Çok üzecekler seni... Aklına o zaman geleceğim...

Bu ölü toprakların üzerinde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir...

Sabahattin Ali

***

Bir çiçeği öldürebilirsiniz...

Ama baharı öldüremezsiniz...

Che Guevera

***

Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim...

Yusuf Atılgan

***

Üzecekler; çok üzecekler seni...

Aklına o zaman geleceğim işte...

Cemal Süreyya

***

Annesinden dayak yediği halde, yine “anne” diye ağlayan bir çocuktur aşk...

Cemal Süreyya

***

Kimsenin karnında açlığı;

Ayağında yalınlığı...

Sırtında çıplaklığı kalmasın diye, ömrümüzden bir parça vermek...

Hepsi bu...

Ahmed Arif

***

Sen aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin...

Ahmed Arif

*****

DAHİ ŞAMPİYON BOBBY FİSHER’IN HAYATI...

Pazar günü, sinemalara göz gezdiriyorum...

Ayşe Nazlı “Şah Mat” isimli bir filmin vizyonda olduğunu söylüyor...

Gündem o kadar ağır konularla, altüst oluyor ki, “vizyona gireceğini bildiğim, dört gözle beklediğim filmin vizyona girmiş olduğundan, Şah Mat ismini taşıdığından bile haberdar olamıyorum...”

***

-“Bobby Fisher’la, Boris Spassky arasındaki dünya satranç şampiyonluğu maçı” diyor Ayşe Nazlı...

Kalbimin küt küt attığını hissediyorum...

Ayşe Nazlı’nın; filmi anlatırken söylediği Reykjevik’teki dünya satranç şampiyonunu belirleyecek maç, benim 14 yaşımda hayatımı etkileyen, kare kare, pozisyon pozisyon nasıl gittiğini bildiğim, satranç tahtası üzerinde defalarca oynadığım, onlarca kez Fisher, onlarca kez Spassky’nin taşlarıyla hamle yaptığım, 25 maç üzerinden, haftalarca devam eden bir satranç düellosu...

***

O günlerde sosyalist Sovyetler Birliği, Marksizm ideolojisi nedeniyle entellektüel bir milleti, Amerika ise azgın kapitalizm nedeniyle, yozlaşmış, dejenere olmuş bir kültürü temsil ediyor...

Satranç bir zeka ve düşünce oyunu olduğundan, Sovyet satranççılar, dünya satranç şampiyonluklarına tekel koymuş durumdalar...

***

Amerika ile Sovyetler Birliği arasında Soğuk Savaş dönemi, tüm şiddetiyle devam ediyor...

Amerikan dahisi Bobby Fisher’ın daha 14 yaşında Amerika Şampiyonu olmasıyla; Amerika Sovyetler’e karşı “zeka, düşünce ve entellektüel sporu olarak bilinen satrançta varolan ezikliğini tersyüz edebileceğini” düşünüyor...

Böylece “kapitalizmin; sosyalizm karşısında beyinsizlerin birbirini yok ettiği bir rejim değil, dahileri çıkartan ve komünizmden çok daha mükellef bir düzen olduğunu ispatlamaya çalışıyor...”

***

Bobby Fisher bu amaca hizmet edecek...

Babasından ayrılan annesinin erkek arkadaşı komünist Bobby Fisher’ın...

Annesi ise Musevi...

Bobby Fisher; satrançtan başka bir şey düşünmeyen, içindeki tüm sorunları satranç üzerinden çözmeye çalışan obsesif bir çocuk...

Annesinin babasından sonra beraber olduğu sevgiliye ve dolayısıyla annesine duyduğu tepkiyle, hayatı boyunca Museviler’den ve komünistlerden nefret ediyor... Obsesif kişiliğiyle onların kendisine komplo kurduğuna inanıyor...

Çok üzecekler seni... Aklına o zaman geleceğim...

*****

ZEKASIZLIĞA VE VASATA KARŞI, FİSHER’IN NEFS-İ MÜCADELESİ...

Psikolojik sorunları olan dahi çocuk Fisher’ın dünya şampiyonu Rus Boris Spassky karşısındaki dünya şampiyonluğu maçını işliyor Şah Mat filmi...

