Erbakan'a 'yurt dışına kaç' dediler...

Haberin Devamı

Kurşuni bir ağırlık vardı havada o gün...

12 Haziran’ı 13 Haziran’a (1997) bağlayan gece “darbe” olacağı söylenmeye başlamıştı...

Ankara’da bütün tepe noktalarındaki bürokratları ve siyasileri “alarma” geçiren bir haberdi bu...

Herkes 28 Şubat’taki post-modern darbeden bahseder...

Oysa “fiili askeri darbe”, 28 Şubat’ın 3.5 ay sonrasında bir yaz günü Cuma’yı, Cumartesi’ye bağlayan gece kapıyı çalmak üzereydi...

Başbakan Erbakan‘dı...

Tansu Çiller Başbakan Yardımcısıydı...

***


İstanbul Çırağan Otel’de D-8 ülkelerinin zirvesi vardı...

O gün nöbetteki askerlere ilk kez “gerçek mermiler” verildiği haberi geliyordu...

28 Şubat’a karşın Erbakan hala Başbakan’dı...

Ve söylentilere göre “TSK’da o sıralarda çok etkili olan üst düzey bir general ve arkadaşları, müdahale dışında bir yol kalmadığını söyleyerek, komuta kademesini ikna etmişlerdi...”

Refah Partisi’nin etkili ve ünlü bir siyasetçisi, çevrede “kulağı delik politikacı” olarak bilinirdi...

Darbe söylentilerini öğrenmişti...

Söylentilerden öte hazırlık yapıldığı haberi kendisine ulaşmıştı...

***


Bir darbe yapılması halinde Erbakan ve çevresinin bir numaralı hedef olduğunu biliyordu...

Önemli bir görevdeydi o da...

Necmettin Erbakan‘ı hemen görmek istediğini söyledi, “kulağı delik politikacı...”

Hoca, Ankara’nın havasını iyi koklayan kendi partisinden politika yapan siyasetçiye randevu verdi...

Konuşma tarihe geçecek şekilde çarpıcı bir diyaloğu içinde barındırıyordu:

-”Hocam ihtilal olacak 12 Haziran’ı 13 Haziran’a bağlayan gece... Duyumlarımız kesin... Her tarafta hazırlıklar yapılıyor...”

Erbakan, karşısındakini büyük bir ilgiyle, heyecanla ancak panik emaresi göstermeden dinliyordu...

Durumun hangi boyutta olduğundan emin olmak istiyordu...

***


Kulağı kesik politikacı hiçbir tereddüte yer bırakmadı...

-”Hocam yapacaklar... Yurt dışına gitmenizde yarar var... Ben de bir süreliğine yurt dışına çıkacağım... Bir davete katılacağım... Almanya’ya gideceğim... Sizin de yurt dışına çıkmanız gerekiyor... Böyle bir darbenin Başbakan olarak direkt hedefindesiniz...”

Erbakan, olayın ciddiyetinin farkına varmıştı...

Karşısında haberi getiren kişi, kendisi de “12 Haziran’da bir davete katılmak üzere Almanya’ya gidiyordu...”

O anda aklından şu geçti...

“12 Haziran’ı 13 Haziran’a bağlayan gece büyük olasılıkla gerçekten darbe olacaktı... Ya da ‘az bir ihtimal’ öyle bir psikolojik harekat yapılıyordu ki, bu yolla istenenler gerçekleştirilecekti...”

***


İki durumda da Erbakan için gelecek “karanlık” gözüküyordu...

Darbeyle veya psikolojik harekatla düşürülmesi halinde, kendisini “rahatsız bir gelecek” bekliyordu...

Ülkenin Başbakanı’ydı...

Başbakanken, “bir darbe yapılacak diye yurt dışına gitmesi” ve böylece itibarsızlaşması da isteniyor olabilirdi...

Tarihe geçecek, ancak bugüne kadar açıklanmadığı için tarihe henüz geçmemiş sözünü orada söyledi Erbakan:

“Beni bu memleketten hiçbir güç başka bir ülkeye götüremez... Burası benim memleketim... Gitmeyeceğim, burada kalacağım...”

***


Zor günlerdi...

Çok zor günler...

Aynı anlarda “darbe söylentileri”, Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’e de ulaşmaya başlamıştı...

Çiller’in Özel Kalem Müdürü Akın İstanbulluoğlu, Tansu Çiller’i aradı konudan haberdar etmek için onu:

“-Sayın Çiller, 12 Haziran’ı 13 Haziran’a bağlayan gece ihtilal olacağı söyleniyor... Kuvvetli emareler var ve durumun çok ciddi olduğu bildiriliyor...”

