Haberin Devamı
Bayramı kutlanan Cumhuriyet hepimizin Cumhuriyeti’dir...
Kendisini en laik, en Atatürkçü, en Cumhuriyet’çi hissedenin de...
“Devlet laik olabilir... Ben Müslümanım...” diyenin de...
Milliyetçiliğin seslendirildiği bir ülkü ocağı karargahının da...
“Ana dil Kürtçe eğitim...” diyen bir Kürt sivil toplum örgütünün de...
Cumhuriyet Cumhur’u ne kadar geniş kapsarsa o kadar demokratikleşir...
Cumhuriyet, Cumhur’un değişik katmanlarını kadar ötelerse o kadar sıkışıp, oksijensiz kalır...
Sorun bir kutlama sorunu olarak gözüküyor...
Oysa sorun ‘ötelenme’ sorunudur...
Yıllarca türbanlı kadın Cumhuriyet’in içinde ‘öteki’ yapıldı...
Hiçbirimiz tam olarak fark etmedik ki, “bu insanların en temel hakkı, bir dogma uğruna elinden alınmaktadır...”
Cumhuriyet’te inandıkları gibi yaşayamayanlar, her Cuma sokaklarda haykırdılar, protesto yaptılar...
Onlara “planlı yapıyorlar” dedik...
“Bak AKP iktidara geldi... Türban serbest kalmadı ama protestolar tak diye sonlandı” diye niyet aradık...
Plan ve gizli niyet esas meseledir sandık...
Oysa mesele ‘plan veya gizli niyet’ değildi...
Mesele türbanlı genç kızın hayattan ve Cumhuriyet’ten ötelenmesiydi...
Bugün toplumun baskısı, sandığın zorlaması, hayatın dayatmasıyla türbanlı kadınla, devletin barışmasına tanıklık ettik ...
Cumhuriyet yıllar sonra türbanlıyla türbansızı buluşturan bir Bayram olarak kutlanmaya başladı devletin zirvesinde...
Ne ki bu sefer de, “en laiklerin, en Atatürkçülerin, kendini en Cumhuriyetçi görenler”in kendilerini Cumhuriyet’ten ötelenmiş hissettiği günlere uyandık...
Alternatif kutlama planlı mıydı, plansız mıydı, arkasında gizli niyet var mıydı yok muydu bu çok önemli değildi...
Toplumun bir zamanlar öteleyenleri şimdi Cumhuriyet’in içinde kendilerini ötelenmiş hissediyordu...
Alternatif Cumhuriyet kutlamalarının kitlesel boyut kazanması, kendi Cumhuriyet’inde ‘ötelendiği’ hissinin bir dışa vurumuydu...
Tıpkı bir zamanlar Cuma türban protestolarında bağıranların yaşadığı duygunun dejavusu gibi...
Şimdi onbinler kendilerini Atatürk’ün Türkiye’sinde ve Cumhuriyet’inde ‘ötelenmiş’ hissediyorlar...
Mesele bir kutlama meselesi değil...
Mesele bir ötelenme duygusu meselesidir...
Cumhuriyet Cumhur’un ne kadar büyük bir çoğunluğunu içine gönüllü alabilirse, o kadar fazla Cumhuriyet olur...
Ne kadar fazla insan aidiyet, ne kadar az insan ‘ötelenmiş’ hissederse Cumhuriyet, o kadar çok demokratik, o kadar çok sevecen, o kadar çok bizim olur...
Mesele bir laik-muhafazakar meselesi olarak görülse de ilgisi yoktur...
Mesele bir ‘ötelenme’ daha doğrusu ‘ötelenmeme’ meselesidir...
Ötelenme, öğrenim hakkı elinden alınan türbanlı, Diyarbakır hapishanelerinde işkence tezgahlarından geçen Kürt siyasetçi, Anıtkabir’e yürüyüp Atatürk’ün naaşının önünde huzur bulan Atatürkçü ve laik bir Cumnhuriyetçi, Sivas’ta yakılan Alevi, türbanıyla Çankaya Köşkü’ne giremeyen hanımefendi için aynı ‘incitici’ duygudur...
Cumhur’un bütünü, kendi Cumhuriyet’inde ötelenmezse, Bayram’lar Cumhuriyet olur...
Cumhuriyet de Bayram...
TAYYİP ERDOĞAN’IN ALMANYA GEZİSİNE DİKKAT!..
Tayyip Erdoğan’ı Almanya’da Berlin Büyükelçiliği’nin yeni binasını açarken canlı yayında izliyorum...
Konuşmasını dikkatle dinliyorum...
Dikkat ediyorum bir Alman var Erdoğan‘ın konuşmasını zaman zaman alkışlayarak pür dikkat dinleyen...
