Dün geceki eylem senin için yapıldı CNN!..

Haberin Devamı

Acı içinde dağıtma operasyonunu izliyorum dün gece...

18 gündür süren gençlik eylemi, barış, demokrasi, özgürlükler adına, sivil direnişin verebileceği her mesajı verdi, sağlayabileceği her katkıyı sağladı...

Bu eylemlerin Türkiye çapında yarattığı etki sonunda;

Taksim’e Topçu Kışlası’nın yapılması projesi üç aşamalı mahkeme süreci bitene kadar rafa kalktı...

Mahkeme yürütmeyi durdurabilirdi ve zaten proje yürürlüğe girmezdi...

Aylar sonra üst mahkemeler projeye ‘evet’ deseler bile, konu referanduma ya da plebisite gidecekti...

***


Topçu Kışlası referandumdan evet çıksa ve yapılsa bile; bir kışla şeklinde inşa edilmeyecek, bir şehir müzesi halini alacaktı...

Atatürk Kültür Merkezi’nin yerine aynı ismi taşıyan daha büyük bir opera merkezi yapılacaktı...

Ayları bulacak mahkeme ve plebisit süreci “Topçu Kışlası kapısı ve Şehir Müzesi” kararı diye çıksa bile, Taksim’deki yeşillik yer değiştirerek, Müze’nin içinde replase edilecekti...

Sivil inisiyatif; “kentine, yaşam biçimine, demokratik haklarına” sahip çıktığını göstermişti...

Ülkenin bütün dikkatini üzerine çekmişti...

Sanatçılar, siyasetçiler, sivil toplum örgütleri temsilcileri, sendikalar aktif olarak eyleme katılmışlar ve sonsuz sivil destek vermişlerdi...

***


Eylemin nihayet bitmesi gerekiyordu...

Mesajın alındığı bizzat “Başbakan tarafından” kabul edilmiş; “ilk önerilenle son önerilen arasında dağlar kadar fark belirmişti...”

Dün öğlen olayları izleyen gazeteci arkadaşlarla konuştum...

Gezi Parkı’ndaki büyük çoğunluk, eylemi bitirmekten yanaydı...

Aklın yolu birdi...

Polisle karşı karşıya gelmek ve çıkacak çatışmalarda yeni ölümlere ve yaralanmalara davetiye çıkarmak mantığın alacağı şey değildi...

***


- “Bir çadırın kalmasında ve direnmesinde ısrar ederler var...” demişti o gazeteci arkadaş; “İkna olacak gibi gözükmüyor onlar...”

Gözükmüyorlardı elbette çünkü;

Olayları başından beri dakika dakika canlı yayında köpürten, “bütün dünya arkanızda, biz de canlı yayınla arkanızdayız siz devam edin” diye bilinçaltı mesaj veren CNN International gibi kanallar bunun için vardı zaten...

Gazetecilikte olayları izlemekle, olayları tetikleyip; tekiklediğini köpürtmek arasında çok ince bir çizgi vardı...

Birisi gazetecilik faaliyeti, diğeri ise provokatörlüktü...

***


- “Bu CNN’in canlı yayın aracının Hatay Reyhanlı’da ne işi var?.. Orada olay yok ki... Olayları tetiklemeye çalışıyorlar...” dediğim ilk günden beri, beklediğim gelişmeler an be an meydana geldi...

Haberciliği ve yayıncılığı bilen insanlar için sürpriz değildi bu gelişmeler...

Önce tertemiz gençleri, “daha fazla direnin, daha fazla direnin” diyerek “tarih yazdıklarına inandırır”, sonra infilak eden olayları, istediğiniz yörüngeye oturturdunuz...

Birileri bir şey söylerse, “Demokratik özgürlüklere karşı mı çıkıyorsun sen?..” diye eleştiri bombardımanı altında sesini kısardınız...

Kaç yüz kere görmüştüm bu provokasyonu kim bilir?..

***


Biri bana açıklayabilirse açıklasın şimdi;

Dün verilen sözlerden sonra hala Gezi Parkı direnişindeki ısrarın gerçek nedeni neydi?..

Gezi Parkı’nda ağaçlar sökülemeyecekti zaten...

Aylarca mahkemeler sonuçlanana kadar...

Topçu Kışlası inşaatı başlayamayacaktı zaten, yine aylarca mahkemeler bitene kadar...