Akın İstanbulluoğlu telefonda konuştuğundan ve konuşmanın dinlendiğini bildiğinden çok dikkatli kelimelerle konuşuyordu...

O anda Tansu Çiller’den beklemediği bir cevap aldı:

“Sayın İstanbulluoğlu, ben Amerikan’ın Adana Konsolosu Elizabeth Shelton ile daha yeni konuştum... Konsolos bana, Amerikan’ın kesinlikle bir askeri müdahaleyi desteklemediğini, demokratik kuralların devam etmesinden yana olduklarını bizzat söyledi...Bu haber doğru değil...”

***


Tansu Çiller konuştukça, Özel Kalem Müdürü panikten tırnaklarını yemeğe başlamıştı...

“Ne yapıyordu telefonda Çiller böyle?.. Amerikan Konsolosu’yla yaptığı özel konuşmayı telefonda açıklıyordu... Dinleyenler bu özel görüşmeden haberdar olacaklar... Durum iyice karışacaktı...”

Çiller ise hiç oralı değildi;

“Mümkün değil, Akın Bey diyordu, Amerikalılar kesinlikle böyle bir şeye yeşil ışık yakmayacaklarını söyediler... Doğru değil bu haber...”

***


Telefon konuşması böyle bitti...

Akın İstanbulluoğlu “Ne yaptı şimdi Tansu Çiller?..” diyordu...

Oysa Çiller, kendisine ulaştırılan “darbe ihbarının” gerçek olduğunu farketmişti...

Amerikan Konsolosu Elizabeth Shelton ile yaptığı görüşmeyi özellikle özel kalem müdürüne telefonda söylemişti...

Çiller, özel kalem müdürüyle telefon konuşması bahanesiyle, telefonu dinleyenlere mesaj gönderiyordu...

“Amerikan Konsolosuyla görüştüm, Amerika bir askeri müdahaleyi kesinlikle istemiyor” diye...

Tansu Çiller bu mesajı özellikle dinlenen telefonda gönderiyordu ki, “darbe yapılmadan rafa kalksın...”

***


Başbakan Necmettin Erbakan “yurt dışına kaçmayacağını” kesin bir dille siyasetteki yol arkadaşına söyledi...

“Sen gitmek istiyorsan git” dedi, “Ben gitmeyeceğim...”

Ankara’da çok şey hazırdı...

O günlerde “darbe ihtimalini” tamamen ortadan kaldırabilmek için, Çiller Erbakan’dan Başbakanlık görevini kendisine devretmesini istedi...

“Askerler bana karşı değil, size karşı... Görevi bana devrederseniz, darbe ve müdahale ihtimali bertaraf olur...”

Koalisyonun iki ortağıydılar Erbakan’la Çiller...

Necmettin Erbakan’ın, görevi Tansu Çiller’e dönüşümlü Başbakanlık çerçevesinde devretmesi, darbe ihtimalini ortadan kaldırmak açısından iyi bir ara formül olabilirdi...

Erbakan görevin koalisyon ortağı Çiller’e devredilmesi için, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel‘e çıktı...

Başbakanlıktan istifasını verdi...

Görevi koalisyon ortağı Çiller’e vermesi için...

Kendisinden sonra en fazla milletvekili olan partinin genel başkanı olarak...

Erbakan da Başbakan Yardımcısı olacaktı Çiller’in hükümetinde...

Oysa Demirel, Erbakan’ın Başbakanlık’tan istifasını kabul etti...

Beklenenin aksine, hükümeti kurma görevini Çiller’e vermedi...

Mesut Yılmaz‘a verdi...

Erbakan Başbakanlık’tan oldu, Başbakan Yardımcısı da olamadan oyun dışında kaldı...

***


O günlerin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, bir konuşmasında şöyle diyecekti:

“Garnizonun kapısından döndük...”

Demirel askerin, garnizonun kapısına vardığını farkediyor...

Erbakan’ın, Çiller’e devredilmesi için bıraktığı görevi, Çiller’e vermiyordu...

Demirel yakın çevresine “böyle yaparak bir askeri darbeyi son anda önlediğini” söyleyecekti...

Darbeli veya darbesiz...

Sonuçta hükümet değişmişti...

Erbakan’ın 28 Şubat’taki ünlü MGK toplantısında korkup pıstığı söylenir...

Oysa bu tam olarak gerçekleri yansıtmaz...

Bir uzlaşma aradığı doğrudur...

Ancak görevi bırakıp gitmemiştir...

Erbakan’ın ölümü üzerine önceki gün Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner‘in sözleri tarihi derslerle dolu çok enteresan bir mesajdır:

“Necmettin Erbakan’ın vefatını büyük üzüntüyle öğrendim... Değerli bilim ve siyaset adamı olarak ülkemize yaptığı büyük hizmetler daima hatırlanacaktır...”

