Erkeğin bittiği yerde kadın yeni başlıyordur..

Haberin Devamı

Tabiatın insanlara bahşettiği seksüel potansiyel açısından, kadına göre fukaralık sınırlarında dolaşan bir cins, kadınla acaba gerçekten eşit olabilir mi?..

Dün 14 Şubat’tı...

“Zengin bir cinsellik potansiyeli taşıyan kadınla; fukara bir cinsel performansın üstüne çıkamayan erkek arasında, tabiatın kadından yana bahşettiği eşitsizlik” yaşamın her alanına sıçramaz mıydı?..

Bir kadın, sınırsız sevişmeler yaşayabilirdi...

Bunu ne kadar yaşayıp yaşayamadığı değildi önemli olan...

Tabiatın kendisine bu potansiyeli bahşetmiş olmasıydı mühim olan...

***


Buna karşın erkek, fukaraydı cinsel açıdan...

Sınırlı sayıda kadınla birlikte olabilme kapasitesini, köpürterek, abartarak üstün hale getirme arayışına yöneliyordu...

Erkeğin bittiği yerde aslında kadın daha yeni başlıyordu...

Bir kadın kendisine göre, fukara olduğunu bildiği “erkeğe karşı” cinsel açıdan gerçekte ne hissederdi?..

Tabiatın bu denli acımasız bir eşitsizlik sağladığını erkeğe; bu gerçeği açıktan hiçbir zaman söylemeyeceği aşikardı kadının...

Ancak erkeğe söylemediği gerçek, kendisini ondan kat be kat üstün gördüğü realitesini değiştirmiyordu...

***


Kadın; erkek karşısında eziliyor görünse de, ona ekonomik olarak bağımlı farz edilse de, kendisinin; doğa tarafından bir erkekten fersah fersah daha güçlü yaratıldığını biliyordu...

Kadının gerçekte taşıdığı cinsel gücün ve potansiyelin, onda biri bir erkekte yoktur...

Erkeğin kadın karşısındaki cinsel zavallılığı, psikolojisine, fizyolojisine, davranış biçimine ve komplekslerine rehber oluyordu...

***


Hayatın ve doğanın bu basit ve açık gerçeğini örtmek, gizlemek, ondan alakasız bir hurafe yaratmak için, “Erkeğin cinsel açıdan kadına göre çok daha güçlü bir cins olduğu dogması” yaratılmıştı...

Dogmanın yaratılma nedeni; “kadını bu dogmanın psikolojik etkisiyle zapt-u rapt altına almak”, ondaki sınırsız cinsel potansiyeli “erkek için ahlaksızlık sınırına taşımadan, yok etmekti...”

***


Fizyolojik farklılığın bilincinde olan hipokratlar, bu konuyu hafiften es geçiyorlardı...

Erkeklerin yüzleşmek istemediği bir gerçekti bu...

Kadınlar ise, erkekte arıza çıkartacağını bildiklerinden, üzerine gitmekten bilinçli olarak kaçınırlardı bu konunun konuşulmasından...

***


Erkeğin ne kadar çapkın olduğu, “bir kadının tek bir erkekle olmayı tercih ettiği halde”, bir erkeğin sınırsız sayıda kadınla beraber olmasının ‘doğal’ bulunması özellikle yalana sarılıp sarmalanmış bir dogmaydı...

Gerçek tam tersiydi...

Kadın belirgin bir zaman diliminde fizyolojik olarak, istediği kadar erkekle beraber olabilirdi...

Erkek aynı zaman diliminde ancak çok sınırlı sayıda kadınla beraberlik yaşayabilirdi...

***


Bu gerçeği yazdığımda, Ertuğrul Özkök “dağınık bir yatakta, keyifle içmekte olduğu sabah kahvesi keyfini mahvettiğimi” söyledi...

20 yıl bir gazete yöneten, sosyolog, çapkın ve flörtöz bilinen bir genel yayın yönetmeni, erkekle kadın arasındaki bu temel fizyolojik farkı nasıl kendinden ve bilincinden bu kadar saklayabilmişti?..

