Çocukluk arkadaşı...

Haberin Devamı

Dün bir çocukluk arkadaşım arayıp Bodrum’a geldiğini söyledi...

Üniversiteyi bitirince Amerika’ya gitti, bir daha da dönmedi; Boston’da yaşıyor...

Karısı ve çocuklarıyla Türkiye’ye geldi...

Kızı 16 yaşında...

Onu en son 1995 yılının Ocak’ında evlenirken görmüştüm...

Ayağım kırılmıştı, alçıdaydı; Ankara’da bir otel odasından TRT’ye Ateş Hattı programını yapıyordum...

Değnekle Anadolu Kulubü’ndeki evlilik törenine yetişmeye çalışmıştım...

Şimdi o evlilikten olan iki güzel çocuğu ve eşiyle karşımdaydı...

16 yaşındaki kızı Bodrum’un gece hayatını görmek istiyordu...

Eşi, ““Artık yaşlanmış gibi davranıyor”” diyordu, “Bizi yeni yerlere pek götürmek istemiyor...”

Oysa dünyayı altına üstüne getirdi o bekarlık yılarında...

Dur durak bilmezdi, 37 yaşında zar zor evlendirdi annesi onu...

Şimdi kızını, oğlunu sakınıyor gece hayatından, dışardaki tehlikeli dünyalardan...

- “Keşke bizim yaşadıklarmızı yaşamasalar...”” diyordu...

***


İnsan kendisine reva gördüklerini çocuklarına göremiyor...

Kendi başına gelenlerden gocunmuyor da...

““Çocuklarımın başına gelmesin...”” diye hayıflanıyor...

Arkadaşım gece kulüplerine gitmesin diye sakınıyor çocuklarını...

Ben de konuşurken “Aman gazeteci falan olmasınlar” dedim...

- “Tenis yapsınlar, basketçi olsunlar, sporcu olsunlar sanatçı olsunlar... Fakat ne işleri var gazeteci olacaklar... hayat boyu tehlikeli coğrafyada, tehlikeli sularda sörf yaparak geçirince madalya mı takacaklar onlara ki?..”

***


İnsan çocukluk arkadaşıyla karşılaşınca, ister istemez hayatını sorguluyor...

Neler yaptım, neyi ne kadar yaptım?..

Çetin Altan “hayat bir göle benzer” demişti, “Suya girdiğinde karşı kıyılara hiç ulaşılmayacak kadar uzakta görünürler sana... Yarısını geçtikten sonra, inanılmaz bir hızla karşı kıyıya doğru yüzmekte olduğunu görürsün... İstemeden hızla karşı kıyıya doğru yüzüyorsundur... Karşı kıyının aslında ne kadar da yakın olduğunu fark ettiğinde hüzünlenirsin...””

Oysa ben dün hüzünlenmedim...

Çocukluk arkadaşımla konuşurken yeni hayallere yelken açtım,

yeni hülyalara daldım...

Onunla konuşurken, ruhuma süzülen hayaller, kalbimi yeniden

kıpır kıpır eden hülyalar bana ilk gençlik yıllarımı hatırlattılar...

Hiç yaşlanmadığımı fark ettim ve gençleştiğimi hissettim...

O fark etti mi bilmiyorum, fakat çocukluk arkadaşım bana “bir hediye gibi yeni hayaller, yeni hedefler” sundu ve gitti...

Hayat yeniden başlıyor galiba...

*****


Kazanılan zaferlerden değil, yaşanan karşılıksız sevgilerden mutluluk yadigar kaldı...

Nice zaferler, nice yenilgiler yaşadım kişisel hayat serüvenimde...

Çocukluk arkadaşımın gelmesi beni geçmişe, zaferlerime, yenilgilerime, kişisel tarihimin nirengi noktalarına götürdü dün...

Ne enteresan...

En büyük zaferleri kazandığımı düşündüğüm günlerden, büyük mutluluklar yadigar kalmamış hayatımda...

Karşılıksız sevgilerin verildiği günlerden, nahif tevazuların yaşandığı saatlerden, çocukluk rüyalarının hayalleştiği anılar, mutluluk kumbarasından
bir demet gül gibi bana bakmaktalar...

***


“Kendimizin ne kadar yenilmez ve kudretli olduğumuzu zannettiğimiz” günlerin mutluluk getirdiğini düşünürdüm...

Oysa geçmişi irdelediğimde, o günlerin değil, sevgiyi paylaştığım, sevgiye sahip olduğum ‘egonun zaferler ve yenilgilerde dolu dünyalarından çok uzaklarda’, kalbimi ve ruhumu açtığım saatlerde mutlu olduğumu fark ediyorum...

Geçmişten yadigar kalan mutluluk saatleri, aslında belli ki mutluluğun da tarifleri...

Geçmiş geleceğe rehberlik ediyor...

Geçmiş mutluluk saatleri, gelecekte nasıl mutlu olunacağının formülünü veriyor...

Egolarının duvarları arasında,geçici zaferlerle mutlu olduğunu sanan insanlar ne kadar da komik ve zavallı geliyorlar bana artık...

***


Sezen’in o muhteşem şarkı sözleri geliyor aklıma:

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım bu yüzden
Bu yüzden kendimi önemli zannetmem
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim
Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az
Yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengarenk
Geçici oyuncak zaferler
Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az
Yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengarenk
Geçici oyuncak zaferler
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım
Gururum bu yüzden
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem
Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az
Yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengarenk
Geçici oyuncak zaferler

***

Oysa ben artık büyüdüğümü fark ediyorum...

Artık geçici oyuncak zaferlerin beni mutlu etmediğini hissediyorum...

Kalıcı mutlulukların, şatafatlı dünyalardan değil, yalın, sade,samimi ve nahif duygulardan geçtiğinin bilincindeyim...

Çok zamandır egomu kendim olarak görmüyorum...

Egomun ötesinde, çok derinlerde ruhumun, kimliğimin, varlığımın ve bütünlüğümün olduğunun farkındayım...

Egosantrik mücadelelerden geçmek değil artık amacım...

Hayata yapılan, katılan değerler ilgilendiriyor artık beni...

***


Onun için de mutluyum...

Huzurluyum...

Ruhumdaki taşınmaz yükleri üzerimden atmış gibiyim...

Denizin dalgalarının sahile vuran hışırtısını duyuyorum şimdi...

O dalgalar her zaman vardılar...

Ancak şimdi huzur veren hışırtılarıyla hayatıma egemen oluveriyorlar...

Bir şeyi duyabilmenin yolu, kulağını ona vermekten
geçiyor...

Denizin dalgalarının sahile vuran hışırtısı, evrenin
ışıltısı gibi...

Sönmesin ruhumuzdan o ışıltı...

GÜNÜN SÖZÜ

'Yaşamdan kimesenin kimseyi sorumlu tutma hakkı yoktur!..
Herkes kendi kapasitesini kullanmanın sonuçlarını yaşayacaktır!..'
(Ahmet Hulusi Dosttan Dosta kitabından)

DİĞER YENİ YAZILAR