***


Ne acı bir tesadüf...

Bu sözler, 28 Şubat tarihli gazetelerde tam sayfa Erbakan fotoğraflarıyla yayınlandılar...

14 yıl önce, 28 Şubat günü MGK toplantısında “Erbakan’ın korktuğu ve pıstığı” yorumu yapılıyordu...

El salladığı vedası “herkesin ders alması gereken” doğru bir veda resmidir...

*****


15 YAŞINDAKİ ÇOCUĞA “BAKAN BABANI İKNA ETME GÖREVİNİ SANA VERİYORUM” DEMİŞTİ...

Almanca’yı bir Alman kadar iyi konuşan bir adamdı Necmettin Erbakan...

Hayatı boyunca, Beyaz Türkler tarafından pek sevilmedi, esprilere konu oldu...

“Kadayıfın altının kızarması” esprisi, “Uçak Sanayi kuracağız” lafının hayalsi iddiasının yarattığı etkiyle, sözleri ve tavırları çok ciddiye alınmazdı...

Oysa yarın anlatacağım, onunla yediğim “çok ilginç bir akşam yemeğinde” gözlemlediğim Erbakan, sapına kadar diğerleri gibi politikacı ve nezaketi elden bırakmayan bir insandı...

***


1975 yılında Birinci MC hükümetini kurmuştu, AP ve MHP’yle birlikte...

O hükümetin bakanlarından biri de Adalet Parti’li Gıyasettin Karaca‘ydı...

Oğlu Fatih Karaca o sırada 15 yaşlarındaydı...

Kabinenin diğer bakanlarının çocuklarıyla birlikte zamanını, Başbakanlık’ta ve parti genel merkezlerinde geçiriyordu...

Bir gün MSP Genel Merkezi’ndeyken 15 yaşındaki Fatih Karaca’yı, Genel Başkan Necmettin Erbakan‘ın çağırdığını söylediler...

Gencecik bir Kolej öğrencisiydi Fatih Karaca...

İşin ilginci diğer çocuklarla birlikte değil, yalnız başına çağırmıştı onu Erbakan...

***


Genç çocuk kendi kendine düşündü...

Niye çağırmış olabilirdi ki koskoca Başbakan Yardımcısı kendisini makamına...

“Gel bakalım Fatih” dedi makamına giren gence Erbakan...
“Şimdi sana çok önemli bir görev vereceğim... Bu görevi mutlaka yapmanı isteyeceğim...”

Fatih Karaca heyecanlanmıştı...

Ne isterse yapabilecek bir “önemli adam olma” haline girivermişti...

“Baban’ı” dedi, “48 saat içinde AP’den ayırıp, bizim partiye geçmeye ikna etmeni istiyorum senden...”

Babası Gıyasettin Karaca, Demirel’in Adalet Partisi’nin en önemli figürlerinden biriydi...

Bakanlık’tan sonra da yıllarca Grup Başkanvekilliği yaptı...

15 yaşındaki çocuğun bu istekle bütün kimyası altüst olmuştu...

***


Erbakan, oğlundan babasını, Adalet Partisi’nden kendi partisine geçmesi için ikna etmesini istiyordu...

15 yaşındaki Fatih Karaca, Erbakan’ın verdiği bu görevi ciddiye aldı...

Saatlerce düşündü ne yaparım ne ederim diye...

Sonunda şimdi rahmetli olan annesine gitti ve baklayı ağzından çıkardı...

-”Anne babamı ikna etmemiz gerekiyor...”

-”Hangi konuda oğlum?..”

-”Milli Selamet Partisi’ne geçmesi için...”

-”Nasıl ikna ederiz oğlum babanı parti değiştirmesi için...

Adalet Partisi’nden Bakan zaten baban...”

-”İkna etmemiz lazım anne...”

***


Anne çaresiz oğlunun isteği yerine gelsin diye babasıyla konuştu...

Elbette böyle bir şey mümkün değildi...

Elbette Erbakan da biliyordu bu isteğin gerçekleşmeyeceğini...

Ne ki bir şeyi daha biliyordu bu zeki ve kurt politikacı:

“İkinci kuşağı etkileyip, ele geçirmeye başlamıştı...”

Bu istekte bulunduğu 15 yaşındaki Fatih Karaca’yla, öldüğü ve Karaca’nın 51 yaşına girdiği düne kadar, 36 yıl boyunca hep yakın kaldılar...

Babası için verdiği görevle genç çocuğu kendisine çekmeyi başarmıştı Erbakan...

DİĞER YENİ YAZILAR