçekçi?
Pek gerçekçi değil. Fakat evlilik zaten ömür boyu sevmek üzerine bir fiil değil. Evlilik bir sözleşme. Ekonomik bir olay. Ekonomik bir olayı duygusal bir olay olarak lanse etmeye çalıştığınızda işler sarpa sarıyor. Aşk başka şey. Evlilik başka şey. Siz aşık olduğunuz, havalarda uçtuğunuz insanla, sözleşme yapmaya çalışır mısınız? “Hep havalarda uçacağım” diye... Uçuyorsan zaten uçuyorsun. Havada uçmanın sözleşmesi olur mu?..
* Geçen günkü yazınızda Alaton çiftinden örnek vererek evlenirken verilen mutluluk pozlarının artık boşanma partileri yapılarak başka mutluluk pozlarına dönüştüğünü söylemiştiniz. “Bütün dondurulmuş kareler, mutluluğa özlemin içsel haykırışları...” diye çok hoşuma giden bir sözünüz var. Öyle mi, evlilik de boşanmak da bahane mi bu mutluluk özlemine dair haykırışlarında?
Mesele mutlu olmak... Gerisi laf... İnsanlar kendi buldukları şeye, kendileri inanıp, sonra da olmayınca hayal kırıklığına uğruyorlar...
* Çaba sarf etmeden, güzelleştirmeyi ya da düzeltmeyi denemeden bitirmek doğru değil bence ama bir de bunun tersi var yani sadece çocuk olduğu için süren evlilikler de var. Bir ömür boyu mutsuzluğu göze almak ya da huzursuz bir evde çocuk büyütmek ne kadar doğru?
Valla çocukları için evliliği sürdürenlere bir şey demem ben. Sonuçta bu da bir karar. Saygı duyarım. Evliliği devam ettirmek olduğu kadar, boşanmak da saygı duyulması gereken bir karar... Saygı duyulmayacak şey, çocukların sorumluluğunu üzerinde hissetmemek.
* Hani çocukluğumuzun vazgeçilmezi Barış Manço söylerdi ya “anlat babaanne ölümsüz aşkları bir yastıkta tam kırk yıl” yastıkların o babaannelerimizin uzun yastıklarından iki kişilik yastıklara dönmesiyle mi hızlandı ayrılıklar bilmiyorum ama bu şarkının sözleri sadece anılarda hoş bir sada olarak mı kalacak sizce de?
Ben sana başka bir şarkı söyleyeyim de hem okuyucunun hem de senin Pazar günü tatlansın... Sezen Aksu’dan...
“Dönüşü yok beraberce karar verdik ayrılmaya... Alışmalı arkadaşça yolları ayırmaya... Şimdi artık kelimeler yetersiz anlamı yok... Yitirmişiz anılarla beraber faydası yok... Gel bunları bırakalım artık bir tarafa... Gerçeği görmeliyiz, dostum başka çaresi yok...
***
Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler...
Şimdi bana seninle bir ömür vaat etseler...
Şimdi bana yeniden ister misin deseler...
Tek bir söz bile söylemeye hakkım yok...”
İyi Pazarlar...
Evlilik ekonomik bir olay; aşk başka şey
Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan
Haberin Devamı

