Haberin Devamı
Astoria alışveriş merkezine girdiğimde, etrafta ne kamera, ne son model araba, ne ışıklar, ne projektörler hiçbiri yoktu...
“Allah allah” dedim, “yanlış mı geldim acaba?..”
Serap Engin telefonda “Sinyora Erica ile İtalyan olmak” filminin, efsanevi oyuncu Claudia Cardinale‘nin de katılacağı çok özel bir gösterimi olacağını söylemiş “Sizi mutlaka filmin özel gösteriminde ve Claudia’ya akşam yemeğinde görmek istiyoruz” demişti...
Claudia Cardinale...
Kolej yıllarımın efsanevi İtalyan aktristi...
Muhteşem güzellikteki kadını...
Fellini‘nin 8.5 hafta filmiyle, güzelliğini bütünüyle ortaya koyduğu Burt Lancaster‘la çevirdiği Richard Brooks‘un Profesyoneller filminin afet kadını...
Kolej yıllarımda sanırsam Adora sabunlarının reklam filminde oynamıştı Claudia Cardinale...
Diana Ross’un söylediği “Do you know where you’re going to?..” parçası eşliğinde...
Muhteşem bir çekicilikteydi...
Claudia Cardinale’yle film seyretmek ve çocuklarım...
“Üzgünüm” dedim, “Çocuklarım ancak saat 17’ye kadar bende... Film 17’de başlıyor, yetişemeyeceğim...”
“Biraz geç başlatırız sizin için!.. Gelmenizi çok istiyoruz” dedi...
Pazar günü bir taraftan çocukları hazırlarken, bir taraftan da ben hazırlanıyordum...
Çocuklarla beraber çıktık evden...
Astoria’ya vardığımda kimsecikleri göremediğimden “Acaba yanlış mı geldim” diye düşünmüştüm...
Yukarıya çıktığımda, beni bekliyordu, film başlayalı biriki dakika olmuştu ve beni karanlık salona aldılar...
Önlerde bir sıranın kenarına iliştim...
Kapalıçarşı’da esnaf olan bir babanın, oğlunun İtalya’da, Sinyora Erica’nın evinde kalarak, dil okulunda İtalyanca’yı öğrenme macerasıyla başlıyordu film...
Ortalama bir İstanbul esnaf çocuğu Türk gencinin, Sinyora Erica’nın ellerinde, iki İtalyan güzelinin kaldığı pansiyon tipi evde, İtalyanca’yı öğrenip, İtalyanlaşması anlatılıyordu...
Sakin başlayan film, sonlara doğru gittikçe hareketleniyor, Matruşka bebekler gibi “dram içinden dram” üretiyordu...
Filmin finali artan bir tempoda etkileyici bir sonla bitiyordu...
Claudia 72-73 yaşlarında şu anda...
Filmde öyle bir Claudia var ki seyrederken bir kadının 70’inde değil, 80 yaşında da olsa, flört edebilen, dans eden, erkeğin ilgisiyle coşan, bir dişi olabileceğini gösteriyor...
Claudia’yı seyrederken, Kolej yıllarımın muhteşem kadınının hangi yaşa gelirse gelsin, muhteşemliğinden hiçbir şey kaybetmeyeceğini anlıyordum...
Film bittiğinde, küçük sinema salonunun gerçekten çok küçük ve özel bir grup tarafından doldurulmuş olduğunu gördüm...
Dışarda kamera olmamasının nedenini anlamıştım...
Film gösterimi gala öncesi, özel bir gösterim ve yemekti...
Claudia birkaç sıra arkamda oturuyordu...
Salondan yavaş yavaş çıktık...
Beni tanıştırdılar Kolej yıllarımın muhteşem kadınıyla...
“Sigara içebilir miyiz burada acaba?” dedi, “Türkiye’de artık kapalı yerlerde sigara içirmiyorlar sanıyorum, acaba burası da dahil mi bu yasağa?..”
Sigaradan vazgeçememişti...
Arka arkaya neredeyse birbirine eklercesine sigara içiyordu...
Fransız bir baba, İtalyan bir anneden Tunus’ta doğan Claudia kendi deyişiyle “Bir Türk gibi sigara içiyordu...”
Avrupa’da çok sigara içenler için kullanılan “Türk gibi sigara içmek” deyimini hatırlatıyordu...
Aşağıda yemeğe geçilecekti...
Fazla kalamayacaktım, yarım saat kırkbeş dakika sonra çıkmak istiyordum...
Ankaragücü Beşiktaş maçının ikinci yarısını seyretmek için...
O anda, cep telefonuma bir mesaj düştü...
“Dakika 1 Ankaragücü 1-Beşiktaş 0...”
Claudia Cardinale’yle yürüyen merdivenlerden beraberce iniyorduk...
Yanımdaki dünya çapındaki efsanevi oyuncuya baktım...
Sonra cep telefonumda Beşiktaş’ın daha ilk dakikadan gol yediğini haber veren mesaja...
“Şimdilik yemektesin” diyordu kalbim ve beynim...
Claudia’nın sağ yanına yerleştirdiler beni...
