Dört türbanlı kadın milletvekilini izliyorum dün dakikalarca...
Tavırları mütevazı...
Kibirli değil...
Diklenmiyorlar...
Fakat Tayyip Erdoğan‘ın dediği türden “diklenmeden dik duruyorlar...”
Sakin ve vakurlar...
- “Kazandık işte, gösterdik gününüzü...” gibi bir tavırları yok...
Fakat mağdur ve mazlum bir tavır da sergilemiyorlar...
Herkes geçmiş dönemin “meclisteki türban çatışması görüntülerinden” eser kalmadığını söylüyor...
Doğru...
O görüntüler çok geride kalıyor...
Ancak kabul etmek gerekir ki kavgasız meclis görüntülerinin başarısı AKP’nindir...
11 yıldır iktidarda olmasına rağmen, türbanlı milletvekili meselesine hemen el atmadılar...
Adım adım şartları olgunlaştırdılar, toplumu hazırladılar...

Demokratikleşme paketini çıkarttılar...
Karşı çıkmanın “ezici çoğunluk için anlamsız hale geldiği” bir atmosfer yarattılar...
Bu olgunlaşmış ve hazırlanmış zeminin üzerine hamlelerini yaptılar...
Siyasi hamle o kadar ince ayarlanmış o kadar “fine tuninig” bir hamleydi ki;
Ortada “olay niyetine çıkartılacak bir provokasyon” kalmamıştı...
Öyle iyi tasarlanmıştı ki; meclise türbanlı giren kadın milletvekilleri, yıllardır gerginlik yaratmasın diye, seçim kampanyaları esnasında bile türbanlı görüntü sergilememişler, milletvekili yemin töreninde “türbanlı yemin etme” dayatmasında bulunmamışlardı...
Her şey toplumu “türban yasağının anlamsızlığına hazırlayarak”, zaman ve zemin oluşturularak gerçekleştirilmişti...
İktidar partisinin bu derece önemli ve radikal hamlesine “hiçbir muhalefet partisinin karşı çıkmaması ya da çıkamaması” bir siyaset başarısıdır..
Bu siyasi başarı AKP’nin ve onun kurmay heyeti ile bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ındır...
Muhalefeti bu olgun tavrından dolayı alkışlamak ise temiz, uzlaşmacı ve hoşgörülü bir demokrasi isteyenlerin temel görevidir...
GEZİ PARKI RUHUNUN PARLAMENTODAKİ SESİ; ŞAFAK PAVEY!..
Gezi Parkı olaylarını başından beri ikiye ayırdım...
Birinci kısımda;
Gençliğin doğal tepkisi vardı...
Yaşam tarzına müdahale edildiğine yönelik direnişi örgütlenmişti...
Özgürlüğü, çevreciliği, bireyselliği, kendi yaşam tarzını savunma içgüdüsü, kimseleri kendine karıştırmama duygusu ön plandaydı...
Organize olup olmaması önemli değil...
Sivil ve demokratik bir tepkiydi...
İkinci kısımda...
Başka amaçlar vardı...
Gençliğin doğal tepkisinin üzerinde tepinmek isteyenler, onu kendi ticari, siyasi ve uluslararası çıkarları için kullanmak isteyenlerin piyasaya çıktığı günlerdi...
Sivil iktidarı, kaos ortamıyla düşürmeyi amaçlıyorlardı...
Türkiye’yi yönetilmez kılmayı tasarlıyorlardı...
Bu haliyle yaşam tarzını, bireysel özgürlüğü, çevreciliği, kimsenin hayatına ve kendisine karışmaması isteğini savunan gençlik eylemini değil...
Polisle çatışmayı, sabahlara kadar korsan koyup illegaliteyi hortlatmayı, Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini önlemeyi değil, maskeli lastik yakma eylemleriyle hükümeti düşürmeyi amaçlayan, başka bir oyundu o...
Birinci kısımda gördüğümüz Gezi Parkı organize veya değil fark etmez, büyük çoğunluğun sempatiyle baktığı, gücü ve kirli oyunları değil, “sempatiyi, mağduriyeti ve naiviteyi” ön plana alan bir eylem ve ruhtu...
Arada geçen süre zarfında çok tanınmış bir politikacı bir akşam yemeğinde bana, “Türkiye’nin siyaseten aradığı ruhun Gezi Parkı’nın ilk günlerinde saklı olduğunu” söylemişti...
Gezi Parkı ruhunun temel özelliği, bu ruhun bir lideri, bir siyasetçisi, bir sembolü, bir temsili bulunmamasıydı...
O kadar ki Gezi Parkı eylemine katılan CHP’li milletvekilleri, Taksim’de fazla kalamamışlar, oradaki gençliğin önünde yürümekten kaçınmışlardı...
Dün Gezi Parkı ruhunun ilk kez parlamentoda temsil edildiğini gördüm...
Şu konuşmayı yapan genç kadın Gezi Parkı ruhunun aylar sonra parlamentodaki ilk sözcüsüydü:
- “Çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, Çamlıca Parkı’nın kuytularında sevgilisiyle öpüşen genç kıza özgürlüğünü Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum...”
- “AKP’nin başı açık vitrin vekillerinin emanet oyları gerçek sahibelerine geri verme zamanının gelip çattığını düşünüyorum...
AKP’yi iktidara taşımış asıl kadınlarının meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum...
Şu hakareti bütün haberlerde duydum...
‘Başımı açarak bir daha kirlenmeyeceğim...’
Bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir?..
İnanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?..
Bizi yok ettiğinizde gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız?..
Sivas’ta yakılan, Gezi’de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız...
Ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz...”
- “Meclis’te pantolon giymesi bir erkek vekil tarafından engellenmiş bir kadın vekil olarak konuşuyorum (kast ettiği erkek vekil sanıldığı gibi AKP’li değil)...
Olmayan bacağı erkekler tarafından siyaset sohbeti yapılan biri olarak bu konuşmayı yapıyorum...
Meclis’te Cemevi açmak için Diyanet’ten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum...
Bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum...
Biz çatışmıyoruz... Varolmak için direniyoruz...”
Satırbaşları bu olan konuşmanın sahibi genç kadın; Şafak Pavey‘dir...
Söylediklerine katılanlar olur katılmayanlar da...
Fakat bir nokta kesindir...
Şafak Pavey‘in söyledikleri “Gezi Parkı’nın bizzat ruhudur...”