O kişinin Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle olduğunu öğreniyorum...
Gazeteciliğimin kesintisiz ilk 11 yılını uluslararası olayları izlemekle geçirdiğimden, ‘diplomasiye’ karşı bir bıkkınlığım vardır...
“Çok fazla şatafatlı söz, az icrat sanatıdır, diplomasi...”
Bana zamanında epey bıkkınlık verdiğinden, fazla ilgilenmem...
Ancak Tayyip Erdoğan ve Almanya gezisi çok önemli, çünkü;
1) Almanya, yıllardır Türkiye’nin içinde AKP muhalifi güçlere destek veriyor...
2) Bu desteğinden dolayı Türkiye-Almanya ilişkileri yıllardır gizli bir ‘hesaplaşmanın’ cenderesinden geçiyor...
3) Hükümet PKK’dan, Ergenekon davasına kadar, Almanya’nın hep ‘karşısında’ durduğunu hissediyor...
4) Avrupa Birliği üyeliğinin kesintiye uğramasının temelinde, AKP’nin Avrupalılaşma amacından vazgeçmesi yatmıyor...
4) Almanya’yla tarihi ittifakın ağır sekteye uğramasından ve Almanya’nın Avrupa Birliği üyeliğimize en büyük blokaj olmasından kaynaklanıyor...
5) Hükümet, Almanya engelini aşmadan Avrupa Birliği’ne üyeliğin mümkün olmadığını biliyor...
Buna karşın Almanya’yı ikna edecek politikaların, kendi çizdiği stratejik rotaya uygun düşmediğinin de farkında...
6) Tayyip Erdoğan’ın Alman Başbakanı’yla görüşmesi, onu ilgiyle ve alkışla dinleyen Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin coşkusunu gördüğümden olayın nereye varacağını çok merak ediyorum...
7) Tayyip Erdoğan’ın Alman Başbakanı’yla yaptığı zirve, Türkiye’de yerinden oynayan bütün ‘iri taşların’ kaderini de belirleyecek...
8) O taşlar medyanın önemli taşlarını da yakından ilgilendirecek...
9) Almanya buluşmaları, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olup olmayacağından, Türkiye’nin iri ve büyük medya taşlarının geleceğine kadar bir dizi önemli gelişmeyi beraberinde getirecek...
Dikkatle izleyin...
Haberin büyüğü burada yatıyor...
KÜRTAJA ZORLANAN SPİKER ‘İŞADAMININ ŞANTAJINI NİYE KABUL ETTİ?..’
Ali Eyüpoğlu iki gün önce Milliyet’teki köşesinde kahramanlarının adını vermediği büyük bir habere imza attı...
İddiaya göre, sporculuğuyla ünlü bir işadamı, ünlü bir spikerle birkaç aylık bir ilişki yaşamış ve bu ilişkiden spiker hamile kalmıştı...
Ünlü spiker çocuğunu doğurmayı düşünürken, evli ve yetişkin çocukları olan işadamı, ona bir teklif götürmüştü...
- “100 bin dolar vereyim... Kürtaj ol, doğurma ve bu meseleyi kapatalım...”
Ünlü spiker babasının doğumunu istemediği bir çocuğu dünyaya getirmeyi yanlış buldu ve 100 bin doları da alarak teklifi kabul etti...
Ancak işadamı ilginç bir çekim yapmıştı...
Gizli kamerayla parayı veren adamların spiker parayı alırken, ‘sana bebeği kürtaj ettirmen için 100 bin doları veriyoruz’ sözlerini kayda almıştı...
Spiker kürtaj oldu ve olayın kapandığını sanırken, işadamından bir mesaj aldı...
- “Gizli kamera çekimi yapılmıştı ve eğer aldığı 100 bin doları iade etmezse, bu kaset sızdırılacaktı...”
Haberi okuduğumda, gizli kasetin “spiker kadın üzerinde neden bu kadar ağır bir yaptırım içerdiğini” anlamamıştım...
Olayı yakından takip eden dostuma; “Yayınlayın kaseti deseydi ya spiker... Niye şantaja boyun eğdi ki?..” dedim...
- “Yayınlanmasını göze alamazdı” dedi dostum... “O zaman 100 bin dolar karşılığı kürtaj olmayı kabul ettiği ortaya çıkacaktı... Bu da mesleğine çok zarar verecekti...”
Elbette tartışılır...
Davranış etik değil...
Ancak babasının doğumunu istemediği bir bebeği nasıl doğuracak, nasıl bakacak, nasıl yetiştirecekti ki spiker?..
Bunun karşılığında aldığı “hediye” doğru değil... Ancak, yine de böyle kirli bir oyuna ‘evet’ demek kolay olmasa gerek...