Her maçı, maçın arkasındaki psikolojik savaşı, Amerika ve Sovyetler Birliği’nin satranç üzerinden giriştikleri dünya çapındaki rejim savaşını muhteşem bir kurguyla anlatıyor film...

Ben ise 1972 yılında dünya satranç şampiyonasında Fisher’la Spassky arasındaki 25 maçı izlerken, gözyaşlarına boğuluyorum, tek başına olduğum sinema salonunda...

Benden başka kimsecikler yok salonda;

Hafta başında; 1972’deki dünya satranç şampiyonasının trajik öyküsünü izleyen...

***

Ben ise büyük bir coşkuyla izliyorum...

O öyküyü 42 yıl önce şampiyonadan bir yıl sonrasından başlayarak, kitabın üzerinde yıllarca yaşamış, şampiyonların oyunlarını defalarca tek başına karşılıklı oynamış...

14 yaşının gençliğinde Fisher’ın ve Spassky’nin oyunları üzerinden satrancı öğrenmiş...

Bobby Fisher’ın satranç ustalığına öykünerek büyümüş bir gencim...

Filmi izlemiyorum...

14 yaşımı yaşıyorum aslında...

Hayallerimi...

Zekaya duyduğum saygıyı...

Vasata karşı kayıtsızlığımı; Zekaya karşı coşkumun; dünyanın en genç satranç şampiyonu ve büyük ustası Bobby Fisher’la başladığını fark ediyorum Şah Mat filmini izlerken...

***

Sonrası...

Filmin sonrası daha acıklı...

Ama hayatın daha acıklı olan yerlerinde ağlamıyorum...

Tıpkı kendi hayatımda olduğu gibi...

Hayat acıklıyken ağlayamıyor insan; savaşıyor...

O günler geçtikten çok sonraları...

Bir yerlerde o günleri tekrar yaşadığında boşalıveriyor insan...

Bir sinema salonunda karanlıkta, muhtemelen yalnızken ve sessiz sedasız...

Sessizce ağlıyor insan...

Vasata ve zekasızlığa karşı “nadide bir zekanın nefs-i mücadelesini izlerken...”

*****

FUTBOL BAZEN BİR MİLLETİN KADERİNİ DEĞİŞTİRİR...

Futbolu küçümseyenler; bu sporun kitleleri uyuşturduğunu iddia ederler...

***

Futbolu küçümseyenler; bir topun peşinden koşan 22 adamın, neye hizmet ettiğini bir türlü anlayamadıklarını söylerler...

***

Futbolu küçümseyenler; on milyonlarca dolar tutan futbolcu bonservislerinin; kapitalizmin sömürü düzeninin bir parçası olduğunu öne sürerler...

***

Futbolu eleştirenler; bunca paranın futbolculara, teknik adamlara, bir bütün olarak futbol sektörüne niye akıtıldığını bir türlü anlayamadıklarını ileri sürerler...

***

Dün gece bu iddiaları dile getirenlerin hepsi söylediklerinin ne kadar kof ve geçersiz olduğunu, “futbolun ne olup ne olmadığını” anlıyorlar...

***

Futbol; bazen bir milletin kırılan gururunu, acı içinde kıvranan talihini, hüzünlere gark olan acı kaderini değiştirir...

***

79 milyonluk bir ülkeye, yurt dışında yaşayan on milyonlarca soydaşına; “sen yıkılmazsın, ayakta kalacaksın” dedirtir futbol bazen...

***

Dün gece Türkiye A Milli futbol Takımı;

“Bu ülkenin, hiçbir şart altında yok olmayacağını...

En umutsuz zamanında kazanacağı mucize bir zaferle ayağa kalkacağını...

Yeniden dirilerek yepyeni bir başlangıç yapabileceğini gösterdi...”

***

Fransa’daki Avrupa Şampiyona’sına gitmeye hak kazanılan bu zafer; en umutsuz zamanlarda alınan; futbolun değil, Türkiye tarihinin en önemli zaferlerinden biridir...

Mazrufun değeri; zarfın albenisinden çok daha kıymetlidir...

DİĞER YENİ YAZILAR