CNN’in hükümetten dilediği özür...

Haberin Devamı

CNN’in kıdemli Başkan Yardımcısı Parisa Kosravi, “Gezi Parkı olaylarında yanlış alt yazıyla verilmiş bir fotoğraf ve bazı haberler”den dolayı Bülent Arınç’tan özür diliyor...

Görüşme 2 Temmuz’da gerçekleşiyor...

Elbette AKP hükümeti CNN’in dilediği özrü bir başarı olarak görüp, böyle lanse ediyor...

Oysa ben AKP hükümeti değilim, bir gazeteciyim...

CNN’in AKP hükümetinden dilediği özür beni tatmin etmiyor daha fazla ifrit ediyor...

CNN gibi her gazetecinin referans aldığı uluslararası bir medya kuruluşunun, açıktan “yayıncılığı katleden” bir televizyonculuk anlayışını yürüttükten sonra, muhatap olduğu hükümetten özür dilemiş olmasına daha da ifrit oluyorum...

***


Çünkü yaptıkları yayın bir yanlış anlaşılma, bir insani hata, bir teknik zaaf falan değil...

Yaptıkları yayıncılık bir ülkenin, yapısını ve kimyasını düpedüz değiştirme amaçlı, gayet bilinçli, planlı ve taammüden yapılmış bir yayın...

Neyin özrünü diliyorsunuz?..

Eğer dilediğiniz özür gerçek olsaydı, bugün Türkiye’de değil, Mısır’da toplanan milyonları, “göstericiler” mantığıyla “küçülterek, iktidarı protesto eden insanlar” konumuna düşürmezdiniz...

***


Mısır’da küçülterek verdiğiniz ve gittikçe arkalara atarak, yok farz ettiğiniz protesto gösterileri aslında, “bir hükümeti, bir icraatı, bir kararı” protesto etmiyor...

Seçilmiş iktidarlarına el konulmasına karşı, milyonlar, tutuklanan liderlerini geri almaya çalışıyorlar...

Bu iktidarı demokratik yollardan protesto etme eylemi değil...

Bu gasp edilmiş bir iktidarı ve tutuklanmış liderlerini, darbeyi yapanların elinden “kurtarma” eylemi...

***


Bir gazeteci bu eylemde “taraf tutmayabilir...”

Fakat bir gazeteci bu eylemi, herhangi bir protesto gösterisi ya da iktidardan memnun olmayanların direnişi olarak gösterirse, o zaman bunda etik dışı bir kasıt, gazetecilik ahlakına aykırı bir cellatlık, uluslararası çıkar çevrelerinin hesabına yapılan bir kurnazlık ve tilkilik aranır...

***


Türkiye’de AKP iktidarı yerinde durduğu için siz de gelip özür diliyorsunuz...

Fakat Mısır’da seçilmiş iktidarlarının arkasında duran milyonların gösterilerinin ne anlama geldiğini anlatmadan yayıncılık yapıyor ve gerçekleri çarpıtmaya devam ediyorsunuz...

Yani yine gerçeği vermiyorsunuz, hakikati dünya kamuoyuna aktarmıyorsunuz...

Yine manipülasyon yapıyorsunuz...

Mısır’da ince yayıncılık taktikleriyle haksız gösterdiğiniz milyonlardan özür dilemek aklınıza gelmiyor...

Niye?..

Çünkü onlar bir darbeyle iktidardan düştüler...

Güç şimdi onların ellerinde değil...

Güç ellerinde olmadığına göre onlardan özür dilemeye de gerek yok sizin anlayışınıza göre...

Orada eski yayıncılık politikasına devam...

***


Ben AKP hükümeti değilim...

CNN’in AKP hükümetinden dilediği özrün benim için zerrece kıymet-i harbiyesi yok...

Aynı yayıncılığı Mısır’da yapmaya devam ediyorlar...

Orada özür dilemiyorlar, çünkü orada “iktidar” kendi istedikleri ve onu zorla ele geçiren adamların elinde...

Mrs. Parisa Kosravi;

Siz bu yayıncılığınızla dünyadaki gazetecilik okullarında, enstitülerinde referans bir yayın kuruluşu olarak kalabileceğinizi zannediyor musunuz?..

***


Mısır ve Türkiye...

