“Çocukluk aşkımın gözleri bekaretini yitirmişti”

Reha Muhtar ile Buluşmalar - Eylem Doğan

Haberin Devamı

“Bazen ilk görüşte bilirsin o insan senin kaderindir, bazen bir ömür
ararsın bulunmaz” İşte içimizde bir yerlerde eksikliğini duyduğumuz, aradığımız “O kişi” değil mi bizi ağlatan...
Ya da gözlerimizin içine aşkla bakarak “Sen nerdeydin şimdiye kadar”
diye sarf edilen sözler değil mi içimizdeki aşk özlemini arttıran... O ilk
masum heyecanlar, o çocukken yaşadığımız tertemiz aşklara duyduğumuz hasret değil mi içimiz burkularak gözlerimizden yaşlar süzülmesine
neden olan... Evet “Aşk tesadüfleri sever” filmini izleyenler, itiraf edelim hemen hepimiz ağladık... İşte bu hafta Reha Muhtar’la çocukluk
aşklarından başlayıp günümüzdeki aşklara yelken açtık...

* Filmi izlerken sanırım hepimizin aklından çocukluk aşkımız, aşklarımız geçmiştir. Deniz ve Özgür’ün o minik kalplerinin çarpışını izlerken kendi minik kalbimiz gelmiştir aklımıza... Çocukluk aşkları daha mı saf ve temiz?

Aşkın kendisi saf ve temiz... Çocukluğundaki saflığını ve temizliğini koruyorsan altmış yaşına da gelsen, yaşayacağın aşk saf ve temiz oluyor... Ne ki, zamanla kirlenen aşklar değil, insanlar...
İnsanların aklına hesap giriyor, çıkar giriyor, para giriyor, konum giriyor, statü giriyor, gelecek kaygısı, günü rahatlatma arzusu giriyor. Böylece aşk; aşk olmaktan çıkıyor, çocuksuluğu bitiyor, büyüyor ve kirleniyor...

* İlk kez büyük kıvranmalar yaşar, ilk kez yüzü kızarır insanın. Sanki hiç bitmeyecek gibi sanki hiç başkasını sevemeyecek gibi hisseder ya insan. İşte bu saf, tertemiz, kirlenmemiş, çıkarsız yaşadığımız duygular dertsiz hayatımızın derdi o zamanlar...

Ben hiçbir aşka bitecekmiş gibi başlamadım ki... Hiçbir aşkı yaşarken, bir gün gelir başkasını severim demedim ki... Çocukluk aşkı dediğin şey aşkın kendisi Eylem...
Sonrakiler eğer bu özellikleri barındırmıyorsa, aşk değil hesap... Bir insan 40 yaşında aşık oldu mu şöyle mi diyor yani; “Şimdi aşığım ama bu biter, 45’imde de başkasına aşık olurum...” Onun dediği aşk değil, “Şimdi bununla beraberim... Bu biter 45’imde de şununla beraber olurum...”dur... Bunun adı aşk değil, hesaplı, formüllü bir matematik... Aşkın hesabı olmaz...
Olmadığı için güzel ve sihirlidir zaten... Sen hiç “sihirli” bir hesap makinesi gördün mü? Düz ve ruhsuzdur hesap makineleri... Bir yerde unutsan ve kaybetsen üzülmeyeceğin nadir eşyalardan biridir... Çünkü hesap makineleri de hesaplar da duygusuz ve ruhsuzdur...

* Ben çocukluk aşkımın ismini her yerde görmek istediğim için oturduğum sıranın üzerine yazmıştım defalarca, sonra veli toplantısında ne hikmetse annem benim sırama oturmuş ve eve geldiğinde bana öyle kızmıştı ki sanki dünyanın sonu gelmiş gibi hissetmiştim.
Şimdi gülüyoruz tabii annemle buna. Siz çocukluk aşkınıza söylemiş miydiniz duygularınızı yoksa sıra üzerlerine kazıdığınız platonik bir aşk mıydı?