Esasen onun gibi, karşı cinse antenlerini açık tutan birisi;

Kadınların neden, kendi aralarında erkeklerin cinsel performansını konuşurken, erkeklerin kendi aralarında kadınların cinsel performansını hiç konuşmadıklarını sorgulayabilmeliydi...

***


Erkekler neden, kendi aralarındaki erkek erkeğe geyiklerde, “kendi performansları hakkında uluorta atıp tutuyorlardı da, kadınların performansı üzerine tek kelime etmekten sakınıyorlardı?..”

korkuyorlar mıydı bilinçaltında yoksa ondan bahsetmeye?..

Kadınlar aralarında neden kendilerinden bahsetmek yerine “erkeklerin durumundan söz etmekten zevk alıyorlardı?..”

Kendileri kendi durumlarından emin olduklarından olabilir miydi?..

Sorun “tabiatın yaratırken cimri davrandığı karşı cinste olabilir miydi?..”

***


Bu konu “cinsellikle sınırlı olan, seksologları ilgilendiren bir seksüel performans” meselesi olarak görülebilir...

Oysa kadınla erkek cinsinin, bu zenginlik ve fukaralık meselesi, “aralarındaki ilişkinin dengesizliğinin, kadın cinsinin gerçek üstünlüğünün” temel nedenidir...

Kadın gerçekte üstün olduğu erkekten, bunu gizlemek için düşük profilli bir ikinci cins konumuna sokar kendisini...

Erkek durumu kavramadığından, pohpohlanan egosuyla durumu teorize eder...

Doğanın zekasıyla alay etmektir esasen, gerçeğe karşı yaratılan bu dogmatik cereyan...

*****


BİR ERKEK KADINI KORUYAMAZ... ANCAK BİR KADIN ERKEĞİ KORUYABİLİR...

Dün gece ATV’de yayınlanan Bruce Willis ile Richard Gere’in oynadığı The Jackal (Çakal) filmi sinema klasikleri arasında girmiş bir başyapıttır...

O filmin bir sahnesinde “uluslararası düzeyde profesyonel katillerin en rafinesi” olan Çakal (Bruce Willis), kendisini tanıyıp ortaya çıkarmakla görevlendirilen müebbete mahkum İRA militanı Declan’a (Richard Gere), ironik bir aşağılamada bulunur...

Öldürücü darbe vurup sadece yarım saat yaşamasına izin verdiği polis kadına;

- “Declan’a söyle” der...

- “Kadınlarını koruyamıyor o...”

Ağır bir sözdür söylediği...

Declan’ın hamile olan sevgilisinden sonra ikinci kez bir kadın olayında başına gelmektedir...

Filmin IRA militanı Declan’la; Profesyonel tetikçi Çakal arasındaki dramının en belirgin noktalarından biri budur...

***


Uzun zaman, bir erkeğin kadını koruyabilme misyonu üzerinde kafa yordum...

Hayat ve öğrendiğim klişeler beni, “kadınların erkekler tarafından korunması gereken bireyler sınıfına” sokuyordu...

Kadınlar;

- “Bizim sizin korumanıza ihtiyacımız yok” dedikçe içimden;

- “Var da istemiyorsan göstermeyelim bari...” diyordum...

***


Oysa eğer cinslerden biri bir diğerini koruyacaksa, esasen kadın erkeğini korurdu...

Erkek kadını değil...

Kadınının kendisini koruyacağına inanan erkeklerin sırtı hayatta yere gelmezdi...

Hayat buna karşın kadınlarını korumaya çalışan erkeklerin trajedileriyle doluydu...

Ceasar, Kleopatra’yı korumaya çalışırken öldürülür...

Antoni Kleopotra’yı sonsuz kereler korumak isterken, onun kollarında ölür...

İki büyük tarihi lider, Kleopatra’yı koruma yerine, Kleopatra tarafından korunmayı seçselerdi, bugün Roma’nın tarihi değişik yazılırdı...

Belki Mısır’ın da...

DİĞER YENİ YAZILAR