Dünyanın uluslararası çıkar ve medya çevreleriyle içli dışlı olmayan bütün kesimlerine göre artık siz bir referans noktası değilsiniz...

Deşifre oldunuz...

Ne yapmak istediğiniz iyot gibi ortaya çıktı...

Hükümetlerden dilenen özürler, izleyiciler üzerinde referans olmazlar...

Sanırım sizi Bernard Shaw‘un ahı tutmakta...

Ne demek istediğimi siz anladınız; okuyucuya da başka bir yazıda anlatırım...

NOT: Bu yazı yayınladıktan sonra dün gece CNN, Türkiye’den özür dilemediğini, bu konudaki haberlerin yanlış olduğunu açıkladı. Bence çok iyi yaptılar. Çünkü zaten yayınlarının içeriği Mısır’da değişmemişti.. Ancak bu konuda CNN’cilerin açıklamak zorunda oldukları bir durum var.. O zaman Türk yetkililerle hangi konuyu ele almak için anılan görüşmeyi yaptılar. Türk yetkililer gaipten özür mü duydular.



DİGİTÜRK’ÜN TEKNİK SERVİSİ, REKABET VE AÇILACAK İHALE...

İçimden dua ediyorum ki, evdeki Digitürkler’de aman bir arıza çıkmasın...

Arızanın çıkması germiyor beni...

“Digitürk’ün müşterisini adam yerine koymayan, ilgisiz, telefonlara bile cevap vermek nezaketinde bulunmayan teknik servisiyle” yine dalaşmak zorunda kalacağım için geriliyorum...

Digitürk yönetimi aboneliği çok olan müşterilerine zaman zaman “iyi hizmet vermek için” teknik servise talimatlar gönderiyor...

- “Kutuyu değiştirin... HD kaliteli yeni servis kurun vs...”

Onlar da bizi, yani müşteriyi arıyorlar...

- “Efendim, gelip kutunuzu değiştireceğiz...” gibisinden...

***


Geçenlerde bir kutu değiştireceğiz diye geldiler, iki evin de bütün sistemlerini altüst edip gittiler...

Günlerce televizyon izleyemez hale geldi iki ev halkı...

Hatadır olur dersiniz...

Fakat “olmaz” diyeceğiniz şey “müşteriyi kaale almamak, ona hizmetle görevli olduğunu düşünmemek...”

Teknik servisin direkt telefonunu arıyorsunuz...

Cevap bile vermiyor...

En az on kez, değişik tarihlerde Digitürk bozulduğunda aradım, bir tek kez açılmadı direkt telefon...

Digitürk’ün 473’le başlayan, telefonu ise, zaten telesekretere bağlanmış...

Metalik sesten başka bir şey duymuyorsunuz...

İnsan çıkmıyor ki karşınıza, konuşasınız...

Size “arızayı nasıl gidereceğinizi” söylüyorlar, arızanızın ne olduğunu bilmeden...

- “Arızanız şuysa şöyle yapın... Buysa böyle yapın...” gibi insanı çileden çıkartacak bir bant kaydı var, başka da bir şey yok...

Arkadaş sen benim arızamın ne olduğunu nereden biliyorsun, kafadan atma “yeniden kurulum” yöntemiyle bütün arızaları düzeltmeye kalkıyorsun...

***


Umutsuz yere telefonda dakikalarca bekliyorsun, belki bir insanoğlu çıkar da derdinizi dinler...

Hayır yok...

Her arızada, Digitürk’ün reklam, halka ilişkiler ve medya servisine haber veriyorum, teknik servise ulaşsınlar da işimizi yapsınlar diye...

Digitürk yöneticileri tanıdığım, ne kadar düzgün çalıştıklarını bildiğim insanlar...

Fakat sanırım, çok uzun zamandır rakipsiz olmaları, “müşteri her halükarda bize mahkum” duygusunu uyandırıyor bazı servislerde...

Digitürk’ün ihalesi var yakınlarda...

O ihaleye katılmak isteyen bazı kuruluşları görünce, dilimin ucuna kadar geliyor bir şeyler söylemek...

- “Aman...” diyorum “Sus... Sakın konuşma... Şimdi konuşma...”

DİĞER YENİ YAZILAR