* Küçücük bedenleriyle pek çok çocuk yarın ilk kez okula başlayacak. Artık okullu oldukları için kendilerince büyümüş olacaklar. Neredeyse kendileri kadar olan çantalarını takıp ilk kez anne babalarının dizinin dibinden ayrılacaklar. Siz nasıldınız ilkokula başladığınızda heyecanlı, ürkek ya da hevesli mi? Ne söylemek istersiniz o minicik yüreklere ve belki de bunu onlara okuyacak anne babalarına?
Çocuklarımın gözlerinin içine bakıyorum... Onlara bakarken, çocuklarımı hiçbir zaman ‘kendi öğrenciliğimdeki gibi yetiştirmemeye, o korku dolu okul psikozuna sokmamaya” yemin ediyorum... Artık çocukluğumdaki okullarla, öğretmenlerle, eğitim sistemiyle, eğitmenlerle yüzleşmenin zamanı geldi. İlkokul birinci ve ikinci sınıftaki Çankaya İlkokulu hariç, bütün Kolej yıllarından hatırladığım, sınav heyecanı, zayıf mı alacağım korkusu, derse kaldırılır bilemezsem hoca fırçalar mı korkusu, terleyen avuç içi, titreyen yürek ve bozuk bir psikoloji...
*Bu kadar kötü olamaz okul sizin için...
Elbette bu kadar kötü değil. Bütün bu olumsuzluklar karşısında çaresiz kalmamak, ezilmemek, karizmayı çizdirmemek, rezil olmamak için okulu asıyorsun...
Serseri öğrenci havaları basıyorsun... Cool takılıyorsun... Okulun yasakladığı ne varsa, onları yapıyorsun... Kolej’de daha lise ikide devrimcilik yaptım ben...
Sigara yasaktı. Her teneffüste, kırk yıllık tiryakiler gibi, tuvalette sigara içerdik, serseri öğrenciler hep birlikte. Sigarayı ortak parmakla baş parmak arasında sıkıştırıp, fırlatırdık bitirdiğimizde. Kolej’in civarındaki kahvelerde her turda 2.5-5 lirasına okeye dönüyordum ben... Geceyi bilardo masasında uyuyarak geçirdiğimi bilirim... Kahvenin dışarıdan duvar şeklinde görünen gizli bölmelerinde briç, king, poker oynadığımı hatırlarım ben... Loş kulüpler, pullamalar, afişlemeler, mitingler, ajitasyonlar saymıyorum bile...
Şimdi daha 15-16 yaşında bir genç bunları niye yapar? Okuldan çok mutlu olan, huzurlu keyifli olan bir genç, bu kadar reaksiyoner davranabilir mi?.. Bugün nostalji yapıp, kimse sallamasın... Geçmiş eğitim sistemi ve okul düzeni bir korku imparatorluğuydu... Biz de o korku imparatorluğuna karşı, ezilip silinmemeye çalışan, kendi çapında küçük direnişçiler... Okul tarihi benim için, bir keyif tarihi olmaktan ziyade bir direniş tarihiyse, ben o korku imparatorluğunu kutsamam.
Çocuklarımı da o korku imparatorluğunda şekillendirmem...
* Sizin bugünkü kişiliğinizin altında okuldan aldığınız eğitim yok mu? Kolejlerde okumanız, Siyasal’ı bitirmeniz sizin bugünlere gelmenize katkı sağlamadı mı? Böyle mi diyorsunuz?
Tam onu demiyorum. Bir kere Kolej’le Siyasal’ı ayırmak lazım. Siyasal Basın Yayın gazetecilik okulu bir üniversite. O benim bilinçli meslek tercihim. Onun için girdiğim dersleri, hocaları, eğitimi sevdim ben. 12 Eylül öncesi ne kadar eğitim olursa o kadar oldu, ancak dönemin suçunu üniversiteye atamayız. Benim söylediğim ilk ve orta eğitim. Kolej olması bana bir avantaj sağladı... Ancak sağladığı avantaj okulda gördüğüm eğitimle öğretimle ilgili değildi... Kolej bana kendine güvenmesini öğretti. O güven benim için hayatta etkili oldu... Bir de İngilizce öğretiyor. Onu temelini almış olarak hayata başladığınızdan, yurt dışıyla haşır neşir oluyorsunuz. Kolej olmasaydı mesleğim üzerinden dünyayı o kadar genç yaştan dolaşamazdım. Uluslararası alanda gazetecilik yapamazdım. Fakat bunların hiç biri, ilk ve orta eğitimde yaşadığım korku imparatorluğu gerçeğini yok etmiyor... Çocuklarıma yaşatmam bunu...
* Ayşe Nazlı zaten okuyor, Mina ve Poyraz Deniz’in nasıl bir öğrenim görmesini istersiniz, nasıl bir planınız var onlarla ilgili?
Okurken korkmasınlar... Bugün derste neler olacak diye kaygılanmasınlar?.. Okulda öğretmen bana fırça mı çekecek? Bilemezsem rezil mi olacağım?.. Quiz yaparsa sıfır mı çekeceğim?.. Sınav soruları nereden gelecek gibi insan beynini altüst eden, ilerde hiçbir şeye yaramayacak bilgiler için, kendilerini mutsuz etmelerini, germelerini istemiyorum... Sanatçı olacaklarsa, sanatla ilgilensinler, tenisçi, basketbolcu olacaklarsa keyifleriyle onla ilgilensinler...
Kasmadan keyifle ve hobi olarak yapsınlar eğitimi. Severek ve hobi şeklinde alsınlar eğitimlerini... Dil öğrensinler, merak duygusunu geliştirsinler ve hobi edinsinler... Ben okulda öğrendiklerimle başarılı olmadım... Hobilerimi ve ilgili alanlarımı işim yaparak başarılı oldum. Gençliğimde siyasetle ilgileniyordum gazeteci oldum... Futbolla yatıp futbolla kalkıyordum, futbol yorumculuğu, programcılığı yaptım... Edebiyatı seviyordum, yazı yazmaya öykünüyordum...Yazı yazarak ekmek paramı çıkartmaya başladım...
Sinema, görsellik gençlik yıllarımın en önemli hobisiydi... O görsellikle gazeteciliği birleştirip televizyoncu oldum... Ben hayatta hobilerimle başarılı oldum... Okulda öğrendiklerimle değil... Geçenlerde New-York Times gazetesi yazıyordu, “14 yaşınızdaki hobilerinizi işiniz haline getirin” diye... Öyle yaptım ve başarılı oldum... Derslerde inekleyerek değil...
* Okul hayatı bittikten sonra bir de hayattaki başka bir okul dönemi başlıyor. İşte ben henüz üniversite ikinci sınıfa başlarken sizinle Show Haber’de başladığım yıllarla birlikte sizden çok şey öğrendim televizyonculuğa, gazeteciliğe ve yaşama dair. O yüzden tüm öğretmenlerime olduğu gibi size de teşekkür etmek istedim. Sizin var mı son olarak söyleyeceğiniz ya da teşekkür etmek istediğiniz kişiler?
Okulu asıp sokağı birlikte öğrendiğim bütün arkadaşlarıma teşekkür ederim...
O sokak beni ben yaptı...
Çocuklarımı kendi öğrenciliğimdeki gibi yetiştirmemeye o korku dolu okul psikozuna sokmamaya yemin ediyorum
Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan
Haberin Devamı