O anda farkettim ki, bu büyük Türko-İtalyano masadan ve bu muhteşem kadının yanından artık kalkmam mümkün olmayacak...
Artık sadece dostlarım ve sevdiklerim için tadıp bir iki yudum alıyorum şaraptan...
Claudia için tattım, filmin yapımcısı Can Arca’nın ailesinin Lüleburgaz’da ürettiği özel şarapları...
Özel bir oda ve masa hazırlanmıştı...
Herkes sigara tiryakisiydi ve deli gibi sigara içmek istiyordu...
Bilirdim o duyguyu...
İçinizden dua edersiniz, sigara içmeyenlerden biri bir maraza çıkarmasa da rahat rahat sigarayı tüttürebilsek diye...
Yanıbaşımda oturuyordu döndü bana “Sigara içmem seni rahatsız eder mi?..” dedi...
“Hayır etmez” dedim, “Rahat rahat için...”
Paris’te yaşıyordu...
Mare’yle Saint nehrinin kesiştiği yerde, nehrin üzerinde...
Ils Saint Louis adası tam karşısına geliyordu...
“Paris’in en sevdiğim yerleri oralar” dedim...
“25 yıldır Paris’teyim...” dedi, “Orayı çok seviyorum... Tek problem Mare semtinde gece geç vakit barlardan çıkan Gay gençlerin ‘Claudia sen bizim herşemizsin’ diye sürekli aşağıdan çağırmaları...”
Hiç evlenmemişti Claudia...
Oysa ben berebar yaşadığı yönetmenle evlendiğini sanıyordum yıllar önce...
Hayat doluydu...
Filmde İsmail Hacıoğlu’yla birlikte inanılmaz bir performans sergiliyorlardı...
Lavinia Longhi ve Nilay Cennetkuşu, Sinyora Erica’nın pansiyonunda kalan iki İtalyan kızı oynuyorlardı...
Diyaloglar hep İtalyanca’ydı...
İsmail Hacıoğlu, ezber yaparak İtalyancayı konuştuğunu söyledi bana...
Oysa sanki İtalyancayı öğrenmiş gibi gelmişti bana...
Nilay ise, üç aylığına İtalya’ya gidip İtalyanca’yı sökmüş, öyle oynamış filmi...
Yönetmen Ali İlhan benim Milliyet’te olduğum yıllarda babasının çalıştığı Milliyet Çocuk dergisinde başlamış kariyerine...
“Milliyet Çocuk gibi bir dergiden çıktığım için böyle yönetmen oldum” diyor...
Fellini’nin de karikatür dünyasından geldiğini hatırlatıyor...
Onda bir Fellini hayranlığı seziyorum...
Filmin geçtiği yer “Rimini”, Fellini’nin memleketi...
Film esasen Rimini’de bir miktar da İstanbul’da geçiyor......
Son yıllarda bir İtalyan modası var hayatta...
Kabul etmeliyim ki, benim kadar Fransız hayat tarzına sevgi duyan bir kişiyi bile, etkisinin altına aldı İtalya...
Dili, Rönesans’ı, dar sokakları, tarzı, ambiyansı, erkeği, kadını ve modası...
Her şey filmdeki gibi İtalyan’dı o gece...
Dönerken arabanın CD’sine bir parça koydum... “Amore” diye haykırıyordu şarkı...
KADIN 70’İNDE DE 80’İNDE DE HER ŞEYİYLE KADINDIR...
“Erkekler ve köpekler köpekler” giremez diye yazıyor pansiyon olarak işlettiği evinin penceresinde Sinyora Erica’nın...
Yıllar önce kocası terketmiş Erica’yı ve pansiyoner olarak da olsa bir erkeği evine almak düşüneceği en son şey Erica’nın...
Oysa kadın “erkekten ne kadar ürkmüş olursa olsun, ne kadar uzaklaşmış olursa olsun” her zaman kadın...
70 yaşlarındaki o kadından, bir süre sonra muhteşem bir dişi çıkartıyor Claudia filmdeki oyunuyla...
26 yaşındaki İsmail Hacıoğlu’yla sımsıcak bir flörtün dalga boyunda...
Hayat ne garip...
Bu yıl da 14 Şubat’ı çerçeveleyen günlerde İtalya girdi hayatıma...
Geçen yıl bu zamanlarda, bir kadınla Venedik’ten dönüyordum...
Sevgililer Günü’ydü ve ben mutluluğumu paylaşmak için yanımdaki kadının da teşvikiyle, cep telefonumda kayıtlı kadınların hemen hepsine “seni seviyorum” mesajı atıp, bu muhteşem sevgi gününün içimdeki sevgisini çoğaltmaya çalışıyordum...
Ne içten ve sıcak yanıtlar gelmişti o mesajlara...
Venedik havaalanında bakıp gülümsemiştim...
Geçen bir yıl bana öyle şeyler gösterdi ki, dün Sevgililer Günü’nde hiç kimseye hiçbir mesaj atmadım...
Hayat derslerle dolu bir mecra...
Olsun varsın...
Hayat bunun karşılığında bana, yine aynı günlerde Clauida Cardinale’yle muhteşem bir akşam yemeği, bir İtalyan filmi ve gecesini hediye etti...
Adoro!..

