Haberin Devamı
Dün Eylül ve esasen Sonbahar bastırdı İstanbul’a...
Yağmur yağdı, rüzgar esti, gökyüzü gürledi...
Deniz dalgalandı, köpüklendi, tenhalandı, rengi koyuya kaçtı...
Balıkçı motorları küçük koylarına sığındı, ıssızlık hakim oldu...
Sonbahar gelmişti işte...
Erkenden çıktım evden...
Gazeteye geldim, yapılacak işleri sıraya koydum...
Çocukluğumdan gelen bir şartlanmayla sonbahar beni daha fazla çalışmaya itiyordu...
Tam yapılacak işleri sıraya koymuştum ki, “flaş flaş” diye geçilen haberi okudum...
Doğan Yayın Grubu’na bağlı şirketlere Maliye 3.76 milyar lira ceza kesiyordu...
Şok haber, kısa zamanda Türkiye’yi etkisi altına aldı ki ceza Cumhuriyet tarihinin en ağır cezasıydı...
Ben Maliyeci değilim...
Vergi kontrolörü hiç değilim...
Ama biliyorum ki sadece Türkiye’de değil dünyada bile 2.5 milyar dolarlık bir cezayı “nakit ödeyebilecek kapasitede bir işadamı” kolay bulunmaz...
Bir süre önce de 1 milyar dolar civarında bir ceza kesildi bu gruba...
Demek ki şu anda çok kaba bir hesapla 3.5 milyar dolar ceza geliyor Doğan Yayın Grubu’na...
Hepsi ve bütün yazarları değil, ama bu grubun gazetelerinin önemli bir kısmı iktidara muhalefet ettiler...
Bir yayın grubuna gelen 3.5 milyar dolarlık ceza, “Muhalif olmanın, basın yoluyla muhalefet etmenin bir bedeli midir”, bu soru dün herkesin aklındaydı...
Demokrasi muhalefetin muhalefet etme hakkının garantiye alındığı rejimin adı değil midir?..
Kendisine liberal demokrat diyen arkadaşlar bu son olay hakkında ne diyorlar bilmiyorum, ama ben Türkiye’deki demokrasi için endişelenmekteyim...
Burada yazı yazdığım için değil...
Bu o kadar önemli de değil...
Ve fakat, Avrupa Birliği’nin demokrasi standartlarının çok gerisinde nev-i şahsına münhasır bir garabet sistemimizin olacağından korktuğum için...
Bu cezalar, “Muhalefet etmenin bedelini ödüyorlar” diye algılanacaktır...
Gerçek öyle olsa da olmasa da...
Bunun ne tırpanlanacak olan yayın grubuna, ne Türk demokrasisine, ne de iktidar partisine getireceği hiçbir avantaj yok...
Kütlesel demokratik açılımlar, bireysel özgürlükleri ve medyanın muhalefet etme hakkını elinden almamalı...
Kürt meselesinde açılım, azınlık liderleriyle sorunları görüşme, darbeleri her ne pahasına olursa olsun engelleme, faili meçhullerin, siyasi cinayetlerin, suikastlerin kapısını aralama hareketleri, eğer muhalefete, basına, özgürce muhalefet etme hakkı tanınıyorsa anlamlıdır...
Özgür muhalefetin olmadığı, özgür açılımlar, sonuçta özgürlüğü sağlamazlar...
Türkiye’de geçmiş bütün askeri darbeler “Ülkede demokrasi kalmamıştı” gerekçesiyle yapıldılar...
1960’da Demokrat Parti’nin yöneticilerinin hapse atılması, Başbakan ve iki arkadaşının idamı ne kadar haksız ve utanç vericiyse, darbenin gerekçesinde yer alan “muhalefetin sesini toptan kısma” hareketleri de o derece düşündürücüydü...
1970’te Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı, onbinlerce gencin dramıyla sonuçlanan darbe, nasıl faşist bir darbe olarak tarihe geçtiyse, o darbe öncesi darbeye çanak tutan Baas tipi darbecilik girişimleri de hafızalarda iyi yer etmedi...
80’de, sendikaları yok eden, partileri kapatan, onbinlerce insanı işkencelerden geçiren, ülkeyi depolitize, insanları sessiz yığınlar yapmaya çalışan darbenin bugün yargılanması düşünülse de, öncesinde bir Cumhurbaşkanı’nı bile seçemeyen demokrasi oyununun aktörlerini tarih hiçbir zaman affetmedi...
Kısaca darbeler hep “demokrasinin rayından çıktığı” gerekçesiyle geldi...
Atatürk’ün bu ülkenin makus talihini değiştirdiğine inanan bir demokrat olarak, darbe gerekçelerinin arkasına sığınmam...
“Ne yapalım bak demokrasi rayından çıkmıştı yerine koymak için darbe geldi...” diyecek kadar demokrasiye bel altı vuruşlar da yapmam...
Ancak ve fakat, iktidarıyla muhalefetiyle, özgür yayın yapabilecek basınıyla Avrupa standartlarında bir demokrasinin dışına taştığı izlenimi verecek sapmalar ürkütür beni...
Bilmiyorum....
Fransa’da ya da Almanya’da iktidara muhalefet eden bir yayın grubuna 3.5 milyar dolar para cezası gelmekte midir acaba?..
“Büyük demokratik açılımlara” imza atmak istediğini söyleyen Başbakan, Türkiye’nin ve kendisinin imajına zarar verecek girişmelere “dur” demelidir...
Kirli oyunlar bir yana, özgür basın herkes için gereklidir...
Dün yağmur yağdı, rüzgar esti, gökyüzü gürledi...
Dün esasen Eylül ve Sonbahar bastırdı İstanbul’a...
Sabah saatlerinde hava hafif karardı...
Bulutlar sardı etrafı...
Dalgalar kıpır kıpırdı, deniz ise huzursuz...