Hiçbir şey yapılamayacaktı Taksim’e zaten... Plebisit ya da referandum her ne karın ağrısıysa yapılıp sonuçlanana kadar...

O zaman neydi dün gece “bitirilmeyen ve devam etmesinde yarar görülen eylemin” gerçek nedeni?..

Onu bulduğunuzda “provokatörler ve provokatif amaçlar da iyot gibi açığa çıkacaklar...”

AJAN PROVOKATÖRLER Mİ VAR ORADA?..

İlk gençlik günlerinden bu yana hiç değişmiyor olaylar ve provokasyonlar...

Haklı bir zeminde başlayan taleplerimiz, bir süre sonra olayların aldığı şiddet ve kavga görüntülerine esir olup, haklılığını ve sempatisini kaybediyor toplumun gözünde...

1 Mayıs 1977’de bir milyona yakın insan, Taksim’de işçi bayramını kutlamak üzere toplanacaktı...

***


O törenlere bir kesimin alınmayacağı açıklandı ve alınmayacak kesim de, “ben illa ki kendi pankartımın altında bu gösterilere katılırım” diye diretti...

- “Yapmayın etmeyin, provokasyon olacak, güzelim l Mayıs eylemi kana bulanacak...” yollu ne kadar laf edildiyse, iki taraf da dinlemedi...

Bir taraf onları almamakta, öteki taraf da alınmayan yere sonuna kadar girmekte diretti...

Sonunda 36 insanın öldüğü olaylar göz göre göre geldi...

***


Üzerinden 35 yıl geçtikten sonra, içerlerde yatmış çıkmış, kerli ferli koskoca insanlar hala tartışyorlardı, “provokasyon var mı yok mu?..” diye...

Herkes Gezi Park’ındaki gençlerin kendi inisiyatifleriyle son kararı aldığını sanıyor...

Oysa o gençlerin arasına kimlerin hangi provokatörleri ve ajanları soktuğunu kimse bilmiyor...

Siz böyle durumlarda en aktif ve militan lafları edenlerin, başka yerlerde gizli görevleri olan ajanlar ve provokatörler olduğunu bilmiyor musunuz yoksa?..

Uğur Mumcu’nun “Sakıncalı Piyade’sini okumadınız mı?” hiç...

12 Mart 1971 olaylarındaki provokasyonları anlatır Uğur Mumcu o kitabında...

Benim bu mütevazı hayatım ve gözlerim neler gördü neler?.. Gezi Parkı’ndaki gençlere bakmaktan ziyade kim var arkasında provokatör ona bakın...

Emin olun ajan kaynıyor oralar...



GAZETECİLİK Mİ NASIL BİR ŞEY O?..

Çocuklar arada bir ben gazeteyi okurken; köşemi ve resmimi görüyorlar...

- “Neden senin gazetede resmin var?..” diye soruyorlar...

- “Yazı yazıyor babanız gazetede...” deyip geçiştiriyorum cevabı...

Fark ediyorum ki en zor şey mesleğimi anlatmak onlara...

Objektif olma geçerliliğini yitiren, onların hayata egemen olduğu günlerde “ne olduğu deşifre olacak bir meslek maalesef gazetecilik...”

Dünyada güçlü finans kartelleri var...

Dünyayı ellerinde tutan büyük ve güçlü lobiler var...

Dünyaya egemen olmaya çalışan devletler ve onun gizli açık derin yapılanmaları var...

Gazetecilik faaliyeti esas olarak bütün bu derin ve güçlü yapıların “kullanımına açık” bir durum haline gelebiliyor bir anda...

***


İşin berbat tarafı; her olayda çıkarı zedelenen çevreler sizi karşı tarafın çıkarlarına alet olmakla suçlayıveriyorlar...

Sanıyorum çocuklarıma sadece şunu söyleyebileceğim;

- “Bir zamanlar kimselere kulak asmadan, kendi yüreğinin ve içinin sesiyle bir şeyler yapmaya çalıştı babanız... Sonra kimselere kulak asmadan gazetecilik yapmanın imkansız olduğunu bir şekilde anlattılar babanıza... O gün bıraktı babanız, kendisini ‘ben bir şeyler yapıyorum’ diye aldatmayı... Yazı yazıyor ve olayları yorumluyor şimdi... Simsarlar tarafından insanların aldatılmasını önlemeye çalışıyor... Sizinle değerli zamanlar geçirerek hayata olumlu katkılar yapmayı tasarlıyor...”

DİĞER YENİ YAZILAR