Ne de ürkütmeden, kendini anlatırken inceden inceye soruyorsun, en damar soruyu?.. Keşke sana bu kadar gazeteciliği öğretmemiş olsaydım... Neyse o geçti...
Bu şansım yok artık... Çocukluk aşklarına duygular söylenmez, gösterilir... Aşık olduğunu söylemezsin, gösterirsin... Ancak çocukluk aşklarının erkekler için yaşattığı bir hayal kırıklığı vardır genelde...
Eğer aynı sınıftaysa ilk aşkınız, “İlk bir iki yıl aşık birbirinize aşık devam edersiniz... Sonra kız çocuk erkekten çabuk büyür... daha önce ergen olur... 11 yaşındaki kız çocukla 11 yaşındaki erkek çocuk aynı değildir...
Benim çocukluk aşkım on yaşında başladı, iki yıl devam etti, 12 yaşına geldiğimizde, o daha büyük sınıflardaki çocuklara ilgi göstermeye başladı... Biz aynı sınıftaydık, küçük kalmıştım onun için... O zaman anladım ki, “Hayatın getireceklerinden altüst olup yıkılmayacaksın... Bir kadına da çok güvenip yönetebileceğin vehmine kapılmayacaksın...
Belki de o günlerden kaldı bende... Ben kadınlara ilk hamleyi yapıp “Sana aşığım demem...” İkincisi başıma ne gelirse gelsin kadınlardan yana sukunet ve tevekkülle karşılar “Olur bunlar” der geçerim...
Bir ilişkinin başında ve sonunda sukünette ve sakinim... Hayat öğretiyor işte...

* Filmi izlerken acaba karşılaşsam bunca yıl sonra çocukluk aşkımla ne hissederim diye düşünürken bile yüzüm kızardı, ne tuhaf onca yıl geçmesine rağmen insan o duyguları o anki haliyle yaşıyor. Siz yıllar sonra karşılaştınız mı çocukluk aşkınızla ya da karşılaşsanız ne hissedersiniz sizce?

İkisiyle karşılaştım... Konuşmak istedim... Konuştuk yine samimi samimi... Ama ben onlarda sanki bir “suçluluk hali” hissettim gibi...
Sanki “çocukluk aşkının sürmemesinin nedenini kendileri olarak görüyorlardı...” Belli belirsiz bir kaçış vardı hallerinde... Yeniden başlar mıydı?..
Hayır... Bu kez ben onlarla bir aşka başlamazdım... Çünkü ben onları, evlendikleri kocalarından yaşadıkları sevgililerden çok önceleri, en naif halleriyle tanımış ve aşık olmuştum... Şimdi o kalpler aşklar yaşamış, hayal kırıklıklarıyla kırılmış, parlayan o güzler gölgelenmiş, hayat yorulmuştu... İlk çocukluk aşkım olmasalar, ilk kez görsem onları belki bir aşk yaşayabilirdim... Ne ki, ben onların gözlerinin parıl parıl parladığı, hem de benim için parladığı 11 yaşlarındaki hallerini biliyordum...
Artık çok geçti onlar için... Vücut önemli değil... Ama gözleri bekaretini yitirmişti...

* Filme geri dönecek olursak tamam filmde bence de fazla tesadüf, belki fazla ajitasyon, sizin geçen günkü yazınızda söylediğiniz gibi fazla matematik vardı ama o kadar kişinin bunlara takılmayıp gözlerinden yaşların süzülmesi kimi zaman aşk adını versek de hızla tükettiğimiz ilişkilerden ve bunların bıraktığı lezzetsiz tattan kaynaklanmıyor mu? Tüm benliğimizle hissetmek istediğimiz aşkı özlememizden kaynaklanmıyor mu?

Senin fena halde aşık olma zamanın gelmiş Eylem...
Soruları öyle soruyorsun, filmi öyle bir izlemişsin ki, ancak fena halde aşka özlem duyan insan, bu soruları böyle sorar, o filmde bu kadar ağlar...

* Yıldırım Gürses’in bir şarkısı vardır hani çocukluk aşkıyla ilgili onunla bitirmek istiyorum sohbetimizi ve isteyen herkese doya doya yaşayacağı, her anından keyif alacağı aşklar dileyerek. Siz ne söylemek istersiniz Sevgililer Günü’nü kutlayan aşıklara ya da Sevgililer Günü’nü kutlayamayan yalnızlara...

Verilen ilk mektuplar yeminler, ilk sözler
Mazide kanatlandı yakan gözler
O bakış ki götürür
Beni yıllarca geri
Hatıramda canlandı aşkımın gülleri
Gelmez o günler
Dönmez o günler
O günler mazide kaldı hep
Madem bir şarkının sözleriyle sonlandırıyorsun sorularını... Ben de bir şarkının sözleriyle bitireyim yanıtlarımı:
Salim Dündar’ın Aynalar’ıyla...

Harmanım ben harmanım
Kırk satırlık fermanım
Yok dizinde dermanım

Eyletmen beni
Söyletmen beni
Ağlatman beni
Aynalar aynalar

İster anam darılsın
İster babam darılsın
Vuran elim kırılsın

Hüznüm sizde görünür
Saçım beyaz örülür
Yaşarken de ölünür

Söyletmen beni
Ağlatman beni
Aynalar aynalar

Yüzümde hep çizgiler
İçimde hep ezgiler
Uçup gitti seneler

Eyletmen beni
Söyletmen beni
Ağlatman beni
Aynalar aynalar

DİĞER YENİ YAZILAR